
Gerek Muhalefet gerekse toplum, gerçekleri ‘’Atı alan Üsküdar’ı geçtikten’’ sonra görme yanılgısını tekrarlamıştı.
Hele AKP-Gülen Cemaati ortaklığını, bunun alt yapısının oluşumunu sadece Türkiye ekseninde arama yanılgısı üzerine kafa yoranlar ciddiye alınmadı.
İstedikleri Şeriatçı ucube İslam Devleti kurmak için ‘’demokrasiyi araç olarak kullanacağını’’ bağıra çağıra ilan eden Erdoğan’ı küçümseyerek bugün ki konuma gelmelerine destek bile vermişlerdi.
Genel Başkan olma hırsını yenemeyerek, Atatürk’ün partisini bölmeyi bile göze alan Feyzioğlu’ndan sonra, Recep Tayyip Erdoğan’ı başımıza bela eden Deniz Baykal ihanetini kumpasla ödemişti.
15 Temmuz Kontrollü Darbe senaryosunu ciddiye alan Muhalefet, AKP’yi ve lideri Recep Tayyip Erdoğan’ı neredeyse demokrasi mağduru sayarak-Erdoğan’ın Laik Cumhuriyet İlkelerini budamasına katkı vererek Laik Cumhuriyetin garantisi yasaların bir bir kaldırılmasına yardımcı bile olmuştular.
CHP, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını kolaylaştıran yasaya destek vermenin karşılığını, kendi Milletvekili Enis Berberoğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılıp tutuklanmasıyla almıştı.
Durumun ciddiyetini kavrayınca dünyada ses getiren Adalet Yürüyüşünü gerçekleştirdi.
Artık, kurtuluşun ve Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi öncüsü CHP, yeni bir sayfa açarak, büyük bir özveriyle yine öncü kimliğine dönerek Altılı Millet İttifakı ile Türkiye Cumhuriyeti’ni kuruluş ayarlarına getirmek için verdiği mücadeleye demokrasiden yana, Laik Cumhuriyetten yana olanlar, hangi kökenden, hangi inançtan olursa olsun birlikte mücadele vermek zorundadır.
Kendi parti liderliği karşılığında kendisine ‘’Zürriyetsiz’’ diyecek kadar saldıran Erdoğan’a, partisini de rehin veren Bahçeli, ülkenin Tarikat-Mafya sömürü Devleti konumuna getirilmesinin baş sorumlusudur.
Daha dün ‘’Erdoğan’ı paçasından tutarak alaşağı etme’’ yemini eden Süleyman SOYLU yanında, Erdoğan’ı ‘’Harun gibi geldi, Karun oldu’’ diye kınayan ‘’Biz AKP gibi Firavunlaşmayacağız’’ diyen Numan Kurtulmuş, Genel Başkan Yardımcılığı karşılığı Firavunlaşacak mıydı?
BBP Başkanı Yazıcı’nın şaibeli ölümüne rağmen, Destici’nin milletvekilliği karşılığı AKP saflarında yer alması çürümüşlüğün boyutuna önemli bir örnektir.
Atatürk’ün, yasakladığı din dışı sapkınlıklar batağına düşmüş tarikatlar, bugün hükümetle ortak çalışarak, çocuklara tacizleri, tecavüzleri ayyuka çıkmışken, Laik Cumhuriyeti korumakla görevli Cumhuriyet Savcıları susmakta, görevini yapmaya çalışan savcı ve hâkimler sürgün, görevden alınma, gerekirse tutuklanma ile susturulmaları kanıksanır oldu.
TSK ve Emniyette, bürokraside, medyada Erdoğan’a zorluk çıkaracak dürüst, Laik Cumhuriyetten yana yasama ve yürütmeden sonra yargıyı da Siyasal İslamcılara teslim edildi.
Afganistan’da, Suriye’de, Irak’ta Emperyalizmin savaşçıları olarak yetiştirilen militanlar, Erdoğan’ın desteğiyle alternatif savaşçı olarak, gerektiğinde Laik Cumhuriyetten yana güçlere karşı savaşmak için hazırlandı.
Erdoğan, Taliban için: ‘’ Siyasal olarak aynı çizgideyiz!’’ Sözleri rastlantı değildi.
Laiklik karşıtı tarikat militanı oldukları için, TSK’dan uzaklaştırılan subaylar, generaller alternatif savaşçı olarak devlet içinde nasıl örgütlendiklerini cesur ve dürüst gazeteciler canlarını ve mesleklerini tehlikeye atarak ortaya çıkardılar.
Valiler ve kaymakamlar AKP Militanı olarak görev yaparken, Polis müdürleri kadın doktorları dövmeyi, milletvekiline hakaret etmeyi alışkanlık haline getirdiler.
On milyonu aşkın kontrolsüz, çoğu kayıtsız mülteciler, ülke güvenliğini tehdit eden bir durumdayken, bunların en az üç milyonuna gelecek seçimlerde Cumhur İttifakına oy vermeleri için vatandaşlık verildi.
Üstelik Türkiye, Suriye’de konuşlanmış silahlı yüz bin militana maaş ödemesi yanında Suriye’de Terör
Örgütü olarak bilinen Nusra’ya bedava elektrik vermekte.
15 Temmuz’dan sonra sadece Gülen ve onun yakın çevresi dışlandı, ama gerek TSK’deki subaylar,
Milletvekilleri, İşadamları, hâkim ve savcıları, dün Fetullah Gülen için görev yapıyorlardı. Bugün bu kadrolar sadece Erdoğan için görev yapıyorlar.
AKP’nin kadrolarında general, hâkim, savcı olmadığı için muhalefeti, gazetecileri, aydınları yine FETÖ’nün hâkimlerinin ve savcılarının iddianameleriyle yargılamaktadırlar..
Sabah, Yenişafak Türkiye, AKİT Türkiye, yazarlarının tümü Gülen Cemaatinin eski müritleriydi.
Mustafa Ceceli, diye bir şarkıcı Kâbe’de tavaf esnasında sarı, ufak-tefek binlerce insanların kendisine koştuğunu ve ‘’Recep Tayyip Erdoğan’’ diye slogan attıklarını Özhaseki’ye naklen iletiyor.
AKP ve Saray halktan o kadar kopmuşlar ki, halkın karşısına çıkamıyorlar.
Kâbe’yi, bile yalanlarına alet edecek kadar düşerken, Tavaf anında telefonla naklen yayın yapmaya kalkışıyorlar.
AKP için, Erdoğan için bunlar mubah sayılabilir.
Bu sapkınlığa AKP içinde gerçek dindarların sesi neden çıkmıyor?
Siyasete camileri-alet ettiniz, mezarlıkları alet ettiniz
Sıra Kâbe’ye geldiyse
Siz çoktan kaybetmişsiniz…
Şimdi ortaya çıktı ki:
Geliyor gelmekte olan!
Yıldız AKALIN




Comments
0 commentsNo comments on this article yet. Be the first!