Türkiye'nin Afrika'da yürüttüğü arabuluculuk, diplomasi, insani yardım, kalkınma ve kapasite geliştirme çalışmaları, kıtanın barış ve istikrar süreçlerine katkı sunuyor.

Türkiye, 2005'te Afrika Birliği (AfB) nezdinde gözlemci statüsü kazandı. 2008'de ise kıtanın stratejik ortağı ilan edildi. Barış ve güvenlik, Türkiye-Afrika ortaklığının öncelikli işbirliği alanları arasında bulunuyor.

21 Eylül Uluslararası Barış Günü dolayısıyla Afrika Koordinasyon ve Eğitim Merkezi (AKEM) Araştırmacısı Dr. Alioune Aboutalib Lo ve Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Öğretim Üyesi Sudanlı akademisyen Dr. Tarık Nur, Türkiye'nin kıtadaki barış ve istikrar çalışmalarını değerlendirdi.

Dr. Lo, barışın teşviki ve arabuluculuğun son 20 yılda Türkiye'nin Afrika politikasının önemli bir unsuru haline geldiğini belirtti. Ankara'nın kıtada hem çok taraflı hem de ikili düzeyde çeşitli süreçlerde yer aldığını kaydetti.

Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki girişimlerle Sierra Leone'deki barış faaliyetlerine katkı sundu. Ayrıca Birleşmiş Milletler Orta Afrika Cumhuriyeti Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu (MINUSCA) ve Birleşmiş Milletler Kongo Demokratik Cumhuriyeti İstikrar Misyonu (MONUSCO) gibi misyonlara da destek verdi. Dr. Lo, ikili düzeyde ise Türkiye'nin diplomasisini anlaşmazlık yaşayan tarafları yakınlaştırmak için kullandığını ifade etti.

Dr. Lo, Somali ile Etiyopya arasındaki Ankara Süreci'nin bunun en somut örneklerinden olduğunu belirtti. Türkiye ayrıca Somali ile Somaliland arasındaki görüşmelerde kolaylaştırıcılık yaptı. Libya dosyasında rol üstlendi ve Etiyopya ile Mısır arasındaki Nil suları anlaşmazlığı konusunda diplomatik girişimlerde bulundu.

Dr. Lo, Türkiye'nin Afrika ülkeleriyle yıllar içinde geliştirdiği ilişkilerin Ankara'ya farklı taraflarla görüşebilme imkanı sağladığını vurguladı. "Türkiye'nin avantajı, bir çatışmada yer alan bütün taraflarla konuşabilmesi." dedi.

Dr. Lo, Türkiye'nin kıtada güçlendirdiği ikili ilişkiler sayesinde farklı aktörler arasında diyaloğu başlatabilecek bir konum elde ettiğini belirtti. Arabuluculuğu diplomatik araçlarından biri haline getirdiğini söyledi.

Somali-Etiyopya sürecinde ikili ilişkiler etkili oldu

Somali ile Etiyopya arasındaki anlaşmazlığa değinen Dr. Lo, Türkiye'nin her iki ülkeyle sahip olduğu siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkilerin tarafların Ankara'da bir araya getirilmesinde etkili olduğunu belirtti.

Türkiye'nin kolaylaştırıcılığında Temmuz 2024'te başlayan görüşmeler, 11 Aralık 2024'te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde kabul edilen Ankara Bildirisi'yle sonuçlandı. Somali ve Etiyopya, birbirlerinin egemenliği, birliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne saygılarını teyit etti.

Batı Afrika ve Sahel'de güvenlik sorunu

Batı Afrika ve Sahel'deki duruma ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dr. Lo, bölgenin barış ve güvenlik açısından giderek daha karmaşık hale geldiğini söyledi. Terörün bölge ülkelerinin karşı karşıya bulunduğu temel sorunlardan biri olduğunu kaydetti.

Türkiye'nin bölge ülkeleriyle ilişkilerinin son yıllarda güçlendiğine işaret eden Dr. Lo, Ankara'nın Batı Afrika ülkelerinin yanı sıra Sahel Devletleri İttifakı (AES) ülkeleriyle de ilişkilerini geliştirdiğini anlattı.

Dr. Lo, Türkiye'nin bölgedeki rolünün diplomatik ve ekonomik ilişkilerin yanı sıra güvenlik alanına da uzandığını ifade etti. Bazı Sahel ülkelerinin terörle mücadele kapasitesinin geliştirilmesinde Türk savunma sanayi ürünlerinden yararlandığını belirtti.

Barış yalnızca ateşkesle sınırlı görülmemeli

Sudanlı akademisyen Dr. Nur ise Türkiye'nin Afrika'daki barış çabalarının yalnızca klasik arabuluculuk faaliyetleri üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Diplomasi, kalkınma işbirliği, insani yardım, eğitim ve kurumsal kapasitenin geliştirilmesinin de uzun vadeli barışın parçaları olduğunu söyledi.

Somali'yi Türkiye'nin çok boyutlu yaklaşımının en belirgin örneklerinden biri olarak gösteren Dr. Nur, Ankara Süreci'nin de Türkiye'nin doğrudan kolaylaştırıcılık kapasitesini ortaya koyduğunu vurguladı.

Dr. Nur, "Türkiye'nin Afrika'daki rolünü, bir taraf adına çözüm üretmekten ziyade tarafların kendi çözümlerini geliştirmelerine yardımcı olan bir kolaylaştırıcılık modeli olarak değerlendirmek daha isabetli." dedi.

Ülkesinde devam eden savaşa ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dr. Nur, Türkiye'nin Sudan'da diplomatik alan oluşturulması, insani yardımların ulaştırılması ve Sudanlı tarafların üzerinde uzlaşabileceği kapsayıcı bir siyasi sürecin desteklenmesinde rol oynayabileceğini belirtti.

Türkiye'nin AfB, Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD), BM ve Sudan'ın komşularıyla koordineli hareket etmesinin daha etkili sonuçlar doğurabileceğine dikkati çeken Dr. Nur, "Barış yalnızca ateşkesle sınırlı görülmemeli." ifadelerini kullandı.

Dr. Nur, savaş sonrasında Sudan'daki devlet kurumlarının, üniversitelerin, eğitim ve sağlık altyapısının yeniden işler hale getirilmesinin sürdürülebilir barış açısından önem taşıdığını vurguladı.

Türkiye'nin Afrika'nın kendi barış mekanizmalarıyla koordinasyonunu artırabileceğini belirten Dr. Nur, çatışma sonrası yeniden yapılanma ve insan kaynağının geliştirilmesinin de gelecek dönemde Türkiye'nin kıtadaki barış süreçlerine katkı sağlayabileceği alanlar arasında bulunduğunu kaydetti.