Gün geçtikçe Denizli’de olduğum arkadaşlar tarafından duyulmuş. Arkadaşlar dediklerim, yarım asır önce Millî Türk Talebe Birliği (MTTB) çatısı altında Denizli'de emperyalistlerle ve onların şürekası ile mücadele ettiğimiz kişilerdir. ‘68 kuşağı derler onlara.’ 80 İhtilali öncesi dönemin kuşağı. ‘Sarp yokuşa talip’ yiğit insanlardır onlar. Ben onlara Aksaçlılar diyorum.

Mehmet Emin Aydınyüz’ün bağ evinde toplanacaklarmış. Mehmet Çiftçi davet etti. Şehrin gürültüsünden uzaklaşmak için yapmış Mehmet Emin evini. Zaman zaman da arkadaşları davet edermiş oraya. Sohbet edilir, yemek yenir ve çay içilirmiş o davette. Menüde salata ve ‘tenekede tavuk’ olurmuş. Tenekede tavuk şöyle pişiriliyor: Bir düzenek var, en altına patates ve soğan döşeniyor, üzerindeki çatallı demir çubuğa tavuk butları, özenle takılıyor, sonra o düzenek ters çevrilen teneke ile kapatılıyor. Etrafı da hava almasın diye toprakla kapatılıyor. Ve teneke ateş çemberinin içine bırakılıyor. Ateşin harına göre 45 dakika veya bir saat sonra tavuk tabaklarda yerini alıyor.  Rayihası bile yetiyor. Yeme de yanında yat derler ya. O cinsten. Ancak biz yanında yatmayı değil yemeyi tercih ettik. “Tavuk, balık, kelle bunlar yenir elle” mantığıyla yumulduk tabaklara. O tavsiyeye uyduk. Keyifli bir yemek yedik. Sonra çaylar geldi. Sonra da muhabbet. Geyik muhabbeti değil elbet.