Hayatın anlamını yıllarca başka yerlerde arar dururuz.

Bazen başarıda, bazen sahip olduklarımızda, bazen insanların bize verdiği değerde… Oysa zaman geçtikçe şunu daha iyi anlıyoruz: Yaşamı anlamlı kılan, ona duyduğumuz sevgidir.

Çünkü insan, sevmediği bir hayatın içinde ne kadar çok şeye sahip olursa olsun, içinde hep bir eksiklik taşır.

Bazen hayata  pencereden bakar gibi bakıyoruz. Her sabah aynı dünyaya uyanıyoruz belki ama gördüklerimiz, hissettiklerimiz ve onlara yüklediğimiz anlam değişiyor. Bir ağacın gölgesi kimi için sıradan bir görüntüdür, kimi içinse nefes almak, dinlenmek, geçmişi hatırlamak demektir.

Mesele belki de hayatta ne kadar uzun yaşadığımız değil; yaşadığımız zamana ne kadar sevgi sığdırabildiğimizdir.

Sevgi yalnızca bir insana duyulan duygudan ibaret değil. Bir çocuğun gülüşünü sevmektir. Bir dostun sesini duymaktan mutlu olmaktır. Bir sokakta yürürken hayatın telaşına rağmen gökyüzüne bakabilmektir. Tatile çıkabilmek, Bir ülkenin, bir şehrin, bir mahallenin, hatta küçücük bir evin hatıralarını yüreğinde taşıyabilmektir.

Ve belki en önemlisi, hayatı olduğu haliyle sevebilmektir.

Çünkü hayat kusursuz değil.

İçinde kayıplar var, kırgınlıklar var, haksızlıklar var. Bekleyişler, vedalar, yeniden başlamalar var. Bazen insanın bütün gücünü tüketen günler de oluyor. Ama yine de hayatın içinde tutunacak bir güzellik bulabiliyorsak, bunun adı sevgidir.

Arada sırada artık mutluluğun sürekli gülümsemek olmadığını düşünüyoruz. Mutluluk, bütün zorluklara rağmen yaşamla bağını koparmamaktır.

Bir sabah kahveni içerken huzur bulabiliyorsan, bir dostunun “Nasılsın?” sorusunu gerçekten önemsiyorsan, birinin elini tuttuğunda kendini yalnız hissetmiyorsan, hâlâ umut edebiliyorsan hayat sana söyleyecek bir şeyler bulmuş demektir.

Çünkü insanı ayakta tutan yalnızca güçlü olmak değildir.

Sevdiği şeylerin var olduğunu bilmek de insana güç verir.

Belki de bu yüzden yaş ilerledikçe insanın öncelikleri değişiyor. Eskiden ulaşmak istediğimiz şeylerin yerini, kaybetmek istemediğimiz insanlar alıyor. Kalabalıkların yerini samimiyet, gösterişin yerini huzur, sahip olmanın yerini paylaşmak alıyor.

 Bu yüzden hayata dair en büyük derslerden birini burada öğreniyoruz.

Bir şeyi seviyorsanız, ona zaman ayırırsınız.

Bir insanı seviyorsanız, onu dinlersiniz.

Bir hayatı seviyorsanız, onu güzelleştirmek için çaba gösterirsiniz.

Ve hayat da çoğu zaman size, verdiğiniz sevginin izlerini geri gösterir.

Bu yüzden bugün kendime de, bu satırları okuyan herkese de aynı şeyi söylemek istiyorum:

Hayatı ertelemeyelim.

Sevgimizi söylemek için yarını beklemeyelim. Özlediğimiz birini aramak için özel bir gün aramayalım. Bir çocuğun başını okşamak, bir dostun kapısını çalmak, bir ağacın altında birkaç dakika durmak, güneşin doğuşunu izlemek için büyük sebeplere ihtiyacımız yok.

Çünkü hayat dediğimiz şey, aslında bütün bu küçük anların toplamı.

Ve sonunda geriye ne kadar kazandığımızdan çok, ne kadar sevdiğimiz kalıyor.

 Yaşamın anlamı tam da burada başlıyor.

Yaşamı anlamlı kılan, ona duyduğumuz sevgidir.

Sevdiğimiz kadar hisseder, hissettiğimiz kadar yaşarız.

Belki de hayatın bize verdiği en büyük armağan budur:

Her yeni güne yeniden sevebilme ihtimaliyle uyanmak…

Sevgiyle kalın.. Değerli Dostlar..