Usta şair Cafer Keklikçi, 30 yıllık edebiyat serüvenini anlattı. Keklikçi, şiirlerini, teknolojinin edebiyata etkilerini ve genç şairlerin eserlerini değerlendirdi.
Toplam 9 eseri bulunan Keklikçi, kendisini "garip bir şair" olarak tanımladı.
Şiirle bağını "varlık sebebi" olarak nitelendiren Keklikçi, şiirle tanışma hikayesini şöyle anlattı: "Şiir söylemeye beş yaşımda başladım. Annem kendince türkü söylüyor gibi mani söylerdi. Ben de anneme özenerek şiir söylerdim yani ben daha okuma yazma öğrenmeden şiir söylemeye başladım. İlk şiirimi, ilkokul birinci sınıfın birinci döneminde, okuma yazmayı öğrendiğimde yazdım. Daha sonra düzenli bir şekilde şiir yazmaya başladım. Yayımlanan ilk şiirimin ismi 'Sessiz Ağıt', 1996'da Gülistan dergisinde yayımlandı. Şiirim ilk defa yayımlandığında 19 yaşındaydım. 1996'dan 2026'ya, 30 yıldır dergilerde şiirlerim yayımlanıyor. 30 yıldır Türk edebiyatının içindeyim, Türk şiiri meydanındayım. Buna ring, lonca ya da loca da diyebiliriz ama ben Türk şiiri meydanı diyorum."
Hayatının her alanında şiirin bulunduğunu vurgulayan Keklikçi, şunları kaydetti:
"Şiir yazayım diye yaşamıyorum, yaşadığım için şiir yazıyorum. Hayatım şiirlerimdir, şiirlerim hayatımdır. Şiirlerimdeki bana özgü fikirler, ses, konu, ufuk, hepsi gördüğüm ya da yaşadığım hayatımdandır. Bireysel ve sosyal hayattan siyaset ve uluslararası olaylara kadar hepsi hayatımda yaşadığım, durduğum yer, bakış açım, tepkim, öfkem, huzurum, huzursuzluğum, uyumsuzluğum, sevgim, aşkım, inancım, inanmadığım duyuş ve yaşanmışlıklardır. Şiir beni dünyaya ikna etti. Elimden şiir geliyor, başka bir şey gelmiyor."
Keklikçi, "Hayat Gidiyor" ve "Uzak Eğimi" şiirlerindeki dizelerle modern insanın yalnızlığına dikkat çekti.
"Benim şiirim baştan sona itirazdır. Baştan sona siyasidir aynı zamanda. Bu itiraz bazen kötülüğü tersten söyleyerek, bazen de öfkeyle karşı gelerek çirkinliklere itirazdır. Modern insan, internetten önce yalnızdı ama internetten sonra kimsesiz oldu. Yalnızlık bir yere kadar medeniyetimizdendir, uzlet, tefekkür ve inziva gibi. Artık yalnızlıktan öte bir durum var, herkes kimsesiz. İnternette bir insanın bir insanla fiziksel görüşmesi yok ama insanlar birbiriyle görüşüyormuş gibi, oradan görüşünce tatmin oluyor. İnsanlar artık birbiriyle görüşmüyor. Bu nedenle kimse kimsenin kimsesi olmuyor. Bir kimsemiz olması büyük gelenek içinde çok değerlidir. İnsan insanın kimsesi olduğunda, kimsesi olan da kimsesi olunan da bir medeniyetin parçası oluyor. Batı medeniyetinin kültür emperyalizmiyle kimsesizleştik. 'Hayat Gidiyor' bu kimsesizliğe itirazdır, üzüntüdür." ifadelerini kullandı.
"Sosyal Gerçekçi Şiir" teorisini kaleme alarak kendi şiir poetikasını ortaya koyan Keklikçi, "Bireyselci değilim. Birey olmayı savunurum. Bireyin insan olması ve ne kadar insan olduğu toplumsallıkta ortaya çıkmaktadır. Şair, şiirde insani olan tarafta olduğu için şiirde sosyal gerçeklikle beraber keder de yer alıyor. Şiirlerimde temel olarak iyi tutulur, kötü yerilir. Şiirlerimde gerçek, doğrudan kavranıldığından sosyal gerçeklik meydana geliyor." açıklamasını yaptı.
Dijitalleşme ve yapay zekanın hayatı etkilediği bu dönemde şiirin önemine değinen Keklikçi, şiir okuyan ve okumayan insanlar arasındaki farka dikkat çekti.
Keklikçi, "Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin insanı geçemez. İletişimde, bilgiye ulaşımda kolaylık sağlıyor ancak öte yandan dijitalleşme ve yapay zeka adeta insan hayatını ortadan kaldırıyor. Buna karşılık şiirle direnç kazanılabilir. Ben, benim şiirimi okumuş okurların kötülüklere karşı koyuş anlamında direnç kazandığını hissetmesini arzularım. Şiirin, okuruna verdiği duygu ve düşünceyle onu iyiye doğru yeni bir anlama dönüştürme gücü var. Evrensel insani değerlerin insanda yerleşmesini sağlar. Şiir, insanın insanlığını sürekli taze tutar. Teknoloji, aletlerle geleceğe ilerler, aletler ortadan kalktığında sonu gelir. Şiir ise insan ruhu ve gönlüyle ilerler, geleceğe kalır. İnsanın insanlığını çıkardığınızda geriye makine gibi bir şey kalır. İnsan var oldukça şiir var olacak." dedi.
Şiirlerinde ironiyi sıkça kullandığını belirten Keklikçi, "Oligarklara Nota" şiirinde olduğu gibi kötüyü gülünç hale getirerek değersizleştirmeyi amaçladığını söyledi. Keklikçi, "Şiirde ironi, şiirin sağlam kanatlarıdır, uçuşu hızlandırır. Dümdüz sövmüyorum da ironi yapıyorum. Bu, katlanılmaz bir durumu katlanılır halde ifade etmek içindir." ifadelerini kullandı.
Kişisel trajedilerin şiirdeki yerine de değinen Keklikçi, "Benim hayatım adeta kişisel trajedilerden meydana geliyor. 25 yaşımda İstanbul'a yeni geldiğim zamanlarda kalacak yerim yoktu. Gece bir kültür mekanında öğretmen ve doktor olan arkadaşlarla oturuyorduk. Onların makamı, benim şairliğim vardı. Türk şiirini konuşuyorduk ancak benim yatacak bir evim olmadığından haberleri yoktu. Diyemedim. Bu bir trajedidir." ifadelerini kullandı.
Edebiyat dergilerini ve yeni nesil şairleri yakından takip ettiğini belirten Keklikçi, genç kuşağın edebiyata yaklaşımını değerlendirdi:
"Yeni neslin şiirine baktığımda şiirin geriye gittiğini görüyorum. Çoğu genç şair ölçülü, kafiyeli şiir yazıyor. İnternet mecralarında kolay yayımlıyorlar. Sosyal medyada çok paylaşılıp şöhret olmak için galiba kısa ya da yüzeysel yazıyorlar. Bizden sonraki kuşaklar şiirde bir atılım yapamadı. Kendilerinden önceki şairleri hakkıyla okumadıkları için yeni bir şey söyleyemiyorlar. Sosyal medyayla çok ilgililer, okumaya ve yaşamaya vakitleri yok. Oysa sosyal medyanın şiire bir katkısı yok. Yeni bir dil ortaya koyamadılar. Toplumsal meselelere bakışları kendilerine özgü değil, bağlı oldukları ideolojinin ya da sempati duydukları partilerin yaklaşımını seslendiriyorlar. Şiirde Birinci ve İkinci Yeni, 1980, 1990, 2000 kuşaklarından sonra ölçülü kafiyeli şiirle ileri gidilemez, bunların üstüne koyarak ilerleyebilir Türk şiiri. Hece şiiriyle, eski donmuş kalıplarla günümüzde ileri gidilemez. Ölçü ve kafiyeye karşı değilim, kafiye şiirin olmazsa olmazıdır, her yeni şiirin de kendine özgü bir ölçüsü olmalı, burada söz konusu ettiğim donmuş kalıplardır. Koskoca Türk şiiri eski kalıplara sıkıştırılamaz. Ancak dikkatimi çeken ve Türk şiirini bizden sonra omuzlayacağına inandığım, kalıpların dışına çıkan birkaç genç şair de var."
Keklikçi, ilhamın Allah vergisi olduğunu ancak şiirin bedel istediğini vurguladı.
Şiirlerini türkü söyler gibi söylediğini ve çoğunlukla ayakta yazdığını belirten Keklikçi, şunları ekledi:
"Şiiri hiçbir zaman gelip geçici bir heves olarak görmedim. Şiir uğruna 25 yaşımda İstanbul'a geldim. İlk zamanlar iki hafta boyunca günde bir simit yiyerek hayatta kaldım. Lise ve üniversite öğrencisiyken yazları inşaattan seyyar satıcılığa, kitabevinden büro işine kadar çok çeşitli işlerde çalıştım ve okul giderlerimi karşıladım. Şiir çoğunlukla öfkemden doğar. Adaletsizliğe karşı geldiğim için işimden oldum. Haksızlık yapan makam sahibine haksızlığını yüzüne söylediğim için görevime son verildi. Feleğin çemberinden bin beş yüz kere geçtiğim için hiç kimseye eyvallahım yoktur. Şiir bana eğilmeme güzelliğini armağan etti, hakkı söyleme cesareti ve haksızlıklara karşı koyma gücü verdi. Beni hayatta tuttu. Sanırım şiirin bana armağan ettiği en büyük güzellik budur."
Gelecek planlarından da bahseden Keklikçi, 7. şiir kitabı dosyasındaki 23 şiirin dergilerde yayımlandığını kaydetti. Keklikçi, "Şu an beş kitap dosyam hazır. Bir hikaye, iki deneme, bir şiir poetikası ve bir de söyleşi. Ancak ben her zaman şiir kitabına öncelik veriyorum." sözleriyle konuşmasını bitirdi.
Ketebe Yayınları etiketiyle yayımlanan son kitabı "Hayat Gidiyor" ile Cafer Keklikçi'nin toplam 9 eseri bulunuyor.








Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…