EN BÜYÜK TÜRK ATATÜRK ÖLÜMÜNÜN 85., ÖLÜMSÜZLÜĞÜNÜN 142. YILINDA   Seni konuştuk dün arkadaşlarımla. Hani diyorsun ya: “Ey Türk Gençliği; birinci görevin Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyeti'ni, sonsuza değin korumak ve savunmaktır.” diye sorduk kendi kendimize. diyorsun ya hani. diye sorduk. diye de sürdürüyorsun ona seslenişini. diye sormadan da edemedik. söylemin daha da düşündürücüdür sonucunu çıkardık. Bugün; bağımsızlık ve cumhuriyetimize göz dikenler mi var? Ülkemiz kuşatılmış mıdır? Bu güçler dünyada örneği olmayan bir yenginin sahipleri midirler? Tüm kalelerimizi ele geçirerek ordularımızı dağıtmış mıdırlar? Kuşatılmamış tek köşemiz kalmamış mıdır?” Bu sorulara; ne yazık ki, olumlu yanıtlar veremedik. diyorsun. Bu nasıl bir uzağı görüştür. dedik hep bir ağızdan. Kim gafil, kim sapkın, kim bu vatana ihanet içindedir gün gibi ortada. Ne sana öykünerek, ayakta körüklü çizme, bacakta binici pantolonu, sırtta arkadan kuşaklı ceket, kafada sekiz köşe kasket, elde asa giyinmeleri, ne Anıtkabir'indeki deftere seslenişiyle, ama; özellikle seçtikleri Türkçe olmayan sözcüklerle ve içtenlikten uzak yazdıkları silebilir onların alınlarından gafleti, dalâleti ve de ihaneti... diyerek ihaneti de, haini de tanımladığını söyledik birbirimize. O işbirlikçilerden birinin dünyanın en zengin politikacısı olduğu savı dolaşıyor birkaç zamandır ortalıkta. Salt onun da değil. Avenesinin de... diyorsun. İnsanı ve emeği sermayenin insafına teslim ettiler. Ekmeklerini aldılar ellerinden. Kimi ölümü seçti onların, kimi de ölüm orucuna yattılar. Ne insana, ne de onun alın terine saygıları var. Ama; karamsarlığa düşülmesine de izin vermiyorsun. iyorsun, sorusuna yanıt da, sana en yakışır biçimde, gene senden: Ne karamsarız ne de korkak! Bize verdiğin görevin bilinciyle bağımsızlık ve cumhuriyetimizin yılmaz bekçileriyiz. Erinç içinde yat! Rahat uyu!