16 Mart 1988 sabahı, Halepçe halkı her zamanki gibi güne başlamıştı. Elma ağaçlarının altındaki serin rüzgar, toprağın kokusu ve taze sabah havası, kasabayı saran masumiyetin simgeleriydi. Çocuklar gülüşerek sokaklarda koşuyor, kadınlar evlerinin bahçelerinde çalışıyordu. Her şey normaldi. Her şey huzurluydu. Ta ki o korkunç an gelene kadar…
Birden, doğanın huzurlu sesi kesildi. Göz gözü görmez bir sis, kasabanın üstüne çökmeye başladı. Havada garip bir kimyasal koku vardı. Elma kokusunun yerini, boğazı yakan, ağzı kapatan bir zehirli havanın kokusu almıştı. O an kimse ne olduğunu anlamadı. Elma ağaçlarının arasındaki o kırmızı meyveler, birer ölüm işaretine dönüşmüştü. Halepçe’nin sokakları bir anda sessizleşti.





Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…