İlk devrim şehidimiz Kubilay’ı andık hep beraber... Zaman zaman duygulandık, zaman zaman acıdan kasıldık, zaman zaman öfkelendik. Çünkü tam o güne gittik, o gün neler oldu, neler yaşandı, bir kez daha hatırladık...
Aslında hem o günün acısı hem bugün yaşadıklarımızın bizi ezen acısı ortak hissettiklerimizdi...
Dün Sarıkamış’ta donarak ölen 90 bin askerimiz, Menemen'de yobazların Şehit ettiği Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ımız, bugün yabancı topraklarda Şehit olan onlarca askerimiz ...
Yüreğimiz yandı. Canımız acıdı. Sabrımız tükendi...
Hepsinin Ruhları şad olsun. Milletimizin başı sağ olsun.
Menemen olayı Cumhuriyetin özellikle Laiklik ilkesine karşı direnen gerici dinci kesimin vahşetidir. Gencecik öğretmen Kubilay askerlik görevini yaptığı Menemen de Cumhuriyet karşıtları tarafından vahşice katledilmişti. Kubilay’ın katli basit bir direniş ya da iki üç kişinin hezeyanı değildir. Gerici tehlikenin gözü dönmüş karanlığının fotoğrafıdır ve tamda bu nedenle hiç unutulmamalıdır.
Eğer biz Kubilay’ın katlinin nedenlerini hafızamızda tutsaydık, ne Sivas, ne Çorum, ne de Maraş gibi vahşetleri yaşamazdık. Eğer Kubilay'ın katlini nesillerin hafızasına kazıyabilseydik, hiçbir tarikat üyesi ülkemizin yönetiminde görev alamaz, kurumlarımıza sızamazdı. Aydınlarımız birer birer yok edilemezdi...
Biz bugün okullarımızda imamlar ders verecek paniği yerine, çağdaş eğitim normlarını konuşuyor olurduk. Kız çocuklarına öğrenci forması yerine gelinlik giydirmezdik. Cumhuriyetimiz şahlanmış olurdu...
Bugün geldiğimiz noktada, hain dış güçlerin taşeronlarının verdiği destekle giderek palazlanan gerici güruh, siyasetin onlara sağladığı imtiyaz sayesinde karanlık tehlikelerini her geçen gün daha da büyüttüler.
Dün yapılan konuşmalarda, tarihimizin tüm gerçeklerini, gelecek nesillere doğru olarak aktarmanın önemine değinildi...
Ülkeyi saran; dinimizi ve insanların samimi inançlarını kullanan tarikatların, cemaatlerin giderek devlet içinde devletleşecek güce eriştiklerine dikkat çekilerek, yeni devrim şehitleri vermeden tehlikenin önüne geçilmesi için daha fazla geç kalınmamalı denildi. Dilekler, serzenişler, umutsuz tartışmalar sonrası, hayat öyle de böyle de devam ediyor dercesine mutlu yıllar dileklerimizle vedalaşırken, içimden yine en çok parti ayırmaksızın siyasilere kızdığımı fark ettim...
Üç, beş oy fazladan alabilmek amacıyla seçim zamanları, levhasında inanç ve din temaları bulunan hiçbir kapıya artık GİTMEMELERİNİ sessizce diledim ...
0 görüntülenme
KUBİLAY 'I UNUTURSAK ...
Üyesi olmaktan gurur duyduğum ve Mustafa Kemal Atatürk'ün emanetlerine, Cumhuriyet değerlerine bağlı olan her birimizin "mutlaka üye olması gerekir" diye düşündüğüm Atatürkçü Düşünce derneklerinin Berlin şubesi çalışkan ve dinamik etkinlikleri ile dikkatinizi çekmiştir mutlaka.
İstikrarlı, yılmadan günümüzü yaşatan, tarihimizi anlatan etkinlikleri ve Atatürk değerlerine bağlı vefalı üyeleri ile göz bebeğimiz kurumlarımız. Dün yine çok anlamlı bir sunum yaptı Berlin ADD.
İlk devrim şehidimiz Kubilay’ı andık hep beraber... Zaman zaman duygulandık, zaman zaman acıdan kasıldık, zaman zaman öfkelendik. Çünkü tam o güne gittik, o gün neler oldu, neler yaşandı, bir kez daha hatırladık...
Aslında hem o günün acısı hem bugün yaşadıklarımızın bizi ezen acısı ortak hissettiklerimizdi...
Dün Sarıkamış’ta donarak ölen 90 bin askerimiz, Menemen'de yobazların Şehit ettiği Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ımız, bugün yabancı topraklarda Şehit olan onlarca askerimiz ...
Yüreğimiz yandı. Canımız acıdı. Sabrımız tükendi...
Hepsinin Ruhları şad olsun. Milletimizin başı sağ olsun.
Menemen olayı Cumhuriyetin özellikle Laiklik ilkesine karşı direnen gerici dinci kesimin vahşetidir. Gencecik öğretmen Kubilay askerlik görevini yaptığı Menemen de Cumhuriyet karşıtları tarafından vahşice katledilmişti. Kubilay’ın katli basit bir direniş ya da iki üç kişinin hezeyanı değildir. Gerici tehlikenin gözü dönmüş karanlığının fotoğrafıdır ve tamda bu nedenle hiç unutulmamalıdır.
Eğer biz Kubilay’ın katlinin nedenlerini hafızamızda tutsaydık, ne Sivas, ne Çorum, ne de Maraş gibi vahşetleri yaşamazdık. Eğer Kubilay'ın katlini nesillerin hafızasına kazıyabilseydik, hiçbir tarikat üyesi ülkemizin yönetiminde görev alamaz, kurumlarımıza sızamazdı. Aydınlarımız birer birer yok edilemezdi...
Biz bugün okullarımızda imamlar ders verecek paniği yerine, çağdaş eğitim normlarını konuşuyor olurduk. Kız çocuklarına öğrenci forması yerine gelinlik giydirmezdik. Cumhuriyetimiz şahlanmış olurdu...
Bugün geldiğimiz noktada, hain dış güçlerin taşeronlarının verdiği destekle giderek palazlanan gerici güruh, siyasetin onlara sağladığı imtiyaz sayesinde karanlık tehlikelerini her geçen gün daha da büyüttüler.
Dün yapılan konuşmalarda, tarihimizin tüm gerçeklerini, gelecek nesillere doğru olarak aktarmanın önemine değinildi...
Ülkeyi saran; dinimizi ve insanların samimi inançlarını kullanan tarikatların, cemaatlerin giderek devlet içinde devletleşecek güce eriştiklerine dikkat çekilerek, yeni devrim şehitleri vermeden tehlikenin önüne geçilmesi için daha fazla geç kalınmamalı denildi. Dilekler, serzenişler, umutsuz tartışmalar sonrası, hayat öyle de böyle de devam ediyor dercesine mutlu yıllar dileklerimizle vedalaşırken, içimden yine en çok parti ayırmaksızın siyasilere kızdığımı fark ettim...
Üç, beş oy fazladan alabilmek amacıyla seçim zamanları, levhasında inanç ve din temaları bulunan hiçbir kapıya artık GİTMEMELERİNİ sessizce diledim ...
İlk devrim şehidimiz Kubilay’ı andık hep beraber... Zaman zaman duygulandık, zaman zaman acıdan kasıldık, zaman zaman öfkelendik. Çünkü tam o güne gittik, o gün neler oldu, neler yaşandı, bir kez daha hatırladık...
Aslında hem o günün acısı hem bugün yaşadıklarımızın bizi ezen acısı ortak hissettiklerimizdi...
Dün Sarıkamış’ta donarak ölen 90 bin askerimiz, Menemen'de yobazların Şehit ettiği Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ımız, bugün yabancı topraklarda Şehit olan onlarca askerimiz ...
Yüreğimiz yandı. Canımız acıdı. Sabrımız tükendi...
Hepsinin Ruhları şad olsun. Milletimizin başı sağ olsun.
Menemen olayı Cumhuriyetin özellikle Laiklik ilkesine karşı direnen gerici dinci kesimin vahşetidir. Gencecik öğretmen Kubilay askerlik görevini yaptığı Menemen de Cumhuriyet karşıtları tarafından vahşice katledilmişti. Kubilay’ın katli basit bir direniş ya da iki üç kişinin hezeyanı değildir. Gerici tehlikenin gözü dönmüş karanlığının fotoğrafıdır ve tamda bu nedenle hiç unutulmamalıdır.
Eğer biz Kubilay’ın katlinin nedenlerini hafızamızda tutsaydık, ne Sivas, ne Çorum, ne de Maraş gibi vahşetleri yaşamazdık. Eğer Kubilay'ın katlini nesillerin hafızasına kazıyabilseydik, hiçbir tarikat üyesi ülkemizin yönetiminde görev alamaz, kurumlarımıza sızamazdı. Aydınlarımız birer birer yok edilemezdi...
Biz bugün okullarımızda imamlar ders verecek paniği yerine, çağdaş eğitim normlarını konuşuyor olurduk. Kız çocuklarına öğrenci forması yerine gelinlik giydirmezdik. Cumhuriyetimiz şahlanmış olurdu...
Bugün geldiğimiz noktada, hain dış güçlerin taşeronlarının verdiği destekle giderek palazlanan gerici güruh, siyasetin onlara sağladığı imtiyaz sayesinde karanlık tehlikelerini her geçen gün daha da büyüttüler.
Dün yapılan konuşmalarda, tarihimizin tüm gerçeklerini, gelecek nesillere doğru olarak aktarmanın önemine değinildi...
Ülkeyi saran; dinimizi ve insanların samimi inançlarını kullanan tarikatların, cemaatlerin giderek devlet içinde devletleşecek güce eriştiklerine dikkat çekilerek, yeni devrim şehitleri vermeden tehlikenin önüne geçilmesi için daha fazla geç kalınmamalı denildi. Dilekler, serzenişler, umutsuz tartışmalar sonrası, hayat öyle de böyle de devam ediyor dercesine mutlu yıllar dileklerimizle vedalaşırken, içimden yine en çok parti ayırmaksızın siyasilere kızdığımı fark ettim...
Üç, beş oy fazladan alabilmek amacıyla seçim zamanları, levhasında inanç ve din temaları bulunan hiçbir kapıya artık GİTMEMELERİNİ sessizce diledim ...






Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…