-Hicri takvime göre 1444 yılının sona erdiği ve 1445 yılının başladığı hicri yılbaşı, bu yıl 19 Temmuz 2023 Çarşamba gününe denk geldi. Yani 19 Temmuz'da hicri takvime göre bir yıl sona erdi ve yeni bir yıl başladı. Bu gün aynı zamanda muharrem ayının ilk günüdür. Önemli bir ayın ilk günü-
Buyruk şöyledir: “Şüphesiz, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.” (9 Tevbe, 36)
Haram aylar; Cahiliye Devri uygulamasına göre, hürmet edilmesi gereken, savaş yapılması ve kan dökülmesi yasak olan kameri aylardır.
Bu aylardan Muharrem birinci, Recep yedinci, Zilkade on birinci, Zilhicce de on ikinci aydır. Bu dört aya Araplar öteden beri hürmet ederler. Bildiğimiz kadarıyla, Hz.İbrahim ve İsmail zamanından beri bu böyledir. Haram aylarda savaş yapılmaz. Yılın bu dört ayı Araplar için barış zamanıdır. Bu ayda herkes güvendedir. İslâm’ın gelmesi ile barış genel bir prensip, savaş ise saldırıya maruz kalınması hallerine has zorunlu bir durum haline geldiği için, haram aylar uygulaması da kalkmıştır.
Haram aylar içinde. Muharrem ayının ayrı bir yeri vardır. Bu ayrıcalık ayın adından da anlaşılmaktadır. Zira muharrem; “haram kılınmış”, “hürmete layık” anlamlarına gelmektedir. Kısacası haram aylar uygulamasının genel adı, anlam itibariyle bu aya özel bir ad olarak verilmiştir. Arapların bu aya verdikleri önem, İslâm kültür ve tarihi sürecinde de devam ede gelmiştir. İslâm güzel ve anlamlı örfleri ötelememiş, bilakis bünyesine katmıştır. İslâm medeniyetinin devam ettiği süreçte de Muharrem ayı, dini, sosyal ve tarihi önemi haiz olaylara sahne olmuştur. Bu durum Muharrem ayını, İslâm kültürü açısından daha da ön plana çıkarmıştır. Muharrem Ayını önemli kılan özellikleri kısaca şöyle sıralamak mümkündür:
Hicri Yılbaşı
Muharrem ayı, 12 ay ve 355 gün olan kameri yılın ilk ayıdır. Adından da anlaşılacağı üzere, kameri yılda -güneşin değil-ayın hareketleri esas alınmaktadır. Hicrî tarih, Hz. Muhammed' in Mekke'den Medine'ye göç edişi ile başlar. Hicretin takvim başlangıcı olarak kabul edilmesi Hz. Ömer devrinde olmuştur. Onun devrine gelinceye kadar, Araplar, düzenli bir tarih belirleme sistemine sahip değillerdi. Fil vakası gibi önemli olayları kıstas olarak benimsemişlerdi. Hz. Ömer devrinde, Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği yıl (Miladi 622) Muharrem Ayının birinci günüdür. Dolayısıyla 1 Muharrem yılbaşı, Muharrem ayı da takvimin ilk ayı olarak kabul edildi.
Aşûre Günü (On Muharrem)
Bilindiği üzere Hz. Peygamber Medine'ye hicret ettiğinde orada yaşayan Yahudiler vardı. İşte bu Yahudiler, Hz. Musa ile İsrail oğullarının, Firavunun zulmünden Muharrem Ayının 10. Günü (Aşûre günü) kurtulduğunu söylemişlerdi. Yahudileri Hz. Peygamber yalanlamadı. Hatta Aşureyi benimsedi. Böylece Aşûre Cahiliyye Araplarınca da önemli kabul edildi. Hatta Resûl-i Ekrem bugünde, öncesinde ve sonrasında Yahudiler gibi oruç da tuttu ve Müslümanlara da tavsiye etti.
İbni Abbas’ın şöyle değdiği rivayet edilir: “Hz. Peygamber Medine'ye geldiğinde Yahudilerin Aşûre günü oruç tuttuklarını gördü.
“Bunu neden yapıyorsunuz?” diye sordu.
“Bugün hayırlı bir gündür. Bu, Allah’ın İsrail oğullarını düşmanlarından kurtardığı, bu sebeple de Musa’nın oruç tuttuğu gündür” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Ben Musa'ya sizden daha layığım” buyurdu ve hem kendisi bu günde oruç tuttu, hem de başkalarına oruç tutmalarını tavsiye etti.” (Buhârî, Savm, 69; Müslim, Sıyâm, 127-128) Aşûre günü oruç tutmanın faziletine ilişkin başka hadisler de vardır.
Muharrem Ayında, sadaka vermek, mescitleri ziyaret etmek ve kurban kesmek gibi sosyal içerikli ibadetler de yapılır. Bu ibadetler Muharrem Ayının ruhuna uygun ibadetlerdir. Bu gelenek Müslüman Türkler arasında daha da bir kabul görmüştür. Müslüman Türkler arasında Aşûre önemli bir yere oturmuştur. Aşûre, Muharremin onuncu günü başlamak üzere, daha sonraki günlerde de özel merasimle pişirilip dağıtılan tatlıya isim olmuştur. Sosyal dayanışmaya önemli katkılarda bulunmuştur. Osmanlılar döneminde sarayda da pişirilmiş, “aşûre testisi” adı verilen özel kaplarla da saray dairelerine ve halka birkaç gün süreyle dağıtılmıştır.
Aşûre günü gelenek haline gelen Aşûre tatlısı usulünce ikram edilmelidir. İslâmi tefekkürden yoksun, idrakten, ihlas ve naslardan beri bir anlayışla israf ölçülerini aşarcasına Aşûre tatlıları yapmak da doğru olmasa gerektir. Bu geleneği yerli yerinde ifa etmek icap eder. Muharrem’in ve Aşûre’nin muhtevası korunmalıdır. İslâm’dan kopuk bir anma biçimi idraklere ve toplumlara fayda vermez, onları daha da seküler hale getirir. Bundan kaçınmak gerekir. Müslümanlar bu ayın belirli günlerini sünnet-i seniyyeye riayet ederek oruçlu geçirirler ve bol bol dua ederler. Bu ayda ve bugünde yapılacak şeyler yine değişmez yasalarla belirlenmiştir. Bu ölçülere dikkat etmek her Müslümanın vazifesidir.
Aşûre/Aşura Arapça’da on anlamına gelen "aşara" kelimesinden türemiştir. Muharrem ayının onuncu gününe tekabül eder. Bu günde, insanlığın kaderini etkileyen, geleceğine yön veren önemli olayların gerçekleştiği rivayet edilir. Aynı zamanda Muharrem ayı Hicri yılın ilk ayıdır.
Dolayısıyla Muharrem ayı ve bu ayda tutulan oruç ve sonrasında pişirilen Aşûre tatlısı, Müslümanlar için derin anlamlara sahiptir. Aşûre tatlısı, başta Kerbelâ şehitleri olmak üzere bu yolda canlarını veren bütün şehitlerin anılarına bağlılığın bir gereği olarak pişirilip dağıtılır.
Aşûre tatlısı, Nuh peygamberin gemisinin karaya oturmasından sonra gemide bulunan son yiyeceklerin bir araya getirilip pişirilmesiyle meydana gelmiştir. Bundan dolayıdır ki, Aşûrenin içinde meyve ve tahıldan oluşan en az 12 farklı yiyecek bulunur.
Şii inancında Aşûre günü çok önemlidir. Şiilikte önemli bir figür olan İslâm peygamberi Muhammed'in torunu İmam Hüseyin, Kerbelâ'da muharrem ayının onuncu gününde şehit edilmiştir. Şiiler, Muharrem ve Safer aylarını matem ayları olarak kabul ederler. İki ay boyunca düğün ve benzeri eğlenceler yapılmaz, matem günlerinde taziye meclisleri düzenlenerek mersiyeler okunur, ihsan yemekleri verilir.
Bu ayda matem tutulur. Muharrem mateminin amacı, bu türlü acıların bir daha yaşanmaması için gerekli olan insanlık değerlerini özümsemektir.
Şiîler/Aleviler matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürmezler, kurban kesmezler ve et yemezler. Matem boyunca hiçbir canlıya eziyet etmezler. Kimsenin kalbini kırmamak, dili ile kimseyi incitmemek, kimse hakkında dedikodu yapmamak Matem Orucu'nun temel ilkesidir. Sağlığı yerinde olanlar oruç tutarlar.
kerbelâ katliamında hasta olması nedeniyle İmam Zeynel Abidin'in kurtulması ve Ali'nin soyunun devam etmesi nedeniyle de Allah'a şükrederler. Bu nedenle, Muharrem matemi, Aşûre geleneği ile sonlandırılır.
Aşûre Gününde Meydana Gelen Tarihi Olaylar
Aşûre günü adı verilen 10 Muharrem gününde bazı olaylar gerçekleşmiştir. Rivayetler böyledir. Şunlardır:
Rivayete göre, Hz. Nuh'un gemisi Tufandan kurtulup Cûdî dağına Aşûre günü oturmuştur. Bilindiği üzere, Hz.Nuh, Allah’ın emri üzerine kendine inananları yaptığı bir gemiye bindirmiş, tufan gerçekleşince, inanmayanlar suda boğularak helak olmuşlardı.
Hz. Ademin tövbesinin kabul edilmesi,
Hz. İbrahim’in Nemrud'un ateşinden kurtulması,
Hz. Yakub’un oğlu Yusuf’a kavuşması
Hz. Musa ve İsrailoğulları Firavunun zulmünden 10 Muharrem (Aşûre) günü kurtulmuşlardır.
Hz. Hüseyin bu gün şehit edilmiştir.(Hicri 61)
Ehlibeytin çok değerli bir ferdinin hayatına mal olan bu elim olayın acısını müslümanlar hâlâ hissetmektedirler. Şii Müslümanlar bu günü yas günü ilan etmişlerdir. O günden beri bugünde Hz. Hüseyin anılmaktadır.
İnsan, yaratılanlar arasında en seçkin ve en değerli varlıktır. Yaratılış gayesine uygun olarak yaşaması onun değerini bilmesindendir. Arzu edilen budur. Allah’ın da istediği budur. Ancak insanların bazıları yaratılış gayesinin dışına çıkar ve şeytanlaşır. Yezid ve avanesi bu şeytanlaşmış insanlardandır. Değerli değildirler. Hz. Peygamber, “Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir” der. Dolayısıyla Mü’min, insanların canları ve malları konusunda kendisinden emin olduğu kimse olmalıdır. Muharrem Ayı’nın anlamına yakışan bir davranıştır bu. Peygamberimizin Müslümanlık ile güvenilirlik arasında bu bağı kurması oldukça anlamlıdır.
Temeli barış, uzlaşma ve hoşgörüye dayanan bir dindir İslâm. Barış ve sevgi dini demektir. Birliği, sevgiyi ve kardeşliği emreder. Haksızlığı, insan hayatına, kişi dokunulmazlığına ve insanın onur ve haysiyetine zarar verecek her şeyi kesin bir dille yasaklar. İnsanların can, din, mal, nesil ve akıl emniyetinin temin edilmesi İslâm; temel esas olarak hedefe koymuştur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, haksız yere cana kıymak haram kılınmıştır. İnsanı öldürmek bütün insanlığı öldürmeye eş tutulmuştur. Bir hayatı kurtarmak da bütün insanlığı kurtarmaya eş tutulmuştur.
Hz. Peygamber, savaş ortamında bile; müslümanlarla savaşmayan gayri müslim kadınların, çocukların, yaşlıların ve ibadetle meşgul din adamlarının öldürülmesini, hatta, ibadethanelerinin yıkılmasını, ağaçlarının kesilmesini ve hayvanlarının öldürülmesini kesin bir dille yasaklamıştır.
Genel bir ilke olarak yeryüzündeki bütün canlılara merhametle yaklaşmayı öngören İslâm, “insanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez” peygamberî buyrukla ilkeyi âdeta perçinlemiştir. Bütün bunlardan da açıkça anlaşılacağı üzere kime karşı işlenirse işlensin, insan hayatına yönelik haksız davranışların onaylanması söz konusu olamaz.
Muharrem ayı içerisinde Hz. Hüseyin gibi büyük bir şahsiyetin şehit edilmiş olması, bütün Müslümanlar için büyük bir acı olmuş ve Müslümanları derinden etkilemiştir. Hz. Hüseyinin, Peygamberin sevgili torunu olması da bu acıyı daha da artırmıştır. Tarihin belli bir kesitinde meydana gelen bu üzücü olayı iyi düşünmek gerekir. Böyle olaylardan ders çıkarmak gerekir. Müslümanlara düşen görev, bu tür müessif olayların tekrarlanmasını önleyecek bir bilinç ve anlayışa sahip olmaktır. Kardeşlik, birlik ve beraberliğimizi korumaktır. Mezhep ve meşrep ayrılıklarına son vererek kucaklaşmaktır. Herkesin eteğindeki taşları dökmesi gerekir.
Bütün Müslümanları üzen bu tarihi olay, tarihin hakemliğine bırakılmalıdır. Müminler arasındaki soğukluk giderilmelidir. Bu ay radaki kırgınlığın giderilmesine sebeb kılınmalıdır.
Hz. Hüseyin'in Son Sözleri
“Ey insanlar! Söyleyin, ben kimim? Sonra kendinize gelin, nefsinizi kınayın. Bakın, beni öldürmeniz, hürmetimi gözetmemeniz size caiz midir?
Ben, Peygamberinizin kızının oğlu değil miyim?
Ben, Peygamberinizin vasisi ve amcası oğlunun oğlu değil miyim?
Ben, herkesten önce Allah’a iman eden ve Peygamberin risaletini tasdik eden kimsenin oğlu değil miyim?
Seyyid-uş Şüheda olan Hamza, babamın amcası değil midir?
Cafer-i Tayyar amcam değil midir?
Peygamber’in benim ve kardeşim hakkındaki: “Bu ikisi cennet gençlerinin efendileridir” sözünü duymamış mısınız?
Bu söylediğim sözler bir gerçektir. Allah'a andolsun ki, Allah Teala’nın yalancıya gazab ettiğini ve uydurduğu sözün zararını kendisine çevirdiğini bildiğim günden beri yalan söylemiş değilim.
Eğer beni yalanlarsanız şimdi Müslümanların arasında Peygamberin ashabından olan kimseler mevcuttur; bunu onlardan sorunuz. Cabir b. Abdullah-i Ensari, Ebu Said-i Hudri, Sehl b. Sa’d-is Saidi, Zeyd b. Erkam ve Enes b. Malik’ten sorun, öğrenin; şüphesiz onların hepsi, Resulullah’ın benim ve kardeşimin (Hasan’ın) hakkında buyurduğu sözü duymuşlardır. Bu sözler, sizi kanımı dökmekten alıkoymuyor mu?
Ben ve kardeşim hakkında Peygamberin buyurduğu bu sözde şüpheniz varsa benim Peygamberinizin kızının oğlu olduğumdan da mı şüphe ediyorsunuz?
Allah’a andolsun ki, doğu ve batı arasında, sizin ve dışınızdakiler arasında da Resulullah’ın benden başka torunu yoktur.
Yazıklar olsun size! Acaba öldürdüğüm bir kimse veya zayi ettiğim bir mal ya da size vurduğum bir yara karşılığında mı beni cezalandırmak istiyorsunuz?
Ey insanlar! Allah'a andolsun bundan sonra süvarinin bineğe binerek meydanda gezdiği süre miktarınca dünyada kalırsınız. Bu sözü babam, ceddim Resulullah’tan bana nakletti. Bilin ki Hüseyin’in ümidi ancak yüce Allah’adır. Çünkü hayatı Allah’ın kudreti elinde olmayan kimse yoktur.“ (Altınoluk Dergisi, Sayı: 251,Ocak 2007-A.Taşgetiren)
Bu konuşmadan sonra, ağlayanlar, gözyaşı dökenler savaş meydanından kaçmak isteyenler elbette vardır. Yürekleri boşalmış insan sürüleri onlara mani olurlar, tehdit ederler, oklar, kılıçlar ve mızraklar konuşmaya başlar… Hz. Hüseyin'in dostları birer birer şehit düşerler. Her birinin şehadeti ayrı bir destandır. Ebuzer-i Giffari’nin kölesi Cevn onlardan biridir. Cevn, Hz. Hüseyin’in huzuruna çıkar ve meydana gitmek için izin ister.
Hazreti Hüseyin: “Ey Cevn, sen afiyet ve asayiş ümidiyle bizimle buraya kadar geldin; istersen şimdi kendi yoluna gidebilirsin.”
Cevn şöyle dr; “Ey benim imamım! Ben kötü kokulu, hasebi düşük ve rengi siyah bir köleyim. Güzel kokulu, şerif hasebli ve beyaz renkli olmam için cennete girmeme müsade edin. Allah’a andolsun ki, benim siyah kanım siz Resulullah’ın Ehl-i Beyt’inin pak kanlarına karışıncaya kadar sizi bırakmam.“
Bunun üzerine Cevn’e izin verir. Cevn meydana dalar, vuruşur, vuruşur, vuruşur ve şehid olur. Hazreti Hüseyin onun başı ucuna gelerek: “Allah’ım! Onun yüzünü ak et, kokusunu güzelleştir, onu salih kişilerle haşret ve onu Muhammed ve Ehl-i Beyt’iyle haşret” diye dua eder.
Artık sıra Ehl-i Beyt’tedir. Hazreti Hüseyin'in büyük oğlu Ali Ekber meydandadır. Torunlar içinde Resulullah Efendimize en çok benzeyen odur. O savaşa giderken Hazreti Hüseyin, “Allah’ım! Şahid ol ki, halk içinde Peygamber’in Muhammed'e en çok benzeyeni bu kavmin üzerine gidiyor. Biz Peygamber’i görmek istediğimizde ona bakıyorduk. Allah'ım...!” diye dualarla uğurlar onu. Ve Ali Ekber parça parça edilir vahşet sürüleri tarafından.
Sıra Hz. Hasan’ın oğlu Kasım’dadır. O da şehitler kervanına katılır. Hiçbir şey, ama hiçbir şey yüreklerinde bir kıvılcım oluşturmaz vahşet sürülerinin. Sonra diğerleri ve sonra diğerleri… Savrulur göklere Şehit Hüseyin’in ve Ehl-i Beyt'in muazzez kanları o çöl sıcağında…Ondan beri dinmeyen bir ağıt vardır müminlerin gönlünde… Şehitlerin serçeşmesi evliyalar bağrı başı/ Fatma ana gözü yaşı hasan ile Hüseyindir.
Hz. Hüseyin Efendimizin şehadeti elbette ki büyük bir hadisedir fakat bunu dini bir ritüel haline getirmek aşırılıktır. Hüzünlenir, dersler çıkarır, dualar eder, niyazlarda bulunuruz ama zincirlerle vücuda zarar verici davranışlardan, sağımızı solumuzu yaralamaktan uzak durmamız gerekir. İslâm’da böyle bir anma biçimi yoktur.
Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…