
0 görüntülenme
Almanya`da iz bırakanlar: Prof. Dr. Ünal Akpınar
Bu yıl, 30 Ekim 1961’de Türkiye Cumhuriyeti ile Federal Almanya Cumhuriyeti arasında yapılan İşgücü Göçü Antlaşmasının 60. yılını yaşıyoruz.
İşgücü Göçü, ekonomik kriz nedeniyle Almanya’nın emekgücü alımını durdurduğu 23 Kasım 1973’e kadar devam ediyor. Bu tarihler arasında genç, dinamik ve büyük ölçüde Türkiye’de meslek eğitimi almış kalifiye elemanlar da göç ediyor. Göç Dönemi olarak adlandırılan bu dönemin ilk yarısında Federal Almanya’nın uyguladığı dönüşümlü (rotasyonlu) çalıştırma siyasası, yeni gelenlerin Almanca öğrenmeleri ve çalışma yaşamına uyumları işverenlere ek giderlere neden olduğundan değiştiriliyor. Almanya işçi alımını durdurduğu için işverenler, işgücü açığını aile birleşimi nedeni ile Almanya’ya gelen eş ve çocuklarla kapatmaya çalışıyorlar. Böylece Almanya’da aile birleşimi dönemi başlıyor.
Bu dönemde konut sorunu, kültürel, dinsel ihtiyaçların sorunlarının yanında, aile birleşimi nedeni ile Almanya’ya gelen ağırlık kazanıyor. Artan sorunları çözme konusunda yeterli ön hazırlığı olmayan Federal Hükümet ve eyalet hükümetleri, göçmenlerin ve özellikle Türkiye kökenlilerin sayılarını sınırlandırarak sorunları çözmeyi amaçlıyor. Bunun için Türklere karşı vize zorunluluğu getiriyor. Bu dönemin son yıllarında Almanya’da uygulanan yabancılar ve çalıştırma politikası göçmenleri ülkelerine geri dönmeye zorlayan baskıcı ve dışlayıcı bir araç olarak kullanılıyor. 12 Eylül 1980’de yapılan Askeri Darbe, Türkiye’de siyasal, ekonomik ve sosyal sorunların artırıyor. Aile birleşimi ve siyasal baskılar nedeni ile Türkiye’den Almanya’ya sığınma istemi ile gelenlerin sayısının artmasına sorunların katmerleşmesine neden oluyor.
İşte bu yıllarda Batı Berlin’e doktora yapmak amacıyla gelen felsefe öğretmeni kendisini Türkiye kökenli toplumun çözüm bekleyen sorun yumakları içinde buluyor. Almanca öğrendikten sonra doktorasını konusunda yapıyor. Öğretmenlik yaptığı okullarda Türk çocuklarının, göçmen çocukların ve ailelerinin sorunlarını doğrudan yaşıyor. Türk öğretmenlerinin çocukların ve ailelerinin artan sorunları karşısındaki yalnızlıklarını ve çaresizliklerini görüyor. Bu sorunların çözümü için bir yandan kuramsal, diğer yandan da pratikte uygulayacak projelerde bizzat görevler alıyor (Türkiye Halkçı Devrimci Federasyonu-Avrupa)’ 24-26 Mart 1978 tarihlerinde Frankfurt kentinde yapmış olduğu sunduğu hazırlanmasınaDaha sonra Eğitim Kurultayına katılan delege ve uzmanlardan gelen öneriler doğrultusunda uygulanmasına katkıda bulunuyor. Berlin çocuk yuvalarında ve okullarında çok dilliliği öngören kültürler arası eğitim ve öğretimin kuramsal ve uygulamasını sağlayacak temellerin oluşmasına katkı sağlıyor. Oluşturulan projelerde çalışacak eğitici, öğretmen, pedagog ve bilim insanlarının yetiştirilmeleri ve yetkinleşmeleri için çalışmalar yapıyor. Hem sivil toplum kuruluşlarının hem de eğitim, öğretim ve meslek öğrenimi sorunlarının çözümü için hazırladıkları öneri ve istemlerin tartışıldığı seminerlere hem konuşmacı hem de tartışmacı olarak katılıyor. Ekip çalışmalarına katılanları yüreklendirerek motive ediyor.
Bu çalışmalarını yaparken bazen çalışma arkadaşlarının göçmenlere ve Türkiye kökenlilere karşı tepeden bakan, kibirli, Avrupa merkeziyetçi ve incitici görüş ve tavırlarına gereken yanıtı verse de, bu acıyı kafasında ve yüreğinde taşımak zorunda kalıyor. Yine de yılmıyor ve sabırla bu dışlayıcı görüşleri aşabilmenin yolunun hem her ulustan öğretmen ve pedagog adayı üniversite öğrencilerinin kültürlerarası ve ırkçılık karşıtı bir öğrenim anlayışıyla meslek sahibi olmalarına ve ileride öğrencilerini bu görüş doğrultusunda yetiştirmelerine hem de doktora ve diploma çalışması yapan öğrencilerin tezlerine bu görüşlerin yansımasını sağlamaya çalışıyor. Onları bu yolda cesaretlendirerek, motive etmeye devam ediyor.
Burada 1986 yılında Berlin Türk Veliler Birliği olarak ANE (Arbeitskreis Neue Erziehung) salonlarında düzenlediğimiz tam günlük bir seminerde Prof. Dr. ’ın Alman Eğitim ve Öğretim Sistemi içinde yaptığı konuşmada anlattıklarını hiç unutamadığımı belirtmek istiyorum. Bu seminerde özet olarak şunları dile getirmişti Akpınar:
“İster Almanya’daki Eyalet Eğitim ve Kültür Bakanlıkları ve yerel yönetimler tarafından görevlendirilmiş olsunlar, isterse Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı’nın Türkiye’den 4- 5 yıl için Almanya gönderdiği öğretmenler olsun, olarak kültürü ve dili eşit sayılmadığı ve tanınmadığı, yani kabul görmediği için Türk öğretmen ve sosyal pedagog, kendisini çalıştığı kurumda işlevsiz ve gereksiz görüyor. Başlangıçta belirli bir motivasyonla işe başlamasına karşın, kendisi için çizilen oynama alanı içerisinde sıkışıp kalıyor. Mensubu bulunduğu azınlığa karşı yapılan ayırımcı ve dışlayıcı uygulamalar ve birlikte çalıştığı Alman meslektaşlarının genel tutumları (istisnalar olabilir) nedeniyle umutsuzluğa düşüyor. Bir yandan mensubu bulunduğu azınlığın her geçen gün daha da artan sorunlarını çözme yolunda herhangi bir şey yapamamak, diğer yandan her geçen gün göçmen ve kültürel azınlıklar açısından daha da ağırlaşan çevre koşulları onu edilgen (pasif) bir duruma itiyor.”
Öğretmenler açısından bu durumu daha somutlaştıracak olursak, -bazı istisnalar olsa da- genel olarak şunları söyleyebiliriz:
Sonuç olarak çokkültürlü toplumun yasal olarak Almanya`da kabul edilmemesi ve bunun okul yaşamına kültürlerarası ve ırkçılık karşıtı bir anlayışla sokulmaması yalnızca Türkiye kökenli ve diğer azınlıklardan eğitmenleri, öğretmenleri, sosyal pedagogları etkilemiyor. Bu aynı zamanda Alman kökenli meslek gruplarını da etkileyerek kültürel ve etnik azınlıkların Alman toplumundan dışlanmalarının temelini oluşturmaya devam ediyor. Son yıllarda eğitim ve öğretim alanında bazı eyaletlerde bazı olumlu adımlar atılmış olsa da, şimdi Almanya`da yürürlükte olan yasalar ve kurallar, fiilen var olan çokkültürlü federal toplumun ve özellikle kültürel azınlıkların gereksinmelerine yanıt vermiyor. İki Almanya’nın birleşmesinin üzerinden 30 yılı aşkın bir süre geçti. Bu süre içinde ve tahminen . Bunun de yukarıda sözünü ettiğim . Hele şimdi Almanya’da yaşayan her dört kişiden birinin göçmen kökenli olması bu istemin bir an önce yaşama geçirilmesini gerektirmez mi? Artık Almanya’daki tüm kurumları ve özellikle eğitim, öğretim ve yüksek öğrenimin kurumlarının yapısal köklü bir hukuk reformuyla gelişen yeni toplumsal, ekonomik ve kültürel gerçekliğe ve koşullara uyarlanması gerekmiyor mu?
21.08.1937’de Samsun'da doğuyor. Ortaokulu ve liseyi İstanbul'daki Kadiköy Yel Değirmeni ve Haydarpaşa Lisesinde okuyor. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirmeden önce Askerliğini yedek subay köy öğretmeni olarak yapıyor. O yıllarda çalıştığı köylerdeki gençlerin köy seyirlik oyunlarını yakından tanıyor ve yazdığı “Bozkır Dirliği” oyununu geliştiriyor. Yüksek öğrenimini bitirip Uşak Lisesi'nde felsefe öğretmenliği yaptıktan sonra 1968’in Nisan’ında Federal Almanya’ya gelerek Goethe Enstitüsü’nde Almanca öğreniyor. 1970 yılında Berlin Özgür Üniversitesi'nde (Freie Universität Berlin) doktora çalışmasına başlıyor. Sosyoloji, etnoloji ve Bizans Tarihi okuyor. 1973 yılı sonunda doktora çalışmasını bitiriyor. 1971-1975 yılları arasında Batı Berlin'de öğretmen ve çeşitli yüksek okullarda öğretim görevlisi olarak çalışıyor.
Federal Almanya'da "Yabancılar Sorunları" konusunda birçok projede çalışıp ve yönetiyor. Federal Almanya'da ilk kez konusunda yayımlar yapıyor. ’ bağlı Sayısız öğrenci yetiştiriyor, diploma ve doktora tezi yazan gencin koruyuculuğunu ve doktora babalığını üstleniyor. Berlin Özgür Üniversitesine bağlı Prof. Dr. , Prof ve Prof Dr. ile birlikte kuruyorlar.
Prof. Dr. Ünal Akpınar’ın yukarıda bir bölümünün adlarını yazdığımız bilimsel yapıtlarının dışında çeşitli dergi, ansiklopedi ve kitaplar için yazdığ birçok bilimsel makalesi yayınlanmıştır.
Federal Almanya’ya Türkiye’den emek göçünün 60. yılını yaşadığınız bu yılda, aileleri Türkiye’den göç eden 1967 doğumlu ve 1965 doğumlu başarılarının arkasında gibi onlarca bilim insanı ve toplum önderlerimizin yarım yüzyılı aşan savaşım, yönlendirme ve yüreklendirmelerinin katkısı olduğu kuşkusuzdur.
Gelecek yazımızda AKPINAR’I, binlerce yıl öncesinden süzülerek gelen Türkiye kültür ve uygarlıklar mozaiğinden kaynaklanan







Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…