“Şimdi kim olursa olsun, karşıma çıkan her Alman Türkü’nü yok edeceğim.“

Münih’te 10 yıl önce savaş sonrası Almanya’nın en kanlı katliamlarından birini gerçekleştiren faşist terörist, geride bıraktığı veda mektubunu bu sözlerle bitirmişti.

İran kökenli Alman terörist David Sonboly’nin Münih’in ortasında hepsi göçmen kökenli, sekizi genç, biri yetişkin dokuz insanı katlettiği, beş genci ağır biçimde yaraladığı katliamın üzerinden 10 yıl geçti.

10. YILINDA MÜNİH KATLİAMI


22 Temmuz 2016 tarihinde Münih’teki Olimpiyat Alışveriş Merkezi’nde (OEZ) yaşanan katliamda Armela Segashi (14), Can Leyla (14), Dijamant Zabërgja (20), Guiliano Kollmann (19), Hüseyin Dayıcık (17), Roberto Rafael (15), Sabina S. (14), Selçuk Kılıç (15) ve Sevda Dağ (45) yaşamını yitirmişti. Ölenlerin üçü (S. Kılıç, C. Leyla ve S. Dağ) Türkiye vatandaşı, biri de (H. Dayıcık) Batı Trakya Türklerinden Yunanistan vatandaşıydı.

Norveç’te çoğu genç insanlardan oluşan 77 kişiyi katleden faşist terörist Breivik’in eyleminin (2011) tam beşinci yıldönümünde Münih’te yaşanan bu katliamın daha sona Almanya’nın Halle (2019) ve Hanau (2020) kentlerindeki, Yeni Zelanda’da (2019) 55 kişinin katledildiği ya da Münih’te 13 kişinin öldüğü, 200’den fazla insanın yaralandığı “Oktoberfest Katliamı“ndaki gibi faşist bir saldırı olduğu daha başından belliydi. Ancak polis ve diğer yetkililer uzunca bir süre bunu açıkça gösteren ipuçlarını, dahası birbirinden bağımsız üç bilirkişinin raporlarını görmezden gelip, olayı okulda mobinge uğrayan, psikolojik sorunları olan bir gencin intikam amaçlı bir “bireysel amok“ eylemi olarak değerlendirmekte ısrar etti.

Ancak olaydan 3,5 yıl sonra bir kısmı Münih doğumlu dokuz insanı öldüren faşist katilin ırkçı, faşist, yabancı düşmanı ve özellikle Türk düşmanı olduğunu, katliamı Hitler’den geriye kalan faşistlerin gelecek kuşaklar için çizdikleri “yalnız kurt terörizmi“nin tipik bir temsilcisi olduğu, olayda kullandığı silahı satın aldığı kişinin de Hitler hayranı, tanınmış bir ırkçı olduğu bilinmesine rağmen göz ardı edildi.

Tıpkı Almanya’yı yıllarca dolaşıp, ülkenin dört bir köşesinde çoğu Türkiye kökenli esnafları ve bir polis memurunu bir köşede kıstırıp, kurşuna dizen faşist terör örgütü NSU’nun (Nasyonal Sosyalizm Yeraltı) cinayetlerinde olduğu gibi, bu eylemlerin ırkçı, yabancı düşmanı, neo-nazi, sağcı ideolojilerden kaynaklandığını olaydan uzun süre sonra kabul eden yetkililerin bunu gönülsüz bir biçimde yaptıklarının kanıtı, katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinden şu ana kadar özür dilenmemiş olması…

10. YILINDA MÜNİH KATLİAMI


Olayın gerçekleştiği Bavyera Eyaleti’ndeki merkez sağ hükümet olayın soruşturulmasındaki hatalardan dolayı özür dilemekten imtina ediyor. Ancak şunu da görmek gerekiyor: Katliamda yaşamını yitiren 14 – 20 yaşlarındaki gençlerin ve 45 yaşındaki (35 yıldır Almanya’da yaşayan) annenin yakınlarının, Münih’teki antifaşistlerle birlikte kurdukları “Münih Hatırlıyor“ insiyatifinin inatla sürdürdükleri mücadeleyi ve eleştirileri saygıyla, olgunlukla karşılıyorlar.

Nitekim Eyalet Başbakanı, Eyalet Meclisi Başkanı, Eyalet İçişleri Bakanı başta olmak üzere, buradaki eyalet hükümetinde çoğunlukta olan merkez sağ parti CSU’nun (Hıristiyan Sosyal Birlik) üst düzey temsilcileri olayın 10’ncu yıldönümünde düzenlenen anma törenine katılıp, evlatları öldürülen ailelerin temsilcilerinin kürsüden kendilerine yönelttiği eleştirileri, sitemleri sessizce dinlediler.

Münih’teki anma töreninde devleti eyalet hükümetindeki politikacılardan önce, Almanya’nın sosyal demokrat kökenli Cumhurbaşkanı Steinmeier ve Münih’in Yeşiller partisinden Büyükşehir Belediye Başkanı Dominik Krause temsil etti.

Görev süresi önümüzdeki yıl mart ayında biten ve iki dönem sınırı nedeniyle yeniden bu göreve aday olmayacak olan Steinmeier’in ve Krause’nin anma törenindeki konuşmaları, Almanya’nın demokrat geleneğinin ülkenin faşist geçmişinden ve son yıllardaki sağ terör eylemlerinden sonraki skandallardan büyük ölçüde ders aldığını gösterdi.

Başkan Krause, 10 yıl önce saldırının başladığı 17.51’de kent geneline bir dakikalık saygı duruşu yapılmasını, bu sırada metro, tramvay ve otobüs seferlerinin de bir dakika süreyle durmasını sağlayarak, Münih’in katliamı anmasına ön ayak oldu.

Törenden önce ve sonra katliamda ölenlerin aileleriyle biraraya gelip, onlara samimi dileklerini, desteğini sunan Steinmeier de konuşmasında şunları söyledi: "Şunu kavramamız gerekiyor. Göç geçmişine sahip olan, sadece tek tek insanlar değildir. Tüm ülkemizin bir göç geçmişi vardır. Almanya göçmen kökenli bir ülkedir. Bizi biz yapan da budur. Bu ırkçı saldırı sadece mağdurları ve onların yakınlarını ve dostlarını, sadece Münih kentini ya da yalnızca Bavyera eyaletini ilgilendirmiyor. Bu olay bütün ülkemizi ilgilendiriyor ve bu ülkede yaşayan hepimizi yakından ilgilendiriyor. Biz bu ideolojiyi tanıyoruz. Tarihte Almanlar bu ideolojiyle milyonlarca insanı öldürdü. Bu tür bir düşüncenin ülkemizde yeniden zemin bulmasına asla izin veremeyiz. Antisemitizm ve ırkçılığın toplumumuzda yeri olamaz. Ve bunu sağlamak bizim temel görevimizdir."

Steinmeier, Hanau’da 2020 yılında yaşanan katliamda da derhal olay yerine gidip, bunun bir sağ terör eylemi olduğunu açıklayarak, olayın psikolojik sorunları olan bir manyağın işi olduğunu geveleyen yerel yetkililerin seslerini kesmelerini sağlamıştı.

Münih’teki anma töreni aşırı sağın toplumun üçte birini arkasına aldığı Almanya’daki demokrasi güçlerinin bir direnişi olarak tarihe geçti. (BirGün’den)

GÜRSEL KÖKSAL