- Pandemi çadırına kayıt işlemi yapıldıktan sonra hastane içi vezneye 250 TL yatırılacak
- Pasaport fotokopisi, kimlik fotokopisi, ve uçak bileti fotokopisi ile başvuru yapılacaktır. Bütün (belgelerin 2 adet fotokopisi olacaktır)

Güneşiyle, toprağıyla, dağıyla-taşıyla, tarihi eserleriyle emsalsiz bir ülke Türkiye. Almanya’da yaşıyoruz ama Türkiye kökenliyiz. “Almancı” diyorlar adımıza. Bu ismi aşağılamak için kullanıyor olmalılar. Gurbetçi diyenler de var. Almanya’da yaşayan Türkiyeliler kendi istekleriyle gelmediler bu topraklara. Almanya davet etti Türkiye de gönderdi. 2 seneliğine gelmiştik bu topraklara. Hâlâ dönemedik. Bundan sonra da dönecek değiliz. Çocuklarımız, torunlarımız Almanya’da doğup büyüdüler, eğitimlerini burada aldılar. Bizlerin de alın teri buralarda aktı ve beli buralarda büküldü. Bizler anamızı-babamızı yakınlarımızı ziyaret için her sene oraya gidiyoruz. Bizim çocuklarımız Türkiye’ye belki tatil yapmaya bile gitmeyecekler. Hele Türkiye bizlere Almancı anlayışıyla yaklaştığı sürece, güzel vatanımız çocuklarını bağrına basamayacaktır. İstese de basamayacaktır.
Türkiye, hiçbir zaman ismine Almancı dediği, gurbetçi dediği insanların elinden tutmadı. Hep onun cebindeki parayı istedi. Bir ara holdingler geldi, Almancı ’ya ortaklık vadettiler ve ne var ne yoksa alıp götürdüler. Onlar da aynı şeyi yaptılar. Sonrasında o ülkenin başbakanına konu iletildi, ” Bana sordunuz da mı verdiniz” cevabını aldılar. Eyvallah dedik.
Seçme ve seçilme hakkı veriyoruz dediler, sevindik. Seçme hakkı verdiler, seçilme hakkı vermediler. Yani Almancı kendi vekilini seçemiyor. Emekli edeceğiz sizi dediler, ettiler, bizlerden faizsiz kredi aldılar. Sonra da, kesin dönüş yapmazsanız ve bulunduğunuz ülkede sosyal yardım alıyorsanız emekli paranızı alamazsınız dediler. Ona da eyvallah dedik.
Korona belası çıktı, Almanya, Türkiye’yi riskli ülkeler içine aldı. “Eğer Türkiye’ye giderseniz sağlık kurumundan istifade edemezsiniz” dedi. Türkiye de, “siz geliniz biz sizi ücretsiz tedavi ederiz“ dedi. Gittik, tedavi etmek şöyle dursun korona testi olmadan uçağa bile almadılar. Test için de 250 Euro aldılar. Korona çadırlarında ise rezalet diz boyuydu.
Başımdan geçenleri yazayım: Geriye dönüşte uçağa binmeden 48 saat önceden test yapılması şartı koşuldu, bu şartı Almanya mı koştu yoksa Türkiye mi bilmiyorum. Dönme zamanım yaklaşınca testin nerede yapıldığını sordum, devlet hastanesinde dediler. Gittim. Hastanenin bahçesine Covid çadırı kurulmuş. Orada bir memure var. Hayatından bezmiş bir şekilde oturuyordu sandalyesinde. “Covid için test prosedürü nasıl işliyor?” dedim.
“Hesabını kendin yap ve uçacağın zamandan 48 saat önce gel, 24 saat içinde sonucunu alırsın” dedi. Teşekkür ettim ve döndüm.
Cumartesi sabah saat 06’ da uçacağım için Perşembe saat 9’ da Denizli Devlet Hastanesi bahçesinde kurulan Covid çadırının önündeydim. Orada masanın üzerine konan formu doldurdum. Sıraya girdim. Hava çok sıcak, 41 derece. Yanımda oğlum var, engelli. Oradaki görevli polise “Engelliler için öncelik yapmıyor musunuz?” dedim.
“Tekerlekli sandalyede olursa yapıyoruz”.
“Sen görüyorsun durumunu, kimliği de var.”
Cevap dahi vermeden çekip gitti. Sıradaki arkadaşlar da durumu kınadılar ama…
Sıra bir türlü ilerlemiyor. Nedenini sordum polise, “eksik evrakları tamamlamak uzun sürüyor, evraklarını tamamlayanlar da tekrar sıraya girdiği için böyle oluyor” dedi.
“Nedir o evraklar?”
“Acilin orada yazıyor.” Dedi.
Acil ayrı bir mekânda çadır ayrı bir mekânda, arada bağlantı yok.
“Bu yazının çadırın orada asılı olması gerekmiyor muydu?”
“Neyi nereye asacağımızı sana mı soracağız beyefendi. Hem çadırın içinde de asılı.”
Çadırın içinde de asılı, evet, ancak içeriye girdiğinizde onu görüyorsunuz, memurun arkasına asmışlar. Ne anlamı varsa…O yazıda şöyle yazıyor:
Yurt dışı Covid testi için yapılması gerekenler:





Kommentare
0 KommentareNoch keine Kommentare zu diesem Artikel. Seien Sie der Erste!