“Bu bizim kaderimiz ve bunu kendimiz yazmalıyız.”
Taliban yönetimine geçen Afganistan’da kadınların can güvenlikleri yok. Şeriat yasalarının yaşama geçirildiği ülkede kadınlar üzerindeki insanlık dışı baskı inanılmaz ve kabul edilemez boyutlarda.
gerekçesiyle çalışan kadınların evden çıkmamalarını öneriyor.
Tel dolapta yalancı dolma...
Afgan kadınların içine düşürüldükleri bu güvensiz durumun asıl sorumlularıysa, yirmi yıl önce Afganistan’a girerken sözü veren, arkalarında panik, kargaşa ve kaos bırakarak Afganistan’ı Taliban’a teslim eden, başta ABD ve yardakçıları emperyalist, sömürgeci güçlerdir hiç kuşkusuz.
diyerek asıl suçluların maskesini indirmekle kalmıyor, kralın cısçıplak resmini de seriyor gözlerimizin önüne.
Kadının adı salt Afganistan'da değil, Ortadoğu’da, Güney Asya’da, Afrika'da terör estiren köktendinci örgütlerin at koşturdukları tüm ülkelerde yok ne yazıktır ki.
Türkiye’de, Fas’ta, Endonezya’da da durum budur.
İslami coğrafyadaki feministler laiklikle kadın hak ve özgürlükleri arasındaki sıkı ilişkinin farkındalar. Ortadoğu Kadın Konferansı’nın da başlıca gündemi laiklik oldu bu nedenle.
İslam dünyasında kadınlar ülkelerinde laik düzenin gerçekleşmesi savaşımındalar.
İran’ın kuzeyinde Rasht şehrinde yaşayan ve daha sonra güvenlik kaygısıyla ülkesinden ayrılmak zorunda kalan, yaşamını satranç oynayarak sürdüren, FIDE satranç ustası, aynı zamanda profesyonel kategori A Uluslararası Hakemi ve Dünya Kadınlar Satranç Şampiyonası’nın Başhakemi , hakemlik yaptığı bir şampiyonadan sonra İngiltere’de bir sığınmacı olarak yaşıyor ve kadın için özgürlük mücadelesinin geçtiğini söylüyor.
İran İslam Cumhuriyeti'nde yönetimin kadınlara ikinci sınıf vatandaş gibi davrandığına dikkat çekiyor, İran’da kadınların İslami yasalara göre yaşamaktan etkilendiği çok sayıda alan olduğunu, ayrımcılığın en dikkat çeken yönlerini şöyle anlatıyor :
Kadının yasalarla, ayrımcılığı yaşamadığı tek anın bile olmadığını, bu yüzden çok incindiğini ve acı çektiğini dile getiriyor Bayat ve ekliyor;
Şöyle devam ediyor:
Afganistan’da kadının adı Taliban'dan önce de yoktu işin gerçeği.
Taliban'la durum çok daha korkunç boyutlara ulaşacak, kadınlar açısından.
Kadınlar her ülkede nüfusun yarısıdır ve kadınları aşağı çekerek sağlıklı bir ülke olmak söz konusu olamaz.
Emperyalistlerin İslam topraklarındaki özgürlük sözleri boştur. Bu sözler o ülkelerde salt kadınlar için değil, ülke nüfusunun tamamı için düş kırıklığından başka bir anlama gelmez.
Umutları onlara bağlamak, yardımı onlardan beklemek için insanın aklını peynir, ekmekle yemiş olması gerekir.
İnsanlar geleceklerini, canlarının ve mallarının güvenliğini sağlama işini kendi ellerine almadıkça çıkamazlar bu cendereden.
Uygarca yaşamanın olmazsa olamazıdır bu.
Korkmamak gerekir.
Korkulması gereken insana insanca yaşamayı yasaklayan karayobaz düzeni değildir.
Korkulması gereken korkmaktır.
Korkmaktan korkulmalıdır.
Çünkü; cesaretini kaybeden her şeyini kaybeder.
Bir olamadan, diri olamadan kurtulmak olanaksızdır bu çağdışı anlayıştan.
bir şiirinde;
diyor.
Kurtuluş cesarette ve direnmededir.

0 görüntülenme
AFGANİSTAN'DA KADININ ADI YOK BAŞÖRTÜMÜ ARKAMDA BIRAKTIM
„Umut ‘sihirli güçte’ değil laiklikte...“ diyor ve ekliyor İranlı kadın hakları savunucusu Shohreh Bayat;
“Bu bizim kaderimiz ve bunu kendimiz yazmalıyız.”
Taliban yönetimine geçen Afganistan’da kadınların can güvenlikleri yok. Şeriat yasalarının yaşama geçirildiği ülkede kadınlar üzerindeki insanlık dışı baskı inanılmaz ve kabul edilemez boyutlarda.
gerekçesiyle çalışan kadınların evden çıkmamalarını öneriyor.
Tel dolapta yalancı dolma...
Afgan kadınların içine düşürüldükleri bu güvensiz durumun asıl sorumlularıysa, yirmi yıl önce Afganistan’a girerken sözü veren, arkalarında panik, kargaşa ve kaos bırakarak Afganistan’ı Taliban’a teslim eden, başta ABD ve yardakçıları emperyalist, sömürgeci güçlerdir hiç kuşkusuz.
diyerek asıl suçluların maskesini indirmekle kalmıyor, kralın cısçıplak resmini de seriyor gözlerimizin önüne.
Kadının adı salt Afganistan'da değil, Ortadoğu’da, Güney Asya’da, Afrika'da terör estiren köktendinci örgütlerin at koşturdukları tüm ülkelerde yok ne yazıktır ki.
Türkiye’de, Fas’ta, Endonezya’da da durum budur.
İslami coğrafyadaki feministler laiklikle kadın hak ve özgürlükleri arasındaki sıkı ilişkinin farkındalar. Ortadoğu Kadın Konferansı’nın da başlıca gündemi laiklik oldu bu nedenle.
İslam dünyasında kadınlar ülkelerinde laik düzenin gerçekleşmesi savaşımındalar.
İran’ın kuzeyinde Rasht şehrinde yaşayan ve daha sonra güvenlik kaygısıyla ülkesinden ayrılmak zorunda kalan, yaşamını satranç oynayarak sürdüren, FIDE satranç ustası, aynı zamanda profesyonel kategori A Uluslararası Hakemi ve Dünya Kadınlar Satranç Şampiyonası’nın Başhakemi , hakemlik yaptığı bir şampiyonadan sonra İngiltere’de bir sığınmacı olarak yaşıyor ve kadın için özgürlük mücadelesinin geçtiğini söylüyor.
İran İslam Cumhuriyeti'nde yönetimin kadınlara ikinci sınıf vatandaş gibi davrandığına dikkat çekiyor, İran’da kadınların İslami yasalara göre yaşamaktan etkilendiği çok sayıda alan olduğunu, ayrımcılığın en dikkat çeken yönlerini şöyle anlatıyor :
Kadının yasalarla, ayrımcılığı yaşamadığı tek anın bile olmadığını, bu yüzden çok incindiğini ve acı çektiğini dile getiriyor Bayat ve ekliyor;
Şöyle devam ediyor:
Afganistan’da kadının adı Taliban'dan önce de yoktu işin gerçeği.
Taliban'la durum çok daha korkunç boyutlara ulaşacak, kadınlar açısından.
Kadınlar her ülkede nüfusun yarısıdır ve kadınları aşağı çekerek sağlıklı bir ülke olmak söz konusu olamaz.
Emperyalistlerin İslam topraklarındaki özgürlük sözleri boştur. Bu sözler o ülkelerde salt kadınlar için değil, ülke nüfusunun tamamı için düş kırıklığından başka bir anlama gelmez.
Umutları onlara bağlamak, yardımı onlardan beklemek için insanın aklını peynir, ekmekle yemiş olması gerekir.
İnsanlar geleceklerini, canlarının ve mallarının güvenliğini sağlama işini kendi ellerine almadıkça çıkamazlar bu cendereden.
Uygarca yaşamanın olmazsa olamazıdır bu.
Korkmamak gerekir.
Korkulması gereken insana insanca yaşamayı yasaklayan karayobaz düzeni değildir.
Korkulması gereken korkmaktır.
Korkmaktan korkulmalıdır.
Çünkü; cesaretini kaybeden her şeyini kaybeder.
Bir olamadan, diri olamadan kurtulmak olanaksızdır bu çağdışı anlayıştan.
bir şiirinde;
diyor.
Kurtuluş cesarette ve direnmededir.
“Bu bizim kaderimiz ve bunu kendimiz yazmalıyız.”
Taliban yönetimine geçen Afganistan’da kadınların can güvenlikleri yok. Şeriat yasalarının yaşama geçirildiği ülkede kadınlar üzerindeki insanlık dışı baskı inanılmaz ve kabul edilemez boyutlarda.
gerekçesiyle çalışan kadınların evden çıkmamalarını öneriyor.
Tel dolapta yalancı dolma...
Afgan kadınların içine düşürüldükleri bu güvensiz durumun asıl sorumlularıysa, yirmi yıl önce Afganistan’a girerken sözü veren, arkalarında panik, kargaşa ve kaos bırakarak Afganistan’ı Taliban’a teslim eden, başta ABD ve yardakçıları emperyalist, sömürgeci güçlerdir hiç kuşkusuz.
diyerek asıl suçluların maskesini indirmekle kalmıyor, kralın cısçıplak resmini de seriyor gözlerimizin önüne.
Kadının adı salt Afganistan'da değil, Ortadoğu’da, Güney Asya’da, Afrika'da terör estiren köktendinci örgütlerin at koşturdukları tüm ülkelerde yok ne yazıktır ki.
Türkiye’de, Fas’ta, Endonezya’da da durum budur.
İslami coğrafyadaki feministler laiklikle kadın hak ve özgürlükleri arasındaki sıkı ilişkinin farkındalar. Ortadoğu Kadın Konferansı’nın da başlıca gündemi laiklik oldu bu nedenle.
İslam dünyasında kadınlar ülkelerinde laik düzenin gerçekleşmesi savaşımındalar.
İran’ın kuzeyinde Rasht şehrinde yaşayan ve daha sonra güvenlik kaygısıyla ülkesinden ayrılmak zorunda kalan, yaşamını satranç oynayarak sürdüren, FIDE satranç ustası, aynı zamanda profesyonel kategori A Uluslararası Hakemi ve Dünya Kadınlar Satranç Şampiyonası’nın Başhakemi , hakemlik yaptığı bir şampiyonadan sonra İngiltere’de bir sığınmacı olarak yaşıyor ve kadın için özgürlük mücadelesinin geçtiğini söylüyor.
İran İslam Cumhuriyeti'nde yönetimin kadınlara ikinci sınıf vatandaş gibi davrandığına dikkat çekiyor, İran’da kadınların İslami yasalara göre yaşamaktan etkilendiği çok sayıda alan olduğunu, ayrımcılığın en dikkat çeken yönlerini şöyle anlatıyor :
Kadının yasalarla, ayrımcılığı yaşamadığı tek anın bile olmadığını, bu yüzden çok incindiğini ve acı çektiğini dile getiriyor Bayat ve ekliyor;
Şöyle devam ediyor:
Afganistan’da kadının adı Taliban'dan önce de yoktu işin gerçeği.
Taliban'la durum çok daha korkunç boyutlara ulaşacak, kadınlar açısından.
Kadınlar her ülkede nüfusun yarısıdır ve kadınları aşağı çekerek sağlıklı bir ülke olmak söz konusu olamaz.
Emperyalistlerin İslam topraklarındaki özgürlük sözleri boştur. Bu sözler o ülkelerde salt kadınlar için değil, ülke nüfusunun tamamı için düş kırıklığından başka bir anlama gelmez.
Umutları onlara bağlamak, yardımı onlardan beklemek için insanın aklını peynir, ekmekle yemiş olması gerekir.
İnsanlar geleceklerini, canlarının ve mallarının güvenliğini sağlama işini kendi ellerine almadıkça çıkamazlar bu cendereden.
Uygarca yaşamanın olmazsa olamazıdır bu.
Korkmamak gerekir.
Korkulması gereken insana insanca yaşamayı yasaklayan karayobaz düzeni değildir.
Korkulması gereken korkmaktır.
Korkmaktan korkulmalıdır.
Çünkü; cesaretini kaybeden her şeyini kaybeder.
Bir olamadan, diri olamadan kurtulmak olanaksızdır bu çağdışı anlayıştan.
bir şiirinde;
diyor.
Kurtuluş cesarette ve direnmededir.





Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…