-Kaçakçıyı cezalandırın; gurbetçiyi değil-
19 Temmuz 2026 tarihinde ha-ber.com internet gazetesinde gurbetçilerin yabancı plakalı araçlarını kullanırken yaşadıkları sıkıntıları dile getiren bir yazı kaleme almıştım. Başlığı aynen şöyleydi:

-Kaçakçıyı cezalandırın; gurbetçiyi değil-
19 Temmuz 2026 tarihinde ha-ber.com internet gazetesinde gurbetçilerin yabancı plakalı araçlarını kullanırken yaşadıkları sıkıntıları dile getiren bir yazı kaleme almıştım. Başlığı aynen şöyleydi:
"YANİ ŞİMDİ BU NEYİN NESİ, NE DİYEYİM ŞİMDİ BEN; NEDEN BÖYLE BİR KANUN ÇIKARILIR Kİ?"
Gurbetçinin Sırtından Artık İnme Zamanı Gelmedi mi?
Yazının ardından çok sayıda mesaj aldım. Büyük çoğunluğu, "Bizlere tercüman oldunuz.", "Yıllardır yaşadığımız sıkıntıyı dile getirdiniz." ve "İçimizden geçenleri yazmışsınız." şeklindeki teşekkür mesajlarıydı.
Elbette farklı düşünenler de vardı. Bazı okuyucularımız ise yazıyı eleştirdi; devletin bu uygulamayı bir sebebe dayandırdığını, kuralların gelişigüzel konulmadığını ve meselenin yalnızca gurbetçinin penceresinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade ettiler.
Doğrusu, bu itirazları da dikkatle okudum. Çünkü farklı görüşler, meseleye daha geniş bir açıdan bakabilme imkânı sağlar.
Dünkü yazımı burada tekrar edecek değilim. Ancak yapılan eleştirilerden hareketle, bu defa aynı meselenin başka bir yönünü ele almak ve hem devleti hem de gurbetçiyi mağdur etmeyecek makul bir çözümün mümkün olup olmadığını birlikte düşünmek istiyorum. Şöyle:
Gurbetçinin yolu her yaz yeniden Türkiye'ye düşer.
Bu yolculuk sıradan bir tatil değildir. Aylar öncesinden yapılan hazırlıkların, yıllardır biriken hasretin ve kavuşma heyecanının yolculuğudur. Çocuklar dedelerini görecektir. Torunlar ilk defa köyünü tanıyacaktır. Kardeşler aynı sofrada buluşacaktır.
Bir de o yolun sessiz kahramanı vardır:
Yabancı plakalı araba...
Kimileri için sadece bir otomobildir o araba...
Gurbetçi için ise yıllarca verilen emeğin, sabahın karanlığında gidilen vardiyaların ve alın terinin karşılığıdır.
Ne var ki sınır kapısından içeri girdiği andan itibaren birçok gurbetçi, kendisini rahatlamış hissedeceğine; sıkıntıya sokuyor kendini.
Çünkü biliyor ki, ülkesinde yabancı plakalı bir aracı kimlerin kullanabileceği sıkı sıkıya kurallara bağlıdır.
Yabancı plakalı araçlar Türkiye'ye geçici ithalat kapsamında girer. Amaç, bu araçların Türkiye'de vergisiz şekilde kalıcı olarak kullanılmasını, satılmasını ya da ticarete konu edilmesini önlemektir. Bu yönüyle bakıldığında devletin, kamu düzenini ve vergi sistemini koruma isteği elbette anlaşılabilir.
Hiç kimse kaçakçılığın serbest bırakılmasını istemez; Gurbetçi ise hiç istemez.
Hiç kimse vergi kaçırılmasını savunmaz, Gurbetçi ise hiç savunmaz.
Ancak uygulama ile amaç her zaman aynı sonucu doğurmuyor.
Bugün birçok gurbetçi, bu kurallar sebebiyle devletinin kendisine güvenmediği hissine kapılıyor.
Yorulduğu hâlde direksiyonu kardeşine veremiyor mesela...
Rahatsızlandığında yeğeninden yardım alamıyor mesela...
Yıllardır aynı aile içinde kullanılan aracı, sırf mevzuat izin vermediği için en yakınlarına emanet edemiyor mesela...
Gurbetçiyi asıl inciten işte budur budur.
Çünkü mesele yalnızca araba değildir.
Mesele, insanın kendi ülkesinde rahat edememesidir.
Oysa gurbetçi bu ülkeye yük olmaya gelmiyor.
Türkiye'de alışveriş yapıyor.
Akaryakıt alıyor.
Otelde kalıyor.
Lokantaya gidiyor.
Esnaf kazanıyor.
Turizm kazanıyor.
Şehirler kazanıyor.
En önemlisi de yıllardır ülkesine olan bağlılığını kaybetmeden yaşamaya devam ediyor.
Bütün bunlardan sonra karşılaştığı tablo ise çoğu zaman onu üzüyor. Evet gerçekten üzüyor.
Sanki GURBETÇİ, birkaç kötü niyetli kişinin yaptığı usulsüzlüğün bedelini ödüyor. Belki onlar ödemiyordur da…
Oysa hukukta temel ilke bellidir; Ceza şahsîdir.
Suç işleyen cezalandırılır.
Suç işlemeyen ise huzur içinde yaşar.
İşte tam da burada yeni bir anlayışa ihtiyaç var:
Bugünün Türkiye'si artık otuz yıl öncesinin Türkiye'si değildir.
e-Devlet vardır.
Dijital kimlik sistemi vardır.
Gümrük kayıtları vardır.
Giriş-çıkış bilgileri anlık olarak görülebilir.
Böylesine güçlü bir dijital altyapıya sahip bir ülkede çözüm, GURBETÇİYİ yasaklarla karşılamak olmamalıdır.
Mesela araç sahibi, e-Devlet üzerinden en fazla iki veya üç kişiyi sisteme tanımlayabilmelidir.
Teklifimdir;
Bu kişiler T.C. kimlik numaralarıyla kayıt altına alınab,ilir.
Yetki yalnızca araç sahibinin Türkiye'de bulunduğu süre boyunca geçerli olur.
Araç sahibi ülkeden ayrıldığı anda sistem otomatik olarak yetkiyi sona erdirir.
Devlet de bilir aracı kimin kullandığını...
Gurbetçi de kardeşine, damadına veya güvendiği yakınına gönül rahatlığıyla direksiyonu teslim edebilir.
Eğer araç ticarete konu edilirse...
Türkiye'de bırakılırsa...
Vergisiz kullanım amacıyla kötüye kullanılırsa...
İşte o zaman en ağır yaptırımlar uygulansın.
Kimsenin buna itiraz edeceğini sanmıyorum.
Çünkü dürüst insanların korktuğu şey denetim değildir.
Herkesin aynı kefeye konulmasıdır.
Artık gurbetçiye biraz daha güvenen, onun hayatını kolaylaştıran ve teknolojiyi kullanan bir anlayışa ihtiyaç vardır.
Sayın devlet yetkilileri şunu bütün samimiyetimle söylüyorum; gurbetçi ayrıcalık istemiyor. Evet istemiyor. Dolandırıcılarla, sahtekârlarla aynı kefeye konulmak istemiyor.
Vergiden muaf tutulmayı da istemiyor.
Sadece kendi ülkesinde, kendi emeğiyle aldığı arabasını kullanırken kendisini her an hata yapacakmış gibi hissetmek istemiyor.
Bunun neresi anlaşılmıyor. O güvenilmek istiyor. 60 yıldan beri vatan hasretiyle yanıp tutuşan o gurbetçinin istediği sadece güvendir.
Devlet ile vatandaş arasındaki en güçlü bağ, kanunlardan önce güvendir.
Güven varsa kurallar kolay uygulanır.
Güven yoksa en doğru kural bile insanın yüreğinde bir kırgınlığa dönüşür.
Belki de GURBETÇİNİN, gümrük kapısından içeriye girince; yetkililerden şu cümleyi duymasının zamanı gelmiştir:
"Hoş geldiniz. Siz bu ülkenin evlatlarısınız. Kuralları birlikte koruyacağız; ama hayatınızı da gereksiz yere zorlaştırmayacağız."
İşte o zaman gurbetçi, yalnızca memleketine değil, kendisine de değer verildiğini hissedecektir.
Rüştü Kam
Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…