1955/56 Öğretim yılında açıldı bizim köyde ilkokul. O yıla değin köyümüzün çocukları komşu köylerin; Ayas'ın, Yeniköy'ün ya da Hunutlu'nun okullarına gidiyorlardı. Köyümüze yukarıda yazdığım öğretim yılında okul açıldı. O yıl köyümüze bir öğretmen geldi. Ben ilkokulun 3. sınıfına kadar köyde okula gittim. 3. sınıftayken Ceyhan'a taşındık. İlk ve orta öğrenimi Ceyhan'da tamamladım. Köyümüz; Adana İli, Yumurtalık İlçesi'ne bağlı Türklerin ve Kürtlerin / Zazaların bir arada yaşadıkları Demirtaş Köydür bizim. Türkler ve Kürtler / Zazalar kuruluşundan bu yana barış ve kardeşlik içinde yaşarlar köyümüzde. Köyün Kürtleri / Zazaları birbirlerine akrabadırlar. Dedem Kürt /Zaza Hasan ve eşi Deli Karı olarak tanınan Fatma, dedemin kayınbiraderi Kürt Selim, eşi, Türk Deli Emine, halam Kürt Emine'nin kocası Kürt Mustafa Çavuş, babası Kürt Hasan, Zaza Ali Emmi ve eşi Bezar Dezze köyün Kürtlerinin / Zazalarının Atalarıdırlar. Köye gelen öğretmen; her gün, aksatmadan, bizi, Kürt / Zaza çocuklarını, kızlı, erkekli karatahtanın önüne çağırır, „Rahat!“ ve „Hazır ol!“ komutuyla bizi esas duruşa diktikten sonra o unutamadığım, bugün de canımı acıtan sorusunu sorardı. „KÜRT MÜSÜNÜZ, TÜRK MÜSÜNÜZ? “ Hep bir ağızdan verdiğimiz yanıtı da ezberletmişti bize. „KÜRT'ÜZ AMA ÖĞRETMENİM, TÜRKLÜĞÜMÜZ DAHA FAZLADIR! “ O günden bugüne ne değişti? „ESTAĞFURULLAH ABİ!“ 1972 yılı yazıydı. Yaz tatilinde, İstanbul'a, eşimin annesi, babası ve kardeşinin yaşadıkları İstanbul'a gittik. 1971 yılında doğan oğlumuz 2. yaşındaydı. Anneannesi çocuklar için eşofmanı andıran pijamalar çıktığını söyleyerek torununa onlardan almamızı istedi bizden. Beyoğlu'na, İstiklâl'e çıktık eşimle. Çocuk giysileri satan bir dükkâna girdik. Ne istediğimizi söyledik. Dükkân sahibi çeşitli renklerde çıkardı önümüze onlardan, ben beğenmediğimi söyledim. Nedenini sordu. „KIRMIZISI YOK. KÜRT'ÜM BEN. KIRMIZIYI SEVERİM.“ dedim. „ESTAĞFURULLAH ABİ!“ dedi satıcı. O günden bugüne ne değişti? „ŞUNA BAK! KÜRT MÜDÜR, NEDİR?“ 12 Eylül 1980 sonrasıydı. 1977 yılından bu yana çalıştığım ve yaşadığımız Almanya'dan yaz iznine gelmiştik. Sıkı yönetim vardı. Dereköy arabalı vapur iskelesine geldik. Oradan Yalova'ya geçecek ve eşimin ailesinin oturduğu Bursa'ya gideceğiz. İskele dolu, biz iskele dışında sıradayız. Önümüzde, Almanya plakalı, büyük bir Mercedes var. Vapur geldi, Alacağı kadar araba aldı. İskelede yer açıldı. İskele dışında kalan arabalar iskele alanına girecekler. Ama; önümüzdeki Mercedes’in sürücüsü kilitlemiş arabasını, gitmiş. Gidemiyoruz. Bağırmak, çağırmak, kornaya basmak falan yetmedi, gelmediler arabalarını başına. Arkamdakiler bu kez bana bağırmaya başladılar. Ben de çaresiz yolu açtım. İskele doldu. Meşedesin sürücüsü geldi ve başladı bana atarlanmaya. Ben de kendisine olanı biteni anlatmaya çabalarken eşi şöyle bir baktı bana ve; „ŞUNA BAK! KÜRT MÜDÜR, NEDİR?“ dedi. O günden bugüne ne değişti? Dilim de varmıyor söylemeye ama; CHP Afyon Belediye Başkanı adayı bir kadın partilinin milyonlarca Kürt'ü, Zaza'yı yok sayan sözlerine bakıyorum da; görünen o ki, hiçbir şey değişmedi. Değişir mi? Değişir... Çünkü; değişmeyen tek şey, DEĞİŞİMDİR. Nasıl mı? Bizimle... İnsanı rengine, etnik kökenine, inancına, cinsiyetine, cinsel seçeneğine bakmaksızın en yüce değer sayanlarla... Yapabilir miyiz? Evet! Yaparız... Bu ortak vatanda bir ağaç gibi tek ve özgür ve bir orman gibi kardeşçe yaşamak istiyorsak yapmak zorundayız. Biz bu oyunu kimin kurduğunu da çok iyi biliyoruz. BİZ BU OYUNU BOZARIZ...