İnsan ilişkilerinde bazı kelimeler vardır; ağızdan bir kez çıktığında odanın tüm havasını değiştirir. “Aldatmak” bunların en başında gelir. Bir erkeğin aldatılmasıyla bir kadının aldatılması arasında kurulan toplumsal fark, bize yalnızca cinsiyet rollerini değil, aynı zamanda insanın kendi duygusal kırılganlığıyla ne ölçüde yüzleştiğini de gösterir.

Erkek aldatıldığında dünyanın sonu geldi sanıyor. Kadınsa, dünyanın bütün gerçekleri bir anda suratına çarpmış gibi hissediyor. Bu iki refleks arasında bir hiyerarşi ya da üstünlük yok. Ancak dikkat çekici olan şu: Her iki bakış da aslında yeterince doğruyu temsil etmiyor. Erkek, kaybettiği “kontrolün” yasını tutarken; kadın, ihanetin bir tür ispat olduğunu düşünüyor—sanki tüm şüpheleri haklı çıkmış gibi. Belki de insan, zaten çoktandır içinde kırılmış olan bir şeyin dışarıdan doğrulanmasına aldatılma diyor. Ve o noktada artık yas tutmak ya da yeniden kurmak değil, sadece anlam yüklemek kalıyor.