Türkiye'de 1950'de iktidar olan karşı devrimci işbirlikçi iktidardan sonra, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle demokrasiyi askıya alıp totaliter dönemler denenmiştir.
Türkiye'nin aydın, ilerici ve demokrat kesimin direnciyle bu badireler atlatıldı
Fakat özellikle 12 Mart Faşist darbe döneminde aydınlar ve Atatürkçüler çok ağır bedeller ödediler.
Merkez sol ve sağcı partiler demokratik güç birliği yerine dinci partilerle iktidar olmayı yeğlediler.
Sol ve merkez partileri kendi görüşlerindeki partilerden önemli farkları olamadıkları halde liderlerin bencillikleri yüzünden ayrışmalarından bugünkü Türkiye'nin sorumlusudurlar.
12 Eylül faşist rejiminin siyasi partiler yasasından kendileri de yararlanmak istedikleri için değiştirmeye yanaşmadılar.
Liberaller ve özellikle merkez sağ, Siyasal İslamcılara çok yardımcı oldular ve iktidarları döneminde bunları devlet kadrolarında önemli yerlere getirdiler.
2002 de ABD Projesi olarak Türkiye'nin başına bela edilen AKP, bugün hem Türkiye'yi bölme hem de çağdışı bir şeriat devleti batağına çekme noktasına getirmiştir.
İktidar kavgasında Erdoğan ve Cemaat birbirlerinin kirli çamaşırlarını ortaya saçınca AKP kâbuslar görmeye başladı.
Ama bizdeki muhalifçilik devreye girdi.
Muhalif sözcüğü Arapça kökenlidir.
''Bir tutuma, görüşe, bir eyleme karşı olan, aykırı olan.'' Olarak açıklanabilir.
Demokrasiyi benimsemiş ülkelerde muhalif ve muhalefet önemlidir.
Muhalifin, muhalefetin olmadığı yerde düşünce üretilemez.
Düşüncenin özgür olmadığı ülkeler çağın, uygarlığın üretken olmanın, bilimsel olmanın önemini kavrayamaz.
Bu ülkeler ilkel kabile toplumlarından oluşur.
Emperyalizme karşı verdiği kurtuluş savaşıyla hem bağımsızlığını kazanan Türkiye, padişahlık yerine Cumhuriyetle ümmet cemaatinden yurttaşların oluşturduğu Ulus Devletine geçiş yapmıştı.
Bugün Laik Cumhuriyet kurulduğundan beri en tehlikeli bir dönemden geçmekteyken AKP ve onun tek sahibi Erdoğan'ın uykusunu kaçıran bir süreç yaşadık.
Gezi Parkında dozerlerin önüne dikilen PKK çevresince Artist Sırrı adıyla tanınan BDP milletvekili Öcalan'dan zılgıtı yiyince Gezi'ye sırt çevirip İmralı heyetine atanarak rütbe kazandı.
MHP, gençlerinin Gezi'ye katılmalarını yasakladı.
Gençler, biber gazıyla yıldırılmak istedi, vuruldu, AKP esnafı ve polisince dövülerek öldürüldü.
Türkiye aydın gençlerinin; ''Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!'' haykırışıyla uyandı.
Dünya ve Türkiye 17 Aralıkta dünyanın en kapsamlı yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet belgeleriyle irkildi.
Bakanlar, bakan çocukları, başbakan ve çocuklarının bürokratların yolsuzlukları, rüşvetleri, hırsızlıkları ortalığa savruldu. İktidar can havliyle yargıya, güvenlik güçlerine saldırmaya kalkışsa da suçlular suç kanıtlarıyla gözaltına alındı.
AKP artık sona doğru hız almaya başladı.
Yerel Seçimler AKP için hüsran olacakken muhalefetin muhalefete muhalifliği başladı.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yine Muhalefet kendi içinde muhalefeti ile sarsıldı.
Bir takım aydınlar, gazeteciler, milletvekilleri cemaat karşıtlığının arkasına saklanarak kimi bilerek kimi bilmeyerek AKP'nin ve Erdoğan'ı kurtardılar.
CHP, AKP hükümetine muhalefete zaman bulamadan kendi muhalifleriyle uğraşma zorunda kalınca Erdoğan sonum geldi kâbusundan kendini cumhurbaşkanı koltuğunda buldu.
CHP'de muhalifler kendilerinin ön seçimsiz genel başkanın lütfüyle milletvekili olduklarını unutup ''cumhurbaşkanlığı adayını bize sormadı'' bahanesiyle seçimleri boykot ettirmeye kalkıştılar.
Osmanlıcılık hayalindeki dışişleri bakanı komşularla sıfır sorun derken, tüm komşularla sorunlu olduk.
MİT'in kontrolünde Hırvatistan'dan hava köprüsüyle İstanbul'a gelen silahlar binlerce TIR'larla Türkiye sınırlarından geçirilerek IŞİD ve El Nusra'ya iletildi.
Suriye'de binlerce Suriyeli bu silahlarla öldürüldü.
Silahları ortaya çıkaran savcılar, güvenlik güçleri görevden alındı, çoğu hapsedildi.
Çağdaş ülkelerde iktidarlar demokrasiye zarar vermez ama AKP iktidarı vermiştir, vermeye de devam etmektedir.
Türkiye'de tam toplumsal muhalefet toparlanırken CHP içinde yine kavga ile Eski başbakana ve şimdiki emanetçisine koz verildi.
Şişli Belediye Başkanının Sarıgül tarafından tehdit edilmesi ile AKP'ye önemli bir koz daha verilmiş oldu.
Parti içinde eleştiri, muhalefet, kanatlar elbette olacaktır.
Ama parti içinde olması gereken tartışmalar şov amaçlı ulu orta yapılıyorsa bu eleştiri özgürlüğünden çok hizipçiliktir.
Hizipçilik CHP'ye hep ağır bedeller ödetmiştir.
Hele bazı yazarlar, gazeteciler cemaate olan öfkelerinden AKP'ye kalkan olma durumuna son vermeleri gerekir.
CHP içinde birbirleriyle kavga edenler sadece kendilerine değil ülkeye de kötülük ediyorlar.
İlkelerin arkasına saklanarak CHP'ye zarar verenleri bu ülke affetmeyecektir.
CHP artık güvenilir, AKP ile mücadele edebilecek insanlarla çalışmalıdır.
Avrupa'da yıllarca CHP'yi savunan, Sosyal Demokrat kimliği ile mücadele eden örgütler dışlanarak bir cemaat biçimi örgütlenmeye gidilmiş ve CHP güçsüz bir duruma düşürülmüştür.
CHP seçmene güven vermek zorundadır.
Türkiye'de halk huzur ve insanca yaşamak isterken demokrasiyi yeniden keşfetme masalına inanmaz.
CHP, İnsanlara aş ve iş nasıl kazandırır?
Bunun mücadelesini yapacaklarına halkı inandırmak zorundadır.
''Aç insanla demokrasiyi konuşamazsınız, aç insan her şeyi ekmek olarak görür.''
Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…