Asrın sorusu…
Ormanlar neden yanar? Herkes bir bahane buluyor. Bir gerçek var ki her teori doğru olabilir. Ancak evde yemek yaparken tencerenin dibini de yakabilirsiniz. Bunun şimdiki tek geçerli nedeni tencerenin başından uzaklaşıp, telefona dalmanızdır…
Yemek yaparken nasıl ocakbaşını yalnız, tencereyi sahipsiz bırakamazsanız; ormanları da sahipsiz bırakamazsınız… Ormanlar da yemek tenceresi gibi ilgi bekler, sahiplenilmek ister… Eskiden ormanlarımız yok mu idi? Vardı elbet… Peki o zamanlar yanmayan ormanlar bugün niçin yanıyor? Bunun altında ya kasıt vardır ya da ihmal… Yanlış uygulamaları da işin içine katarsak sorumuza biraz olsun cevap buluruz…
Flora ve Faunası ile orman altında yer alan örtü, kendi ekosistemini kurmuş; orman köylüsünün desteği ile gelişmesini sürdüren, orman emvali dediğimiz yakacak odundan dam altı tahtasına kadar tomruk üreten işletmeler ile; korucusu, saha bekçisi, çobanı, keçisi-koyunu, dağcısı, piknikçisi, izcisi, kampçısı ile yuvarlanıp gidiyordu.
Şimdiki raporlara baktığınızda enerji hatlarını da işin içine dahil ettiğinizde ormanı sadece sigara izmariti değil; bilinçsiz piknikçilerin bıraktığı atıklardan, kırık pet ve cam şişesinden, parlayıcı madde ve malzemelere kadar pek çok tehlike bekliyor.
Ağaçlıklı alanlar, korular ve ormanlar kendini savunacak durumda değil… Uludağ’da yıllarca orman içindeki kamp alanımızda konakladık, ateş yaktık, yemeğimizi pişirdik, akşamları kamp ateşinin başında toplanıp eğlendik. Tek yaptığımız şey, ateş yakacağımız yerlerde orman altı temizliği yapar, peynir tenekelerinden bozma kutularda suyumuzu, delikli kovalarda kumumuzu, çepinimizi hazır tutar; ateşi asla yalnız bırakmazdık. 20 yıldan fazla süren Uludağ maceramızda piknik alanlarında başlayan örtü yangınlarına orman ekipleri ile birlikte müdahale ettik. Gençlere ormanların nasıl korunacağını ve yangınlara nasıl müdahale edileceğini genç orman mühendisleri ile birlikte kampa ilk geldikleri gün öğretmeye çalıştık.
Keçilerin ve sürülerin orman altındaki otları yemesinin, ilerde çalı çırpı olacak alt dalları kemirmesinin, faydalarını orada öğrendik. Piknikçiler her zaman vardı. O alanlarda ateş yakmak için piknik ocakları yapımına yardım etmiş, tabelaları yenilemiştik. Kampta her zaman bir yangın nöbetçimiz vardı. Onların görevi bir izci kulesinden veya yüksek bir ağacın oturmalığından yararlanıp etrafı gözlemek, o zamanların basit alıcı vericileri ile kamp yönetimine haber vermekti. Komik şeylerde olmuştu. Bir kendin pişir kendin ye tarzındaki kır gazinosunda çok fazla mangal dumanı çıkınca yangın ihbarında bulunulmuş, orman itfaiyesi teyakkuza geçmişti…
Sorun, orman teşkilatına kadro vermemek, teşkilat yapısını değiştirmekle önlenmiyor. Ormancılığın kurallarını yeniden yazmaya gerek yok. Eskisini korumak, ormancı-köylü ve piknikçi ile işbirliğini sağlamak sorunu çözmeye, orman arazileri içinden geçen elektrik hatlarının ve onlara yaklaşan ağaçların bakımını yapmak yeterli olacaktır. Birde duman görülen uzak noktalara ulaşacak cesur, yürekli ve bilgili ekipleri yetiştirmektir.
Bugün şehir içindeki sazlıkların biçilmesi görevi kime aittir bilemiyorum ama, başta belediyelerin kuru alanları temizlemesi gerekir ki, özel arazide olup eğer mülk sahipleri bundan sorumlu ise uyarıların yapılması, gerekirse cezaların kesilmesi gerekir. Sadece cadde ve sokakların temizlenmesi yetmiyor. Aksine, yol kenarlarındaki sahipsiz alanlarında ıslahı özellikle yaz başlarında orman yangınlarına karşı önem taşımaktadır.
Yurt dışındaki orman yangınları doğa olaylarına bağlanırken, bizde insan unsuruna, basit bir sigara izmaritine günah keçisi muamelesi yapılmasına şahsen benim aklım ermiyor. Hele, hele o kadar uzak noktalarda çıkan yangınları düşününce başka nedenlerin aranması gerekiyor.
Kendimize ormanlar neden yanar sorusunu biraz daha fazla sormamız gerekmez mi? Görüldüğü gibi yasaklar bir işe yaramıyor…
Yangınlarda ateşle mücadele edenlere, söndürmek için canını dişine takanlara selam olsun…
Taner TÜMERDİRİM





Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…