(Bu yazıma birçok tanıdık öfkelenecek. Buna rağmen ilkelerim doğrultusunda düşüncemi eğilmeden, bükülmeden yazdım. Tartışmaya da varım!) 19 Mayıs 1919’da başlayıp 9 Eylül 1922 de İzmir’de son işgalcinin denize dökülmesiyle kazanılan Kurtuluş Savaşı sıradan bir savaş değildir! Son Osmanlı Hanedanının tahtları ve sarayları karşılığı topraklarını emperyalizmin işgaline teslim ederek çakma devletçikler kurdurulmasına razı oldular. Mustafa Kemal ve bir avuç silah arkadaşlarının asırlardır o topraklarda yaşayan insanları bile Anadolu’dan, Tarakya’dan hatta Ortadoğu’dan kovma senedi olan dayatmasına karşı başlattığı zaferle noktaladı. Bu kutsal savaş, tarihte Tüm ülkenin topraklarının karşılığı olarak saraylarında yaşamayı kabul eden ve artıkları İhanetlerinin hesabını vermemek için İngiliz Savaş Gemilerine binerek, yükte hafif pahada ağır istifledikleri ganimetlerle kaçtılar. Kaçamayan ve pusuda kurtuluşun öcünü almak için fırsat kolladılar. Cumhuriyet ile yerine getirerek ilelebet yaşayacak eşit yurttaşlardan oluşan ve Cumhuriyeti taçlandırılmış bir Ulus Devleti Kuruldu. Hatta bu cephe ve cephe gerisi kadınlara da eşit yurttaşlık hakları yanında birçok Avrupa ülkesinden önce ve hakkını verdi Savaştan sonra savaştığı ülkelerle barışa katkı olarak Bağdat Paktını kurarak ilkesini ilan ederken Demişti. Atatürk’ün en önemli isteği eğitim ve harf devriminden sonra toprak reformu ve Köy Enstitülerini kurmaktı. Bu isteğini yerine getiremeden bu dünyadan ayrılarak çok sevdiği Ulus’unun kalbinde yerini aldı. Savaştığı komutanlar bile onu saygı ile ebedi istiharatgahına gözyaşları ile birlikte uğurladılar. Atatürk’ten sonra Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü Köy Enstitülerini açarak Atatürk’ün bu amacını gerçekleştirdi. Toprak Reformunu gündeme getirince Atatürk’ün başbakanı Celal Bayar ve CHP yönetimindeki toprak ağası Adnan Menderes yeni bir parti kurarak toprak ağaları ile birlikte ABD ile anlaştılar. ABD, 2. Dünya Savaşına katılmayan cezalandırarak DP’yi iktidara getirerek devrimleri çiğneme dönemini başlattı, on yıllık DP iktidarında demokrasi askıya alındı, bilim adamları, muhalefet baskı altına alındı, İnönü’ye suikast düzenlendi. Ordu yönetime el koydu. birçok Avrupa ülkelerinden daha demokrat ve daha çağdaş olmasını sindiremeyen, DP’nin devamı sayılan 1ve ile yok ettiler. Laik Türkiye Cumhuriyeti 2002 Yılından beri İngiliz gemilerinde yer bulamayan Örgütlü demokrat, Laik, ilerici örgütler: , , bölünmesiyle zayıflamış, Meydanı Siyasal İslamcıların ve Tarikatların egemenliğine terk etmişlerdir. Merkez sağın bölünmüşlüğü yanında Sol’un özellikle Kurtuluş Savaşının siyasal imgesi nin:   olarak bölünmüşlüğü sayesinde % 34 oy oranı ile Siyasal İslamcı AKP’nin iktidara gelmesine katkıda bulundular. CHP Genel Başkanı ihaneti ile ile yaptığı gizli pazarlık nedeniyle Muhtar bile olamayacak konumdaki Erdoğan’ı ülke yönetiminin başına getirmişti. ( Baykal’ın dayatmasıyla başına getirilen bir ara diyerek Dersim İsyanını destekler tavrı yanında yurt içi örgütlenmesini yurtdışı örgütlenmesi görevini verdiği eski HDF’in dışlayarak Alevi Örgüt yöneticilerini CHP örgütlerinin yönetimine atadı. O zaman tarikatların dini inancını siyasetlerine alet etmelerine niçin kızıyoruz? Laiklik bütün inançlara mesafelidir. Türkiye’de olsun, Yurtdışında olsun bu arkadaşlar, her caminin karşısına bir Cem Evi için mücadeleye soyunarak Siyasal İslamcılar gibi inanç üzerinden siyaset yapmaya başladılar. Türkiye’de işçi sınıfı mücadelesini küçümseyip, silahlı devrim yapmaya soyunanlar 12 Eylül Faşizminden kaçarak Avrupa’da ya inanç örgüt yönetimine ya yanında Kemalizm’e karşı mücadeleye kalkıştılar ya da kimileri gibi solculuğu paspas yapıp AKP tarafından Büyükelçi oldular… Bugün sol o kadar parçalara bölündü ki; i’nin, ’nun, ’nun ’nın örnek model olarak aldıkları unutulmuş, Türkiye Cumhuriyetinin simgesi Ayyıldız’lı bayrak yerine o ülkelerin simgeleri bayrak yerine konulmuştur. Bu nedenle Tarihte ender bir mücadelenin örneği Türkiye Cumhuriyeti Devleti diplomasız, eğitimsiz, Emperyalizmin rahat hükmedeceği siyasal İslamcı yeteneksiz birinin diktasına teslim edilmiştir. Yıldız AKALIN