(Bu yazıma birçok tanıdık öfkelenecek. Buna rağmen ilkelerim doğrultusunda düşüncemi eğilmeden, bükülmeden yazdım. Tartışmaya da varım!) 19 Mayıs 1919’da başlayıp 9 Eylül 1922 de İzmir’de son işgalcinin denize dökülmesiyle kazanılan Kurtuluş Savaşı sıradan bir savaş değildir! Son Osmanlı Hanedanının tahtları ve sarayları karşılığı topraklarını emperyalizmin işgaline teslim ederek çakma devletçikler kurdurulmasına razı oldular. Mustafa Kemal ve bir avuç silah arkadaşlarının asırlardır o topraklarda yaşayan insanları bile Anadolu’dan, Tarakya’dan hatta Ortadoğu’dan kovma senedi olan Mondros ve Sevr dayatmasına karşı başlattığı Kurtuluş Savaşını zaferle noktaladı. Bu kutsal savaş, tarihte Emperyalizmin yenileceğini kanıtlayan ilk savaştı Emperyalizm bu yenilgiyi resmen kabullense de ruhen asla kabullenemedi. Tüm ülkenin topraklarının karşılığı olarak saraylarında yaşamayı kabul eden Hanedan ve artıkları İhanetlerinin hesabını vermemek için İngiliz Savaş Gemilerine binerek, yükte hafif pahada ağır istifledikleri ganimetlerle kaçtılar. Kaçamayan İngiliz ve ABD Mandacıları pusuda kurtuluşun öcünü almak için fırsat kolladılar. 29 Ekim 1923 Cumhuriyet ile yerine getirerek ilelebet yaşayacak eşit yurttaşlardan oluşan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Cumhuriyeti Laiklikle taçlandırılmış bir Ulus Devleti Kuruldu. Hatta bu ‘’Kutsal İsyanın’’ cephe ve cephe gerisi kadınlara da eşit yurttaşlık hakları yanında birçok Avrupa ülkesinden önce seçme ve seçilme hakkını verdi.(* 1)  Savaştan sonra savaştığı ülkelerle barışa katkı olarak Bağdat Paktını kurarak ‘’Yurtta Barış-Dünyada Barış’’ ilkesini ilan ederken ‘’zorunlu olmadıkça savaş bir insanlık suçudur!’’ Demişti. Atatürk’ün en önemli isteği eğitim ve harf devriminden sonra toprak reformu ve Köy Enstitülerini kurmaktı. Bu isteğini yerine getiremeden 10 Kasım 1938’de bu dünyadan ayrılarak çok sevdiği Ulus’unun kalbinde yerini aldı. Savaştığı komutanlar bile onu saygı ile ebedi istiharatgahına gözyaşları ile birlikte uğurladılar. Atatürk’ten sonra Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü Köy Enstitülerini açarak Atatürk’ün bu amacını gerçekleştirdi. Toprak Reformunu gündeme getirince Atatürk’ün başbakanı Celal Bayar ve CHP yönetimindeki toprak ağası Adnan Menderes yeni bir parti kurarak toprak ağaları ile birlikte ABD ile anlaştılar. ABD, 2. Dünya Savaşına katılmayan İnönü’yü cezalandırarak DP’yi iktidara getirerek devrimleri çiğneme dönemini başlattı, on yıllık DP iktidarında demokrasi askıya alındı, bilim adamları, muhalefet baskı altına alındı, İnönü’ye suikast düzenlendi. 27 Mayıs 1960’ta Ordu yönetime el koydu.(**2) 1961 Anayasası birçok Avrupa ülkelerinden daha demokrat ve daha çağdaş olmasını sindiremeyen, DP’nin devamı sayılan AP, ANAP 12 Mart Muhtırası ve 12 Eylül Faşist Darbesi ile yok ettiler. Laik Türkiye Cumhuriyeti 2002 Yılından beri İngiliz gemilerinde yer bulamayan Kıblesini ABD’nin 6. Filosunu kabul eden işbirlikçi İngiliz ve ABD işbirlikçileri tarafından yönetilmektedir! Örgütlü demokrat, Laik, ilerici örgütler: Alevi Örgütlenmesi, Kürt Örgütlenmesi, Sol Fraksiyonlara bölünmesiyle zayıflamış, Meydanı Siyasal İslamcıların ve Tarikatların egemenliğine terk etmişlerdir. Merkez sağın bölünmüşlüğü yanında Sol’un özellikle Kurtuluş Savaşının siyasal imgesi CHP’nin:  SHP-DSP- CHP olarak bölünmüşlüğü sayesinde % 34 oy oranı ile Siyasal İslamcı AKP’nin iktidara gelmesine katkıda bulundular. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın ihaneti ile ABD ile yaptığı gizli pazarlık nedeniyle Muhtar bile olamayacak konumdaki Erdoğan’ı ülke yönetiminin başına getirmişti. (***3) Baykal’ın dayatmasıyla CHP’nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu bir ara ‘’Ben Dersimli Kemal’im’’ diyerek Dersim İsyanını destekler tavrı yanında yurt içi örgütlenmesini yurtdışı örgütlenmesi görevini verdiği eski AABF Başkanı Ali Kılıç HDF’in dışlayarak Alevi Örgüt yöneticilerini CHP örgütlerinin yönetimine atadı. O zaman tarikatların dini inancını siyasetlerine alet etmelerine niçin kızıyoruz? Laiklik bütün inançlara mesafelidir. Türkiye’de olsun, Yurtdışında olsun bu arkadaşlar, her caminin karşısına bir Cem Evi için mücadeleye soyunarak Siyasal İslamcılar gibi inanç üzerinden siyaset yapmaya başladılar. Türkiye’de işçi sınıfı mücadelesini küçümseyip, silahlı devrim yapmaya soyunanlar 12 Eylül Faşizminden kaçarak Avrupa’da ya inanç örgüt yönetimine ya Uda Steinbach yanında Kemalizm’e karşı mücadeleye kalkıştılar ya da kimileri gibi solculuğu paspas yapıp AKP tarafından Büyükelçi oldular… Bugün sol o kadar parçalara bölündü ki; Gandi’nin, Mao’nun, Fidel Castro’nun Habib Burgiba’nın örnek model olarak aldıkları Mustafa Kemal Atatürk unutulmuş, Türkiye Cumhuriyetinin simgesi Ayyıldız’lı bayrak yerine o ülkelerin simgeleri bayrak yerine konulmuştur. Bu nedenle Tarihte ender bir mücadelenin örneği Türkiye Cumhuriyeti Devleti diplomasız, eğitimsiz, Emperyalizmin rahat hükmedeceği siyasal İslamcı yeteneksiz birinin diktasına teslim edilmiştir. Yıldız AKALIN (* 1) Medeni kanunlarla ülkeyi uygar medeniyetler seviyesine getirmek için endüstri alanında sayısız fabrikalar yanında Kayseri’de kurulan uçak fabrikasıyla uçak üretmeye başlamıştı. Sümerbank, Seka çimento fabrikaları, demir yolları ile ülkeyi Demirağlarla ördüler. Ekonomik ve endüstri yanında köylüye verilen katkılarla dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden birisi oldu. (** 2)) 27 Mayıs’ta Menderes ve iki bakan İsmet İnönü’nün ısrarına rağmen ileride 12 Mart Muhtırası, 12 Eylül Darbesini gerçekleştiren ABD yanlısı askerlerce idam edilmeleri 27 Mayıs hareketine leke sürmüştür. (***3) 1926 yılında Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin İngiliz Sömürgesi Müslüman ülkelerce örnek alınmasın diye Mısır’da kurdurdukları Müslüman Biraderler örgütünün üyesi olan RTE ve Hamas Lideri Halid Meşal. Erdoğan o nedenle Havas’tan yana.