İçeri Bak İnisiyatifi tarafından düzenlenen medya bilgilendirme toplantısında, İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinli esirlere yönelik hak ihlalleri ele alındı. Toplantıda, farklı dönemlerde İsrail hapishanelerinde uzun yıllar tutulan ve esir takaslarıyla serbest bırakılan Nafiz Nayif Salim El-Hac Hüseyin, Osman Said Ahmed Said ve Fehd Eş-Şeludi yaşadıklarını anlattı.
Hüseyin, İsrail hapishanelerinde müebbet hapis cezasına çarptırıldıktan sonra esir takasıyla serbest bırakıldığını belirtti. Şu anda İsrail zindanlarında 9 bin 400 esir bulunduğunu söyledi. Filistin davasının 7 Ekim 2023'te başlamadığını, toprakların işgal edildiği günden bu yana devam ettiğini ifade etti. İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarında kurduğu 17 hapishanede yıllar içinde 1 milyondan fazla Filistinlinin tutulduğunu dile getirdi.
Hüseyin, hapishanelerde 94 kadın esir bulunduğunu, bunlardan üçünün hamile olduğunu aktardı. Ayrıca 360 Filistinli çocuk esir ve mahkeme kararı olmaksızın idari tutukluluk kapsamında keyfi olarak 3 bin 500 kişinin daha tutulduğunu belirtti. İsrail güçlerinin 93 Filistinli tutuklunun cenazesini ailelerine teslim etmediğini, bu nedenle ailelerin yakınlarını defnedemediğini vurguladı. Hüseyin, esirler hareketinde 328 şehit olduğunu ve bu ölümlerden 18'inin açlık grevi sonrası meydana geldiğini kaydetti. Hapishanelerde halen teslim edilmeyen esirlerin cenazelerinin bulunduğunu ve işgal güçlerinin bu cenazeleri hapishanelerin morglarında tuttuğunu söyledi.
Yaklaşık 31 yıl İsrail hapishanelerinde tutulan Said, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin münferit değil, sistematik olduğunu vurguladı. İhlallerin en aşağıdan en üste kadar bir emir silsilesi içinde sistematik olarak yapıldığını ifade etti. Cezaevlerinde aç bırakıldıklarını, hapishane yönetiminin daha az yemek verme programı açıkladığını ve bir yıldan kısa sürede 20 kilodan fazla zayıflayan insanlar olduğunu anlattı. Said, İsrail hapishanelerinde su ve gıdaya erişimin kısıtlandığını, sağlık hizmetlerine ulaşımın engellendiğini, çıplak arama ve bu sırada fiziksel ve psikolojik şiddet uygulandığını söyledi. Bu işkencelerin kişinin hapishaneye atılmasıyla başlayıp çıkış gününe kadar her gün, bazen de günde birden fazla kez uygulandığını belirtti.
Said, Nakab Hapishanesi'nde günde sadece 1 saat su verildiğini, bu sürede duş alınabileceğini, abdest alınabileceğini veya su içilebileceğini aktardı. Günün geri kalanında su içebilmek için ayrılan suyun şans olduğunu söyledi. Şeker hastası olan esirlerin diş macunu yemek zorunda kaldığını anlattı. Birçok esirin hapishanelere sağlam girdiğini ancak eksik uzuvlarla çıktığını, bazılarının uzuvları kesilirken diğerlerine zorla seyrettirilerek işkence yapıldığını vurguladı. Esirlerin yüzde 70'inin suya erişiminin kısıtlanması nedeniyle deri hastalıklarına yakalandığını dile getirdi.
Yaklaşık 20 yıl İsrail hapishanelerinde kalan Şeludi, uluslararası kamuoyunun cezaevlerinde yaşananlara daha fazla ilgi göstermesi gerektiğini belirtti. İsrail'in sosyal, güvenlik ve siyasi açıdan çöküşünün dünya kamuoyuna duyurulması gerektiğini ifade etti. Şeludi, Filistinli esirlere yapılan işkencelerin gizlendiğini ve hapishanelerde insanlara işkence yapmak için doktorların bulunduğunu söyledi. Uluslararası kamuoyuna İsrail'in dünyaya bir yük olduğunun anlatılması gerektiğini vurgulayarak, en son Yahudi'yi kendi topraklarından kovuncaya kadar toprakları terk etmeyeceklerini belirtti.
30'dan fazla Filistinli esir ve esir ailesinin avukatlığını yürüten Avukat Gülden Sönmez, Filistinli esirlerin yaşadıkları ve şahit oldukları ihlallere ilişkin yürütülen hukuki girişimlere dair bilgi verdi. Filistinli esirlere tecavüz için köpeklerin kullanılması dahil hiç duyulmamış her türlü işkencenin yapıldığını belirtti. Sönmez, bütün bunların hesabının sorulması gerektiğini düşündüklerini ve bu nedenle ulusal ve uluslararası yargı mekanizmalarına başvurular yaptıklarını ifade etti. Esir takası sırasında bırakılan Filistinlilerin kimisinin aklını kaybettiğini, kiminin de fiziken hayatını sürdüremeyecek durumda olduğunu vurguladı. Amaçlarının hukuk mücadelesiyle bu zulmü gerçekleştirenlerin hesap vermelerini sağlamak olduğunu söyledi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında başlatılan soruşturmanın sürdüğünü ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi mekanizmalarına da sistematik işkenceyle ilgili başvurular yaptıklarını ekledi.










Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…