İzmir'in Kurtuluşu ve Buhara'dan Gelen Kılıç

Gazi Mustafa Kemal Paşa Meclis kürsüsünde…

Elinde bir kılıç var. Bu kılıç, Büyük Türk İmparatoru Timur'a ait olduğu söylentileri var.

Ve bunu Buhara Cumhuriyeti, iki kılıçla birlikte Ankara'ya göndermiş. Ve Mustafa Kemal'e gelen mesaj şu:

"Bu kılıç, İzmir'e ilk girecek Fatih'e verilmek üzere gönderildi..."

Ve elinde bu kılıcı Gazi mecliste göstererek şunu söylüyor:

"Bu muazzam kılıcı, İzmir'e ilk girecek olan Fatih'e vermekle şeref yab olacağım!"

Düşünün..

İzmir işgal altında...

Kanlı bir işgal yaşanmış ve bir haftada beş bin masum insan acımasızca katledilmiş. Namusu kirletilen Türk kadınları kendilerini diri diri ateşe vererek, o leke ile yaşamak istememişler.

Her yanda ölüm, çöküntü, işgalin acı yüzü ve yanıp yıkılan haneler, kentler, kasabalar var.

Osman Gazi'nin türbesini tekmelerken Venizelos'un oğlu şöyle bağırmış Bursa'da:

"Kalk Osman... Çık karşıma... Seninle döğüşmeye geldim!"…

Ve 26 Ağustos, Büyük Taarruz...

30 Ağustos'ta düşmanın belkemiği Dumlupınar'da kırılıyor. Hedef emrini alıyor Türk Ordusu: "İlk hedef Akdeniz'dir ileri!"…

Ve en önde süvariler yel gibi Ege'ye doğru akıyorlar. Her yan çekilen Yunan ordusu tarafından yakılıp yıkılıyor.

9 Eylül sabahı, saat 9.30 sıralarında Yüzbaşı Şerafettin ve müfrezesi, Sabuncubelin'den inip, türlü çarpışmalardan sonra Bornova Hükümet konağına giriyor. Sonra ver elini İzmir...

Yel gibi, Halkapınar'a doğru ilerliyorlar.

Halkapınar'da tuzak...

Dört tane süvari, sanki alınlarında açan kırmızı birer karanfille, şehadete ulaşıyorlar.

9 EYLÜL 1922

Artık kim durur?

Yüzbaşı Şerafettin önde, kılıçlar çekiliyor; dörtnal emri, ve süvariler Kordon'da... Ortalık kıyamet. Kalabalık, alkış; haykırışlar; korku ve coşku iç içe... Ve dünyanın en muhteşem yürüyüşünü yapıyor süvariler... Hepsinin yüzleri toz toprak içinde... Kılıç sallamaktan geceleri bile uyuyamamışlar. Ve bugünkü Pasaport... Birden bir bomba atılır; Yüzbaşı Şerafettin kanlar içinde...

Boynu apar topar sarılır; doludizgin Borsa üzerinden Konak meydanına ulaşırlar.

Bir genç koşarak bir bayrak getirir.

Elde dikilmiş bayrağı Şerafettin Bey koynuna sokar.

Kapıdan koşar adım balkona çıkar, arkadaşlarıyla. Yunan bayrağı hala gönderdedir.

Yunan bayrağı indirilir.

Göğsünden bayrağı çıkarır.

Bayrağa kanı bulaşmıştır.

Ve şunları söyler sonradan tuttuğu notlarında: "Kanımın bulaştığı al bayrağıma şimdi de gözyaşlarım bulaşıyor. Ölsem ne gam! İzmir'e ilk giren biz olmuştuk ya..." Artık şanlı Türk bayrağı İzmir Hükümet konağında dalgalanmaktadır.

Kılıç ne oldu?

15 Eylül günü, İzmir Fatihi Şerafettin Bey'e Atatürk tarafından kuşatıldı. Ve ikinci ad olarak da Atatürk Şerafettin Bey'e, "İzmir" adını verdi.

Sonradan yaraları nükseden Şerafettin, malulen emekli oldu. Yoksul, bir köşede unutulmuş biçimde İstanbul'da 1951 yılında vefat etti. Ya üçüncü kılıç?

Ölümünden önce İstanbul'dan İzmir'e göndermek istedi.

Bu değerli kılıç üzerinde büyük yakut taşları vardı.

Kendi yürüyemiyordu. Eşi Siret Hanım, İstanbul Valiliği kanalıyla İzmir Belediyesi'ne ulaştırmak istedi. Kadın kılıçla valiliğe gitti. Hiç bir belge almadı. Orada birilerine kılıç teslim edildi. Kılıcın en son görüldüğü gün, o gündür...

Şimdi düşünelim:

Konak Meydanı'na, Üçüncü Kılıç'la birlikte Yüzbaşı Şerafettin'in heykeli yakışmaz mı?

Düşünelim; yeniden düşünelim...

Yakışmaz mı?

Ey İzmirli; hiç olmazsa bu değerlerine; Yüzbaşı Şerafettin'e ve Yıldırım Kemal gibi kahramanlara sahip çık!

Bu senin bir yurttaşlık görevin; sor sorgula ve bunun yanıtını ara: Niçin İzmir'in bir Kurtuluş Anıtı yok! Niçin?

Prof. Dr. Kemal Arı