Ülkemiz açısından önemi büyük olan medeniyetler çatışması süreci; birilerinin, -bu birileri kimdir, hangi devlettir, devletlerdir, konuyu izleyenlerin bildiği bir gerçektir- Hamas'ın İsrail’e karşı, bir gece ansızın başlattığı savaşla gün ışığında çıktı. Hollanda genel seçimleri, seçim sorgulamalarının Avrupa'nın birçok ülkesindeki durumu ortaya koyan sonuçları, medeniyetler arsındaki amansız savaşın dışa vurumudur. Ama bu dışa vurum ne yazıktır ki; ölmektir, öldürmektir, kandır, karşılıklı cinayettir. Bu cinayetler işlenirken Batılı ülkeler İsrail'in yanında durduklarını açıkladılar. İslam dünyası derin bir sessizlik içinde, bir anlamda üç maymunu oynuyor. Görmüyor, duymuyor, konuşmuyor. Bunlar; BRICS’e (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika – Brasilien, Russland, Indien, China, South Africa İş Birliği Örgütü) gittiler, ne getirecekse? Örgütün iyi niyet açıklamasını alarak döndüler. Yani elde var sıfır... İslam ülkeleri arasında, bu savaş konusunda ne görüş birliği var, ne dayanışma... Soğuk Savaş boyunca komünistlerin ve dünya solunun desteğini alan Filistin başka bir anlam kazandı. Varşova Paktı dağıldı. ABD'nin çaldığı düdükle oynayan NATO dünyanın tepesinde at oynatan tek örgüt durumunda. O çalıyor, dünyanın, neredeyse, tüm ülkeleri oynuyorlar. Emperyalizme karşı verilen ulusal kurtuluş savaşları yok artık. Sosyalist bir dünya devrimi; gerçekleştirilme olanağı olmayan bir ütopi... HAMAS'ın Filistin için savaşımı İsrail'i yok etme cihadına dönüşmüş durumda. „Cihadına“ diyorum; çünkü Hamas, bu savaşı İslam adına verdiğini ve kutsal bir savaş olduğunu söylüyor. Kanıt; Hamas’ın tüzüğü, programı, Gazze’de kurduğu şeriat düzeni, örgütlenme yapısı ve ilişkileri, savaşımının dinsel içerikli oluşu... Bu duruşu da onu dünyada, tamamen olmasa da, yalnız bırakıyor. Siyasal İslamcılardan bile beklediği desteği alamıyor, dayanışmayı göremiyor. Kimi ABD karşıtlarının işlerine geldiği için, HAMAS'ın bu akıldışı savaşını destekliyormuş gibi yapsalar da, bu; sağlam bir destek, sağlam bir dayanışma olarak görülmüyor. Hamas’ın yanında, gerçekten ödünsüz olarak, duranların başında İran İslam Cumhuriyeti, bir iki başka ülke ve örgütü görüyoruz. ABD ve Çin yoğun ekonomik ilişkiler içindedirler ve bambaşka bir dünyanın devletleridirler. Uzakdoğu Batı’dan da, Ortadoğu’dan da farklıdır. Hem de çok farklıdır... Ortodoks Hristiyanlar ve Ruslar için siyasal İslam bir beka sorunudur. Rusya'nın kuruluşu ve genişlemesi de Arap-İslam kültürüne karşı çıkışın ürünüdür. Rusya'nın; Yahudiliğe, İsrail’e, Kudüs’ün statüsüne bakışı da kendi çıkarları doğrultusundadır. BRICS üyesi Hindistan; İsrail'le ilişkisini, kendi içinde yaşadığı din savaşları ve Pakistan’la olan sorunları doğrultusunda sürdürüyor. Dünya; yeniden biçimlendiriliyor. Ülkeler arasındaki ilişkiler, her konuda ve alanda yeniden ve politik bir bilinçle düzenleniyor. ABD, AB, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'nın de içinde yer aldıkları BRICS ülkeleri, dünyayı kendi bakış ve çıkarlarına göre, belirli konumlara doğru iten küresel güçler olarak görülüyorlar. Samuel Huntington; Medeniyetler Çatışması adlı kitabında modernleşmeyle istikrarsızlaşan küresel politikanın kültürel eksende yeniden biçimlendiğini yazar. Ona göre; benzer kültürleri olan halklar ve ülkeler birbirlerine daha çok yaklaşırlar. İdeolojilere ve süper güçlerle ilişkilere göre tanımlanan eski ittifaklar yerlerini kültür ve uygarlıkla belirlenen yenilerine bırakırlar. Politik sınırlar giderek kültürel, yani eski uygarlıklardan kalan etnik ve dini sınırlarla çakışır. Soğuk savaştaki blokların yerini kültürel topluluklar alır, dünya ölçeğindeki çatışma noktaları giderek uygarlıklar arasındaki sınırlarda görülür. Avrupa Birliği'nin, bağrında; halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'yi birlik içinde görmek istememesinin nedeni de budur. Siyasal İslam; HAMAS örneğinde de görüldüğü gibi, artık, Soğuk Savaş’ta olduğu gibi, Komünist Blok’a karşı kullanılacak bir politika değildir. Kullanışlı düşman olarak yararlanacak bir güçtür. Türkiye’nin yeri, işte tam da bu nedenle, Arap- İslam dünyası değildir. Unutulması gereken gerçek; Batı’dan koparılmış ve Rusya, İran, Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerin ve siyasal İslamcı İhvan gibi örgütlerin insafına bırakılmış bir Türkiye’nin geleceğinin olmayışıdır. Aklımızdan çıkarmamamız gereken gerçek; yurt savunması söz konusu değilse eğer, savaşın bir cinayet olduğudur. Hiç unutmamak zorunda olduğumuz ilkemiz; yurtta barış, dünyada barıştır...