
Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin AKP-FETÖ kumpasıyla Silivri tutsağı olduğunda, destek verilmiş, Kılıçdaroğlu nikah şahitliği yanında, serbest kaldığında CHP’den Milletvekili seçtirmişti.
Sonradan, Baykal ekolünden gelen ve bir yere ulaşma hırsıyla her yolu deneyecek biri olduğu bilinen Muharrem İnce’nin CHP’ye şantaj olarak kurduğu partiye gitmiş, oranında dipsiz bir kuyu olduğunu görünce oradan da kendisini tutsak eden Erdoğan’a sığındı. (*1)
Erdoğan’ın parti rozeti taktıktan sonra Mehmet Ali ile yaptığı konuşma, bırakın Türkiye Cumhuriyet’inin
Cumhurbaşkanına, sıradan bir insana bile yakışmayan iğrenç bir tutum içinde bulundu.
Şimdiye kadar bir partiye katılan kişinin, eşinin de kürsüye çıkarılmasının hiçbir örneği yoktur.
Baştan bir senaryo hazırlanmış olduğu görüldü.
Törende Erdoğan, M. Ali Çelebiye: ‘’Senin kaç çocuğun var?’’ Sorusuna M. Ali ‘’bir tane efendim’’
Erdoğan M. Ali’nin eşini işaret edince; ‘’doktora yapıyor efendim, kariyer için’’ dediğinde ‘’Olmaz ya, kadının kariyeri çocuk doğurmak. Çocukta olmalı, çoğaltmak lazım’’ dedikten sonra M. Ali’nin eşine; ‘’yaş kaç?’’ sorusuna kadın ‘’44’’ deyince:
‘’Allahtan isteyelim, devam. Çocuk çok önemli. Bak PKK’lıların 5, 10, 15 tane var!’’ dedi.
Bu konuşma olurken Grup Başkan Vekili: ‘’Mikrofon açık’’ uyarısına rağmen konuşmasını bilerek inandığı için söylerken, Kürt vatandaşlarını da aşağılıyor. Onun beyninde her Kürt, PKK’lı olarak görüyor.
Şimdi bu sözlerden sonra M. Ali’nin eşi bu aşağılamaya tavır koyacak mı?
Onurlu bir kadının tavır koyması beklenir
AKP’de milletvekili kadınlar, çıkarları gereği ses çıkartmayabilirler
Bu kadını aşağılama cüretine AKP’ye oy veren kadınların bakalım kaç tanesi onur sorunu olarak görecek!
Hele AKP’ye oy veren Kürt vatandaşlar, özellikle Kürt kökenli kadınlar mutlaka gerekli tepkiyi vereceklerdir.
Erdoğan, beynindeki gerçek inancı, amacı, Laik Cumhuriyet’e, Mustafa Kemal Atatürk’e olan düşmanlığını birçok özel yetiştirilmiş kişiler gibi saklayarak, bu düşmanlığı sadece uygulamalarda değil, duygusallığının öne çıktığı her ortamda söyleyen bir kişiliğe sahiptir.
17-25 Aralık’ta AKP iktidarının ve Erdoğan ailesinin belgelerle rüşvet ve soygunları ortaya dökülmesi ve 15 Temmuz’da övgülerle adına festivaller düzenlenen sonra bir neredeyse yeni Kabe saydıkları ABD’deki mekanında saatler yanında sümüklü mendilini bile kutsal saydıkları Fetullah Hoca Efendileri FETÖ olmuştu.
Kumpas davalarıyla Silivri zindanlarına atılan kimi ikiyüzlüler bütün suçu FETÖ’ye yükleyerek, bu davaların asıl sorumlusu, FETÖ savcılarına zırhlı araçlar veren, ‘’bu davaların savcısıyım’’ diyen Erdoğan’a çıkarları gereği biat eden iki yüzlülere bakınca M. Ali Çelebi’den daha korkak ve iki yüzlü olmaktan utanmıyorlar.
Erdoğan’ın Osmanlı hayranlığı, gerçek kökenini gizleme amacıyla yaptığı, bazı araştırma ve incelemelerde ortaya çıkmaktadır. (** 2)
Erdoğan’ın başlarda kadrosuna aldığı kişileri tanıdığı için değil, ona yol haritası çizenlerin de amacına uygun hareket etme zorunluluğunda olduğu için kadrosuna almıştı.
Onların görevi bittiğinde de buruşturup atılmamış, boş bırakılmamış bildiklerini açıklamalarını da engellemek için onu o makama getirenlerin onayı ile hapislere sokulmuşlardı.
Ama toplumu yanıltan bir aldatmaca var ki, bu Laik Cumhuriyete, demokrasiye darbeyi Erdoğan’ın vurduğu kendileri neyse ama halka da bunu yedirmeye çalışıyorlar.
Bir kere Erdoğan’ın eğitimi bu ağırlığı kaldıramaz.
Belgeli olarak sadece İmam Hatip Okulundan mezuniyeti var.
O da defalarca basında ve kitaplarda da ortaya konduğu gibi İmam Hatipte de Arapça ve Kuran derslerinden zayıf not aldığı için Öğretmenler Kurulu kararıyla diploma almıştı.
İmam Hatipten sonraki okul hayatı karanlıkta.
20 yıldır tüm yanlışlıklarına, aile boyu yolsuzluk suçlamalarına ülkenin bir kabile konumuna getirilmesini Erdoğan’ın her yanlışını dış güçlere bağlarken, Muhalefet sonunda meclis konuşmalarıyla bu iktidarın gitmeyeceğini anlayarak birlikte tavır koymalarının karşılığını yerel yönetim seçimlerinde aldı.
O nedenle iktidar muhalefet birlikteliğini bozmak için her türlü etik dışı yollar peşinde, ama boşuna.
AKP iktidarı ve iç-dış kabile devletçiklerinin yolun sonuna geldiklerini gördükleri için her türlü yasadışı önlemlerle, ülkeyi din ve köken çatışmasına dönüştürerek iktidarda kalmayı hedeflemektedir.
AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal:
‘’Tarihteki en sert kültürel devrim Türkiye’de yaşanmıştır. Cumhuriyet bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi hasılı bütün düşünme setlerimizi yo etmiştir. Bugün konuştuğumuz Türkçe ile bir düşünce üretemeyiz, sadece konuşa ihtiyacımızı karşılayabiliriz.’’ demişti.
Bu dilbilgisi cehaletiyle yalanlarla dolu bu sözler, bir eleştiriden çok Türkçeye, dil devrine değil hedef aldığı Kurtuluş Savaşının önderi, Laik Cumhuriyet’e karşı bir nefret dilidir.
Erdoğan’ın potlarını sansürleyen iletişim başkanlığı bu ihaneti sansürleyemeden kamuoyunda öfke uyandırınca en önemli taktikleri olan ‘’yanlış anlaşıldım’’ deme zorunda kaldı...
Gidici olduklarını günbegün daha açıkça anladıkları için her türlü yasa dışı yola başvuracakları anlaşılıyor.
Bu nedenle AKP’den ayrılmaları önlemek için hazırladıkları dosyalarla ayrılışları önlemek istemektedir.
Korku paniğe, panikle şiddete, sansüre, tehditte başvuruyorlar.
Bunlar artık gidici
Mehmet Ali Çelebiler, Desticiler de kurtaramayacak.
Ne demişti bilgeler:
Ecel geldiyse cihane-başağrısı bahane!
Yıldız AKALIN
(*1) Muharrem İnce, Cumhurbaşkanı adayı yapılınca ‘’Bundan sonra genel başkanıma asla rakip olmam’’ demişti.
(**2) Türkiye’de Kim Kimdir ( Oğuz Hakkı Göktürk) Kayıp Sicil Dosyası ( Soner Yalçın) Musa’nın Çocukları (Ergun Poyraz)




Kommentare
0 KommentareNoch keine Kommentare zu diesem Artikel. Seien Sie der Erste!