Okan Bent Önok

Okan Bent Önok

02 Nisan 2025 Çarşamba

    UMUT GENÇLİKTE

    UMUT GENÇLİKTE
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Sokaklardaki gençlerin öfkesi anlık bir tepki değil, yıllardır biriken bir çaresizliğin patlaması. Onlar, yıllarca büyük fedakârlıklarla okumuş, umutla gelecek hayalleri kurmuş bir nesil. Ama mezun olduklarında karşılarına çıkan manzara, bekledikleri gibi olmadı. Bugün gençler, yalnızca işsizlik ya da düşük maaşlarla değil, sistematik bir umutsuzlukla mücadele ediyor. Artık mesele bireysel hayal kırıklıkları değil, kolektif bir çaresizlik.

    Gençler Neden Sokakta?

    Bugün sokaklarda olan gençlerin talepleri çok açık: Emeğimizin karşılığını almak istiyoruz! Üniversite okumak, onlara güvenli bir gelecek vadetmedi. Mezun olduklarında işsiz kalacaklarını, şanslılarsa asgari ücretle çalışacaklarını, torpilleri yoksa kamuda iş bulamayacaklarını gördüler. İşte bu yüzden seslerini yükseltiyorlar.

    Geçmişte aileler çocuklarına “Oku, adam ol” diyerek yol gösterirdi. Eğitim, bir gelecek garantisi gibi görülürdü. Ama bugünün gençleri, “Okuyup da ne olacağım?” sorusunu sormak zorunda kalıyor. Çünkü onlar, üniversite mezunu olduğu hâlde kasiyerlik yapanları, yıllarca mühendislik okuyup motokurye olanları, öğretmen olup atama bekleyenleri görüyorlar.

    İstanbul’da üniversite mezunu bir genç, ev kirasını karşılayamadığı için iki farklı işte çalışmak zorunda. Gündüz bir ofiste asgari ücrete yakın bir maaşla çalışıyor, akşam ise restoranlarda paket servis yapıyor. Hayalindeki meslek bu değildi, ama geçinmek zorunda. Mühendislik fakültesinden mezun olmuş bir başka genç, iş bulamayınca yurt dışına gitmeye karar verdi. Ancak pasaport harcı, vize ücreti gibi masrafları karşılayamadığı için bu hayali de suya düştü. Şimdi o da bir markette çalışıyor.

    İşte bu gençler sokakta. Çünkü diplomalarının bir kâğıt parçasından ibaret olmadığını kanıtlamak istiyorlar.

    Gezi Değil, Gelecek Hareketi

    2013’te Gezi Direnişi, bir çevre mücadelesi olarak başlamıştı. Ağaçları korumak isteyen gençler, zamanla çok daha büyük bir harekete dönüşmüştü. Marjinal grupların provokasyonlarıyla olaylar kontrolden çıkmış olsa da, özünde bu bir özgürlük hareketiydi. Ancak bugün sokakta olan gençler, bir park ya da çevre meselesi için değil, bizzat kendi yaşam hakları için mücadele ediyor.

    Bu farkı anlamak önemli. Gezi’de gençler, yaşadıkları sistemin baskıcı yönlerine karşı ses çıkarmışlardı. Bugünse, sistemin onlara sunduğu “geleceksizlik” karşısında ses yükseltiyorlar. Üniversite okumalarının hiçbir anlam ifade etmediğini, torpilsiz iş bulmanın imkânsız hâle geldiğini, maaşların enflasyon karşısında eridiğini biliyorlar.

    Bir belediye başkanının rehin alınması, gençler için sadece siyasi bir olay değil. Onların gözünde bu, kendi geleceklerinin de rehin alınmasının bir simgesi. Yıllarca çalışıp didinmiş, emek vermiş gençler, birkaç kişinin siyasi hesapları yüzünden hayatlarının belirsizliğe sürüklendiğini düşünüyorlar. İşte bu yüzden sokaktalar.

    Aileleri İçin de Sokaktalar

    Bugün üniversiteli gençler sadece kendileri için değil, aileleri için de isyan ediyor. Anne babalarının maaşlarının yetmediğini, emekli Hasan amcaların, Ayşe teyzelerin geçinemediğini görüyorlar. Eskiden bir öğrenci, ailesinden harçlık alarak okuyabilir, en kötü ihtimalle bir kafede çalışarak hayatını sürdürebilirdi. Bugünse gençler, ailesine destek olmak için çalışmak zorunda. Çalışan aileler, çocuklarına yeterli harçlık bile veremez hâle geldi.

    Bir üniversite öğrencisi anlatıyor: “Annem asgari ücretle çalışıyor. Babam emekli ama aldığı maaş yetmiyor. Ben de okuldan sonra restoranda garsonluk yapıyorum. Ama yine de eve yeterince katkı sağlayamıyorum. Üniversiteyi bitirsem bile değişen bir şey olmayacak. Çünkü mezun olduktan sonra da işsiz kalacağımı biliyorum.”

    Bu hikâye, sadece bir gence ait değil. Ülkenin dört bir yanında, benzer kaderi paylaşan binlerce genç var.

    Bu Sefer Evlerine Dönmeyecekler

    Bu gençler, mizahla dertlerini anlatmayı iyi biliyorlar. Sosyal medyada yaratıcı paylaşımlar yapıyor, politik ve ekonomik eleştirilerini esprili bir dille dile getiriyorlar. Ama artık sadece gülüp geçmiyorlar. Bugün sokaktalar ve bu sefer kolay kolay evlerine dönmeyecekler. Çünkü talepleri sadece bireysel değil, toplumsal bir değişimi hedefliyor.

    Geçmişteki gençlik hareketleri tarih boyunca büyük değişimlere öncülük etti. 1968 hareketleri, Fransız gençliğiyle başladı ama tüm dünyada yankı buldu. 1980’lerin darbe sonrası sessizliği, 90’larda yavaş yavaş yerini protestolara bıraktı. 2000’ler Gezi ile yeni bir dönemi açtı. Şimdi ise Türkiye’de gençlik hareketi, tamamen yeni bir karaktere bürünüyor.

    Bugünün gençleri, partizan kavgaların içine çekilmek istemiyor. Onlar, “hangi görüşten olursak olalım, hepimiz aynı mağduriyeti yaşıyoruz” diyerek birleşiyorlar. Üniversite mezunu işsizler, atanamayan öğretmenler, güvencesiz çalışan genç emekçiler… Hepsi aynı dertten muzdarip. Ve bu dertleri çözülene kadar geri adım atmayacaklar.

    Bir Nesil Kaybedilmek İstemiyor

    Bugün yaşanan hareketlilik, bir neslin geleceği için verdiği bir mücadele. Gençler artık “bir şekilde idare ederiz” demiyor. Çünkü görüyorlar ki, idare etmek mümkün değil. Ekonomik koşullar her geçen gün daha da kötüleşiyor, işsizlik oranları artıyor, eğitim sistemine olan güven sarsılıyor.

    Bu yüzden bu nesil, sessizce kaybolmayı reddediyor. “Diplomalı işsiz” etiketine mahkûm edilmek istemiyor. Hak ettikleri yaşamı, hak ettikleri çalışma şartlarını talep ediyorlar. Ve bu sefer, sadece ses çıkarmakla kalmayacaklar.

    Çünkü biliyorlar ki, seslerini duyuramazlarsa, kaybedilen yalnızca onların geleceği değil, tüm ülkenin yarını olacak.