-İmamesiz kalmış bir tesbihin taneleri, ne kadar parlak olursa olsun, bir anlam ifade etmez!-
Papa’nın Türkiye’ye yaptığı ziyareti yazarken bir noktaya dikkat çekmiştim.
Hristiyan dünyası, kurumsallaşmış bir ruhani otorite etrafında toplanabiliyor. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, Papa adında bir dini liderleri var.Buna karşılık Müslüman toplumların, tarih boyunca sahip oldukları Halifelik kurumundan Osmanlının yıkılmasıyla birlikte, mahrum bırakıldıklarını söylemiştim. Bu mahrumiyetin de dağınıklığa yol açtığını… Hatta Müslümanlar arasında derin uçurumlar oluşmasına sebep olduğunu vurgulamıştım.Kısaca şunu demiştim:“Müslümanların da işlevsel bir halifesi olsaydı, bugün bu denli parçalı bir manzara arz etmezlerdi.”Bu cümle, bazı çevrelerce sert biçimde eleştirildi. Maksadını aşan, romantik, hatta anakronik bir yaklaşım olarak görüldü.Oysa savunduğum tez ne etnik ne de mezhebî bir üstünlük iddiasıydı. Tam tersine şunu hatırlatmak istemiştim:“İslâm siyaset düşüncesinde merkezi bir yere sahip olan Halifelik kurumu, ümmet bilinci, birlik tasavvuru ve tarihsel süreklilik açısından yeniden tartışılmalıdır. En azından yeniden düşünülmelidir “demiştim.Ve şu soruyu sormuştum:İslam siyaset düşüncesinde Halifelik, ümmetin birlik fikrinde nasıl bir yere sahipti?Ve bugün bu kurumu hiç konuşmuyor oluşumuz, dağınıklığımızla ne kadar bağlantılıdır?Halifeliği idealize etmek için değil. Ama görmezden gelmenin de bir bedeli var mı, bunu öğrenmek için sormuştum. Cevabını yine kendim veriyorum bu yazımda:






Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…