Arkadaşımız Mümtaz Ergün Berlin-Brandenburg Türk İşadamları Birliği TDU'nun yayın organı "Ekonomi" dergisinde Almanca olarak çıkan ve büyük ilgi gören bu söyleşinin Türkçe versiyonunu da ha-ber.com okurları için hazırladı...





"ESKİDEN SESSİZDİK, ŞİMDİ KONUŞUYORUZ!"


Bütün siyasi partiler göçmenlerin hızla uyumundan yana olduklarını söylüyorlar. Yeşilleri, öteki partilerden ayıran özellikler nelerdir?

Uyum, karşılıklı etkileşim içinde olan bir süreç gerektiriyor. Uyum için çoğul toplumunun sunması gereken imkanların yanısıra, göçmen topluluklarının da angajmanına gereksinimimiz var. Uyum  yukarıdan yönetmelikler dayatılarak yapılamaz. Bizimle diğer partiler arasındaki fark ise: Diğer partilerin bir çoğu göçmenler üzerine konuşurken, biz mümkün olduğunca göçmenlerle konusmayı tercih ediyoruz. Göçmenlerin bakış açısını anlamaya çalışıyoruz. Politik tartışmalarda, örneğin gençler ve şiddet ile ilgili oturum ve tartışmalarda genellikle göçmenleri savunuyoruz. Hatta bu nedenle bizim göçmenlerin avukatlığını üstlendigimizi ve sorunları görmediğimizi söyleyenler de var.. Bu doğru degil! Elbette biz de problemleri görüyoruz. Fakat göçmenler dışlandıkları ve hakları da az olduğu için, bir çok durumda önlerine geçerek onların haklarını savunuyoruz. Yani bizden başka kimse bunu yapmadığı için, göçmenler için çalışmak ve onların haklarını korumak zorundayız. Bundan dolayı bizi multi-kulti hayalciliği ile suçluyorlar.

Multi-Kulti toplumu ilk savunanlar yeşiller oldu. Ancak geldiğimiz noktada bir çok kimse parallel toplulukların oluşmuş olduğunu düşünüyor ve bundan korkuyorlar. Bu bağlamda Multi-Kulti toplum düşüncesinin geri tepmiş olduğu boşa çıktığı söylenebilir mi?

Boşa çıkmak sözcüğü söylenecek son söz ve yapacak başka birşeyin kalmadığını çağrıştırıyor. Ben bunu böyle görmüyorum. Son 40 yıl içinde uyumun çok başarılı örnekler gözler önüne serdiğini görüyorum. Bunun en güzel örnekleri TDU üyelerinde görülebilir. Bazı durumlarda uyum başarılı olamamıştır. Ancak bunun bir çok sebebi vardır. Uyum, yalnızca istemekle olmuyor, yapabilecek şeylere ve kabiliyete de bağlı. Paralel topluluklar var mı sorusuna gelince ; evet var. Örneğin Schöneberg ilçesinde eşcinseller mahallesi, Zehlendorf ilçesinde zenginler mahallesi veya Lichtenberg'te Naziler mahallesi var. Benim gözümde bunlar da paralel topluluklardır.

Siz, uyum politikasının amacı yan yana veya karşı karşıya yaşamak değil, birlikte yaşamak olmalı diyorsunuz. Bugün Berlin'de birlikte yaşanıyor mu?

Elbette birlikte yaşıyoruz. Fakat bu birliktelik daha da ileriye götürülebilir. Ancak her iki tarafın da önyargıları ve korkuları olduğunu gözlemliyorum. Türklerin de Almanlara karşı önyargıları var. Ama insanlar bu önyargıları bir yana bırakarak, ilk adımı atma imkanına sahipler. Bu genelde olmuyor. Bunun için Berlin'de komşuluk haftalarının düzenlenmesi yararlı olabilir. Önyargıları biraz azaltabilir.

Bir kaç ay önce bir Alman emeklisine metro istasyonunda gençler "pis Alman" diyerek saldırdılar. Burada doğmuş büyümüş gençlerin bu kini nereden kaynaklanıyor?

Söylediğim gibi, Türklerde de önyargı var. Irkçılık Almanlara özgü bir olay değil. Dünyanın her yerinde bu sorunla karşı karşıyayız. Burada önemli olan anne babanın evde çocuklara verdiği eğitim. Anne baba evde bazı değer yargılarını çocuklarına verecek durumda değilse veya vermek istemiyorsa, bu görevi okullar yerine getirmek zorundadır. Ben okullarda değer yargıları ve hoşgörü eğitiminin daha fazla öğretilmesini istiyorum. Aynı şekilde Alman veya Türk olduğuna bakılmaksızın Ayrımcılığı Önleme Yasası'nın daha kararlı bir şekilde uygulanmasından yanayım. Ceza hukuku zaten herkes için geçerlidir.

Siz Türk kökenli bir politikacı olarak Alman politikacılarının cesaret edemediği bazı konuları daha rahat dile getirebilme şansına sahip olduğunuzu söylüyorsunuz. Bununla neyi kastediyorsunuz?

Bir çok Alman meslektaşlarım ırkçı damgası yiyebilecekleri korkusuyla bir cok konuyu dile getiremiyorlar. Ben ise göçmen olmam nedeniyle çok daha rahat bir şekilde öz eleştiri yapabiliyorum. Kimsenin aklından yabancı düsmanı olduğum geçmiyor. Öyle de değilim zaten..

Kendinizi özellikle Türk toplumuna karşı daha sorumlu hissediyor musunuz? Uyum bizim toplumumuzda neden yavaş yürüyor?

Tabii ki kendimi Türk toplumu için de sorumlu hissediyorum. Burada Türkleri kayırıyor suçlamasına maruz kalmamak için, diğer guruplar için de hak talep etmeye dikkat ediyorum. Yani ben Vietnam, Arap ve Rusların da haklarını savunuyorum, onlar için de çalışıyorum. Türkler beni kendilerine yakın hissetiklerinden dolayı daha çok bana geliyorlar. Ancak benim kapım herkese açık. Annem babam çok hoşgörülü insanlardır. Bu nedenle ben de çok hoşgörülü ve liberal yetişmis bir insanım. Insanlarla çabuk iletişim kurabiliyorum. Uyum sürecinin Türklerde daha fazla zaman almasının sebebine gelince: çoğul toplum ile  Türkler arasında olan sosyo kültürel farklılıkların daha çok olmasından kaynaklanıyor. Bazı şeyleri zamana bırakmak gerekiyor. Ben Türkleri, kraldan kralcı Alman veya Almandan daha iyi bir Alman yapmak istemiyorum ki zaten.

Uyum söz konusu olunca akla hemen Arap ve Türk kökenliler geliyor. Din, gençlik ve şiddet, namus cinayetleri, kadın erkek eşitsizligi gibi konular çağrıştırıyor. Diğer göçmen kökenli topluluklarda bu tip sorunlar yok mu?

Var tabii. Ama bazı konular gerçekten de sadece Müslümanları veya daha çok Müslümanları ilgilendiriyor. Türban ve Camii inşaatlerinde yaşadığımız sorunları ve tartışmaları siz de hatırlıyorsunuz. Bu konular sadece Müslümanları ilgilendiriyordu. Bunun dışında bütün etnik toplulukların benzeri sorunları var. Suç ve seri suçlar istatistiklerine bakıldığında, Arap ve Türk gençlerine daha çok rastlanıyor. Ancak bu durum dinle ilgili değil, çocukların yaşadıkları sosyal koşullarla ilgili. Yoksulluk çocukları suça itiyor. Bunda etnik köken ve din hiç bir rol oynamıyor.

SPD - SOL PARTİ koalisyon hükümetinin uyum politikasını nasıl buluyorsunuz?

Hükümetin uyum politikası beni ikna etmiyor. Hatta CDU'nun hükümet ettiği Kuzey Ren - Westfalya Eyaleti Uyum Bakanı Armin Laschet tarafından yürütülen politikayı bile daha iyi buluyorum. CDU'yu sevmesem de, bunu üzülerek söylemek durumundayım. Umarım gelecek seçimlerde Berlin'de kırmızı-yeşil koalisyon kurulur ve bazı değişiklikler yapılır.

Dil sorunları olmadığı halde, bugün öncelikle ikinci ve üçüncü nesillerde uyum probleminin var olduğu söyleniyor. Doğru mu?


Bunu bu şekilde genelleştirmemek gerek. Benim gözümde ikinci nesil çok iyi uyum sağlamıştır. Çok iyi Almanca konuşmakta. Üçüncü nesilde ise şunu gözlemledim: iki dili de yarım yamalak konuşuyorlar. Bu belki anne ve babaların ana dillerine o kadar iyi hakim olmadıklarından kaynaklanıyordur, onlar çocuklarına ana dillerini öğretemedikleri vakit çocuk da ikinci bir dili yani Almancayı öğrenmekte zorlanıyor. Bundan kaynaklanıyor olabilir.

Almanya'ya iki buçuk yaşında geldiniz. Spandau ilçesinde büyüdünüz. Üniversite öğrenimi gördünüz ve bir çok ilginç işte çalıştınız. Çocukluğunuzu düşünürseniz, o zamandan bu güne göçmenlerin hayatında ne gibi bir değişiklik oldu?

Eskiden daha usluyduk, sesimiz çıkmazdı. Şimdi ise daha çok kendimize güvenerek haklarımızı savunuyoruz.

CDU ve Yeşillerin Hamburg'ta koalisyona gitmeleri dikkate alınırsa, Berlin'de Jamaika diye adlandırılan Yeşiller, Liberaller ve Hiristiyan Demokratların koalisyon oluşturmaları sizce düşünülebilir mi? CDU Grup Başkanı Dr. Pflüger'de bu yönde çalışıyor.

Jamaika -Koalisyonu benim için söz konusu değil. Zor durumda kalırsak trafik lambası denilen kırmızı-sarı-yeşil koalisyonunu tercih ederim. Jamaika Koalisyonu benim için çok uzaklarda. İçişleri komisyonu üyesi olduğum için orada edindiğim tecrübemden dolayı bunu söylüyorum. Bu nedenle de Jamaika koalisyonu taraftarı değilim.

Siyasi partilerin son yıllarda izledikleri politikalar dikkate alınırsa, Almanya'da bir sola kaymadan söz edilebilir mi?

Yoksulluk arttıkca, sol parti seçmen kazanıyor. Büyük koalisyon bu konuya eğilmeli. SPD'li bir Bakan kalkıp fakirlik raporunu açıklıyor ve yoksulluğun arttığını söylüyor. Bu durum SPD'yi utandırmalı. SPD sosyal sorumluluğunun bilincinde olmalı ve ona göre hareket etmelidir. O zaman sola kayma filan olmaz!

Türk kökenli Berlinli işverenlere bir mesajınız var mı?

Elbette! Yaratıcı olmaya devam etmelerini, daha fazla sosyal angajman göstermelerini diliyorum. Daha fazla meslek eğitim olanağı sunmalarını istiyorum. Hepimiz, bu toplum, bu ülke ve bu insanlar için sorumluluk taşıyoruz. Türk işverenleri en azından bir kaç Türk çocuğunu eğitmeleri bile yeterlidir. İşsizlik özellikle bu grup için büyük bir sorun ve onları işe sokmakta büyük sorun yaşanıyor. Bunun dışında herkese başarı, sağlık ve mutluluk diliyorum. Mümtaz Ergün-ha-ber.com-berlin