Almanya’da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin yükselişini değerlendiren SPD Federal Meclis Milletvekili Macit Karaahmetoğlu, ekonomik ve sosyal sorunların göçmenlere yöneltilerek siyasi tartışmanın etnik bir zemine taşındığını savundu.

Karaahmetoğlu, AfD’nin yükselişinin yalnızca “ırkçılık” kavramıyla açıklanamayacağını belirterek, partinin etnik milliyetçilik söylemini ekonomik güvensizlik, sosyal huzursuzluk ve kültürel kayıp korkusuyla birleştirdiğini ifade etti.

“Sorun gerçek, AfD’nin gösterdiği suçlu yanlış”

Macit Karaahmetoğlu’na göre Almanya’da vatandaşların hayat pahalılığı, konut sıkıntısı, gelecek kaygısı ve sosyal güvenlikle ilgili yaşadığı sorunlar gerçek. Ancak bu sorunların nedenlerinin göçmenlerde aranmasının yanlış olduğunu savunan Karaahmetoğlu, AfD’nin ekonomik sıkıntıları toplumsal gruplar arasındaki gerilime dönüştürdüğünü söyledi.

Karaahmetoğlu, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“İnsanların hayat pahalılığı, konut, gelecek ve sosyal güvenlik konusunda yaşadığı kaygılar gerçek. AfD ise bu sorunların nedenini gelir ve servet dağılımında, yatırım eksikliğinde veya yıllarca ihmal edilmiş kamu hizmetlerinde aramak yerine göçmende arıyor. İnsanlara ‘Vergiyi sen ödüyorsun, başkaları faydalanıyor’, ‘Konut sana değil göçmene gidiyor’ diyor. Sorunlar gerçek olabilir ama AfD’nin gösterdiği suçlu yanlıştır.”

Karaahmetoğlu, ekonomik huzursuzluğun etnik bir çatışmaya dönüştürülmemesi gerektiğini belirterek, demokratik siyasetin temel görevinin vatandaşların kaygılarını küçümsemek değil, bu sorunlara somut çözümler üretmek olduğunu vurguladı.

“AfD sorunları çözmek yerine öfkeyi yönlendiriyor”

Uygun fiyatlı konut, güçlü belediyeler, nitelikli eğitim, erişilebilir sağlık hizmetleri, iyi ücretler ve güvenli emekliliğin toplumsal güven açısından önem taşıdığını belirten Karaahmetoğlu, devlet hizmetlerinin günlük yaşamda hissedilmesinin demokratik sisteme duyulan güven açısından belirleyici olduğunu ifade etti.

Karaahmetoğlu şöyle konuştu:

“İnsanlar devleti yalnızca vergi öderken veya bir form doldururken görür, fakat kreş aradığında, doktor randevusu bulmaya çalıştığında veya uygun fiyatlı bir ev istediğinde yanında göremezse ‘Bu sistem kimin için çalışıyor?’ diye sorar. AfD işte bu güvensizliği kullanıyor. Çözüm üretmek yerine insanlara kızacakları veya suçlayacakları bir komşu gösteriyor.”

SPD’li siyasetçi, demokratik partilerin de vatandaşların günlük yaşamında karşılaştığı sorunlara daha güçlü yanıt vermesi gerektiğini belirterek, AfD’nin ortaya koyduğu söylemlere göre siyaset üretmek yerine sorunların gerçek nedenlerine odaklanılması gerektiğini söyledi.

“Bizim görevimiz AfD’nin gösterdiği sahte düşmanların peşinden gitmek değil, bu sorunların gerçek nedenleriyle mücadele etmektir.”

“Mesele yalnızca göçmenler değil, Almanya’nın nasıl bir ülke olacağıdır”

AfD’nin “remigration” (geri göç) söyleminin yalnızca göçmenleri ilgilendiren bir tartışma olmadığını savunan Karaahmetoğlu, Almanya’da milyonlarca insanın göç geçmişine sahip olduğunu hatırlattı.

Karaahmetoğlu, Almanya’da farklı kökenlerden insanların sağlık, eğitim, ekonomi, bilim, kamu hizmetleri ve siyasette aktif rol oynadığına dikkat çekerek şöyle dedi:

“Doktorunuzun adı Mehmet olabilir. Çocuğunuzun öğretmeni Ayşe olabilir. Şirketinizde mühendis olarak çalışan insanın ailesi Türkiye’den gelmiş olabilir. Vergi veren, şirket kuran, hastanede çalışan, yaşlılara bakan, bilim yapan, milletvekili olan milyonlarca insan bu ülkenin parçasıdır. Ben de onlardan biriyim.”

Karaahmetoğlu, “remigration” tartışmasının Almanya’da kimin ülkeye ait olduğu sorusunu da beraberinde getirdiğini belirterek, vatandaşların kökenleri üzerinden sınıflandırılmasına karşı çıktı.

“Buradaki temel soru şu: Almanya’da kimin gerçekten bu ülkeye ait olduğuna kim karar verecek? Pasaport mu, anayasa mı, yoksa birilerinin kafasındaki etnik Almanlık tanımı mı? Demokratik Almanya’nın cevabı nettir. Alman vatandaşlığı birinci ve ikinci sınıf olarak bölünemez.”

“Göçmen kökenliler Almanya’nın seyircileri değil”

AfD’nin yükselişi karşısında göçmen kökenli vatandaşların demokratik hayattan uzaklaşmaması gerektiğini belirten Karaahmetoğlu, siyasi katılımın önemine dikkat çekti.

Oy kullanmanın yanı sıra siyasi partilerde, sendikalarda, derneklerde ve sivil toplum kuruluşlarında aktif olunması gerektiğini ifade eden Karaahmetoğlu, göçmen kökenli insanların Almanya’nın siyasi ve toplumsal yaşamının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.

Karaahmetoğlu açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Göçmen kökenli insanlar bu ülkenin seyircileri değil, sahipleridir. AfD’nin istediği Almanya, insanların kökenlerine göre birbirinden ayrıldığı bir Almanya. Bizim savunduğumuz ise iyi ücretin, uygun konutun, güçlü sosyal devletin, güvenliğin ve fırsat eşitliğinin herkes için geçerli olduğu bir Almanya. AfD’nin bölme siyasetine verilecek en güçlü cevap da budur.”