02 Nisan 2025 Çarşamba
Berlin`de 3.5 yılda 90 kişi Müslüman oldu
Kuzey Almanya Beşiktaşlılar Derneği'nden Birleştirici ve Geniş Katılımlı İftar Programı
BALIKLARIN TÜRKİYE SAHİLLERİ BOYKOTU!
İKİ YÜZLÜ UYANIKLAR
BİRLİĞİMİZİ GÜÇLENDİRELİM!
İSRAİL-FİLİSTİN SAVAŞINDA TÜRKİYE´NİN TAKINMASI GEREKEN TAVIR
Oldum olası bir işin başında yaratılan suni ortamlara, şatafata, tantanaya kanmam. Her söylenene ve vaatlere de inanmam. İnanmış olanlara da şaşarım.
İnsan çiğ süt emmiş derler ya. Hepsinin davranışı farklı, farklıdır… Kimi hakka hukuka, adalete, yargıya göre hareket eder, kimi ise bunların arka sokaklarında gezinir; yalana, riyaya, sahtekarlığa meyleder. Bunun doğal sonucu olarak haksızlığa uğrayanlar eğer imkanları ve tanıdıkları var ise mahkemelere, avukatlara koşar, yıllar süren davalar ile uğraşırlar. Bir insana iftira atmak kolaydır. Aksini ispat etmek ise son derece zordur. Günümüzdeki mahkemeler pek filmlerde gördüklerimize benzemez. Hakim ve savcılar yüzlerce davaya bakmak zorundadırlar. Bu nedenle de her davaya yeterince vakit ayırmak, yalanlardan gerçeği sıyırıp ortaya çıkartmak kolay değildir.
Yaşamım boyunca gördüm ki, haksızlığa uğrayanların kendi elleri ile vermek istedikleri ceza, yaradanın uygun göreceğinin yanında çok hafif kalıyor. O nedenle işine karışmamak lazım. Elbette yasal yollardan hakkını aramaktan vazgeçmemek gerekir. Bazen işler öyle bir yöne sapar ki, ne Avukata ne Mahkemeye suçsuzluğunuzu bile anlatamazsınız. Acz içine düşersiniz. Böyle durumlarda içinizdeki aslanı sakinleştirip beklemek gerekir.
Böyle bir durumda en iyisi, en güzeli sabredip; “Allah bildiği gibi yapsın” ya da “Allahualem” diyerek geri çekilmektir.
Geride kalan 70 küsür yılda kötülükle uğraşanların, başkalarına kötülük yapmaktan zevk alanların, haksız yere garip gurebaya saldıranların, onların hakkını yiyenlerin nasıl bir sonla cezalandırıldıklarını gördüğüm için sebep olanlara acımaktan başka bir şey yapamadım. Onları ikaz etmeniz, uyarmanız da bir işe yaramıyor. “Sussan olmuyor, susmasan olmaz…” desek te sabır taşına sığınıyorsunuz. Uzun vadede sizin için doğru olan, karşınızdaki için eğdi oluyor.
İnsanların başına ne geliyorsa yalın yaşantıdan sıyrılıp, lükse düşmeleri, bize bir armağan olarak sunulan hayat misafirliğinde maddi zenginliklere kapılmamız, zenginliğin getirdiği kibre kapılmamız, gücü kalıcı zannetmemiz, nefsimize sahip çıkmamamız sonumuzu hazırlıyor. Diyorlar ya, dünya hayatı üç gün diye… İşte bu üç günlük dünya hayatını zindana çevirmekte, cennet bahçesi yapmakta bizim elimizde, irademizde… Bunun için çevremizde olup bitenlerden ders almamız gerekiyor.
Bazı insanlar “ibret almak” ve yaşantıları ile örnek olmak için, bazıları ise yaptıkları hataların sonuçları ile “ibretlik olmak” için bu dünyaya gelirler. Çevrenize bakın, hem ibret alanları hem de ibretlik olanları kolaylıkla birbirinden ayırt edebilirsiniz.
Bu nedenle “İlahi adalete” inanırım. Çünkü insanların adaleti çok karışık ve çok geç tecelli ediyor. ilahi adalet ise bilirkişi, dilekçe ve ifade gibi kırtasiyelerle uğraşmıyor. Bazen küttedek sonuçlanıveriyor, şaşırıyorsunuz…
Ayrıca yaradanın adaletine karışmamak lazım. Orada sabır devreye giriyor. Bekleyip görmek gerekiyor. Çoğu kez bizim adaletimiz onun adaleti karşısında çok hafif kalıyor…
Aman ha! Siz, siz olun uğradığınız haksızlıkların cezasını siz vermeye kalkmayın. Oturun bir kıyıya önünüze gelenleri seyredin…
İbretlik değil, ibret alanlardan olun…
Mevlam neylerse güzel eyler…
Taner TÜMERDİRİM