Bu başlıkla okuduğum kitabı köşemde yazma amacıyla iki yaz yolculukta yanımda taşıdım. Bilim Tarihi makalemi tamamlayacak olan bu yazımın arasına başka konular girdi.
Dinleri diyalog ve birbirini tamamlayan kültür unsuru yerine, karşı karşıya koyarak savaştıranlara, bilhassa İslâm’ı terörle eş anlamlı ve teröristlerin dilini kullananlara karşı cevap arayanların okuması gereken bir kitap.
Dünya’da gelişen, tıp, edebiyat, teknoloji kısaca tüm bilim dallarını yalnız bir coğrafyaya Batı’ya mal edenleri sarsmak için bilgi donanımı gerek.
Tıpkı bir diktatör tek başına diktatör olamayacağı gibi, icatların da öncesi, sonrası var. Bir tek kişiye mal edilerek tarihe geçse de bu güne faydası olması bakımından ayrıntılarına girerek tarih dersleri yapılmalıdır.
Hitler’e itaat eden generaller, polis organları, insan öldürme fabrikalarını çizen ve icra eden mimarlar, öldürücü gazı üreten kimyacılar hep yüksek tahsil yapmış uzmanlar ve aralarında çok sayıda ırk ayırımı yapan bilim adamları vardı.
Bilimin olumlu kullanılması, geliştirilmesi insanlık tarihinde mehter takımı gibi yürümesine, iki ileri bir geri gidilmesine savaşlar sebep olmuştur. Her yeni kurulan devletle o coğrafyada ulaşılan bilim dalları kaybolup, hükümdarların ilgi alanlarına göre değiştirilmiştir.
Bu nedenle bilim ve kültür tarihi incelenirken sosyal, politik olayların bilime olan etkileri unutulmamalıdır.
Bilim tarihinde her ulusun dolayısıyla her dinin katkıları tartışılamaz. Müslüman Türk ve Arap bilginlerinin katkıları ölçülemez. Bilim ve kitabın kıymetini bilen Müslüman hükümdarların desteği ile Bağdat’ta üretilen Yunancadan Arapçaya çevrildikten sonra geliştirilen bilim hareketi
16.-17. Yüzyıl Avrupa’daki Rönesans’la eşdeğerli olarak tarihte yerini almalıdır. Yale Üniversitesi’nde Antik Yunan Kültür ve bilimin İslâm dünyasını inceleyen bilim uzmanı Dimitri Gutas’ın yorumu da bu yolda.
Avrupa ortaçağ karanlığında bulaşıcı hastalık ve mezhep savaşları yaparken, Dünya’da ortaya çıkmış, gelişmiş bütün bilim dalları Bağdat yolundaydı. Oradan Kahire, Roma, İskenderiye, Cordoba’ya ulaşmıştı. İpek yolu Asya’dan Hindistan’ı geçerek antik Mısır kültürüne ulaşır.
Bilim tarihi kimin veya bir ülkenin icadı, keşfi demek görevi, tarihçilerindir. Unutulanları ortaya çıkarmak noksanları temelli iddialarla tamamlamak bilim insanlarının görevidir.
Her hangi bir politikacı çarpıcı, yanlış bir açıklama yapmışsa, onu sakız gibi çiğneyip gülünç duruma, karikatürlere
geçmesine katkı yapmak yalnız o politikacının değil, o ülkenin bütün insanları için aşağılayıcı, üzülecek bir durumdur. Güncelleştirilen sözden ipuçları alıp, bilimsel yolculuğa devam etmekle herkese yardım edilmiş olur.
Yukarda bahsettiğim kitap bilim seyahatini anlatıyor. Tarih milattan önce 750 – 480 yıllarında Milet’te başlıyor. İyon devletinde ve daha sonra Antik Yunan tarihinde önemli bir ticaret limanı olan Milet yüksek bilim kültürünün yetiştirdiği bilim insanlarıyla tarihe kaydedilmiştir.
Kitabın yazarı John Freely 1926 yılında Brooklyn’de dünyaya gelmiş. Amerika’da fizik tahsilini bitirdikten sonra Oxford’da bilim tarihi konusunda doktora çalışması yapmıştır. İstanbul’da yaşıyor, Boğaziçi Üniversitesi’nde on yıllarca fizik ve bilim tarihi dersleri vermiştir. Seyahat ve tarihi kitaplar yazmıştır. Venedik, Atina, Yunanistan, Türkiye ve Osmanlı İmparatorluğu hakkında kitapları bulunuyor.
Kitabın yazarı 1961 yılında Milet’e gittiğinde limana açılan, iki aslanlı kapıdan başka, antik şehri anlatacak yapılar görülmüyordu. Her yerde kır çiçekleri açmış, keçilerin otlandığı bir alandı. Denizin getirdiği toprakla dolduğu için artık denize sınırı yok. Ama yapı kazılarla, tiyatro ve müzesiyle bugün görülmeye değer bir antik şehirdir. Her tarafı açık hava müzesi olan Ege’de kazılar bitmiş değil. Yazın yıldızların altında görülen tiyatro ve konserler Didim’de ilk kazılara başlayan, bugünde burada yerli olan İngilizler tarafından ilgiyle izleniyor.
Yalnız akademisyenler değil, bilim tarihi ile ilgilenen herkesin okuması gereken bu kitapta, antik çağdan bilimin Doğu ve Güney üzerinden Batı’ya nasıl geldiği heyecanla anlatılıyor. Önyargıları sarsmak bilimsel açıklamalarla mümkündür. Önce İngilizce yazılmış, sonra Almanca ve diğer dillere çevrilmiş. Türkçe ’si var mı, bilmiyorum, yoksa en kısa zamanda çevrilmesini tavsiye ediyorum.
Kristof Kolomb’dan önce ünlü bilim adamı El Burunu Amerika’ya varmış, ama adını koyamamıştır. Coğrafi harita çalışmalarında Yerküre’nin çapını ölçmüş, eylem ve boylam fikrini geliştirmiştir. Avrupa-Asya arasında Avrupa’dan denizden Asya’ya gidilerek ulaşılacak bir kıta olduğunu bilmiştir. Bu kıta belki de El Buruni’nin haritasını kullanarak çok sonra Kolomb’un kıyısına ulaştığı Amerika idi, o kıta olduğunu bilmiyordu.
Amerigo Vespuci yeni kıtaya daha sonra ulaşınca onun adı kıtaya verildi. Çok daha önce Asya ile Kuzey-Amerika Bering Boğazından kısa yoldan insanlar Amerika’ya geçtiler, ama onların okuma, yazması ve harita bilgileri yoktu. Kıta olduğunu bilmiyorlardı, muhtemelen ilk göçen Türklerdi. Kilimlerinde kullanılan motifler, konuştukları dilde çok sayıda Türkçe kelimelere rastlanması bunu gösteriyor. Bu konuda Hasan Ali Yücel’in gönderdiği bili madamının raporu tekrar güncelleştirilmelidir.
Gözleri kör olan insan güneşi görmüyor, diye güneş yok sayılmaz. Amerika yoktan var edilmedi zaten vardı, ama diğer kıta insanlarının henüz gitmediği bir kıtaydı.
Bu konuda Yüz Kitabı’nda tartıştığım arkadaşlara ve verdiği bilgiler için ayrıca İlhami Uzunöz’e teşekkür ediyorum. Verdikleri bilgiler ve soruları bu yazımda harmanlayarak kullanmama izin verdiler.
Edward Said’in şu sözü makalemi özetliyor:
“Bütün kültürler içiçedir, hiç biri tek ve yalnız oluşamaz. Monoton olmadığından dolayı Dünya kültürü melez, çeşitli ve farklı değerleri birleştiricidir.”
Hoşça kalın!
Bazı konuları tekrarlamadım, Bilim Tarihi makalem arşivden okunursa çok faydalı olur.
İlter Gözkaya-Holzhey
Tavsiye kitap (Almanca):
John Freely, Platon in Bagdat, Klett-Cotta-Verlag, 2012
[Bilimin Antika çağından Avrupa’ya geri gelişinin tarihi.]
Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…