Henüz ilkokula başlamamıştım. Yaz sonuydu. Meyve, mısır, ağaç, ot kokan ılık güz esintileri başlamıştı. Sabahleyin birden fırtına koptu. Akşama doğru yağmur yağdı. Yağmurdan sonra rüzgâr daha da şiddetlendi.
Büyük bir bölümü ahşap olan evimizden çatırtı sesleri yükseliyordu. Rüzgâr, arada sırada çatıdan kiremit fırlatıyordu aşağıya. Evin kuzeyindeki bölümün üst katını örtmekte olan perde adı verilen tahtaları koparmaktaydı fırtına zaman zaman. Kopan perdelerin açıklığından delişmen rüzgâr evin içine dalmaktaydı.
Evin çevresindeki meyve ağaçlarının dalları, camlara çarpıyordu. Rüzgârın uğultusu, ağaçların vınlaması, ev tahtalarının çatırtısı, çatıdan düşen kiremitler korku vermekteydi. O gece çok uzun ve ürkütücü oldu. Komşularımızdan bazıları bizim eve geldiler. Evimizin üst yanında bir yol vardı. Yolun bir bölümü, iki kaya arasından geçen sığınak gibiydi. Burası korunaklı bir alandı. Ağaç devrilse bile buraya sığınanlara zarar vermezdi. Komşularımızla bu doğal korunağa sığındık.


Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…