Bir ülke ekonomik kriz yaşıyorsa sorunu yalnızca ekonomiyle açıklamak, asıl fotoğrafı kaçırmaktır. Ekonomik kriz çoğu zaman eğitim, sağlık, üretim, tarım, ekoloji ve demokrasi alanlarında yaşanan krizlerin ortak sonucudur.
Bütün bu sorunların ortak noktası; bilimi, kamusal hizmeti, planlamayı, üretimi ve emeği geri plana iten anlayıştır.
Ülkeleri yalnızca sermaye geliştirmez. Bir ülkeyi kalkındıran; eğitimli, sağlıklı, üretken, özgür düşünen ve örgütlü insanlarıdır. Bu nedenle kalkınmanın temeli okulda, hastanede, fabrikada, tarlada ve üniversitede atılır.
EĞİTİM ÇÖKERSE ÜLKE ÇÖKER
Çocukların eşit koşullarda eğitim alamadığı, ailenin ekonomik durumunun çocuğun geleceğini belirlediği bir ülkede gerçek kalkınmadan söz edilemez.
Doktoru, mühendisi, ziraat mühendisini, veterineri, öğretmeni, akademisyeni ve bilim insanını yetiştirecek olan bilimsel ve nitelikli eğitim sistemidir.
Kendi bilim insanını yetiştiremeyen ülke teknoloji satın alır. Kendi teknolojisini geliştiremeyen dışa bağımlı olur. Bu nedenle eğitim yalnızca bir bakanlığın değil, ekonomik ve siyasal bağımsızlığın temel meselesidir.
Eğitim bir meta değil, herkes için eşit bir yurttaşlık hakkıdır.
Üniversite ise yalnızca diploma veren kurum değildir. Toplumun düşünce ve bilim merkezidir. Tarımı, depremi, iklim değişikliğini, hastalıkları ve ekonomiyi araştırır; geleceğe ilişkin bilimsel öngörüler ortaya koyar.
Bunun için bilim insanı siyasi iktidardan, sermayeden veya herhangi bir güç odağından korkmadan araştırabilmelidir.
Bilim, iktidarın hoşuna giden sonucu üretmek zorunda değildir. Bilimin özgür olmadığı yerde toplumun da özgürlüğü eksilir.
SAĞLIK HAKKI ZENGİNİN AYRICALIĞI OLAMAZ
Sağlık da eğitim gibi kamusal bir haktır.
İnsan cebindeki paraya göre tedavi görüyorsa sosyal devlet sorgulanmalıdır. Sağlık sistemi hastayı müşteri, hastaneyi işletme olarak görmemelidir. İnsan hayatı kâr hesabına sığdırılamaz.
Sağlık politikası yalnızca hastanelerden ibaret değildir. Temiz hava, temiz su, sağlıklı gıda, güvenli işyeri, sağlıklı konut ve yaşanabilir çevre de sağlık hakkının parçasıdır.
ÜRETİM, TARIM VE EMEK
Türkiye’nin ekonomik sorununu yalnızca enflasyonla açıklayamayız. Asıl sorular şunlardır: Ne üretiyoruz? Ne kadar katma değer yaratıyoruz? Bilime ve teknolojiye ne kadar yatırım yapıyoruz? Üreticiyi ve emeği ne kadar destekliyoruz?
Büyümek başka, kalkınmak başkadır.
Tarım yalnızca çiftçinin değil, ülkenin gıda bağımsızlığı meselesidir. Çiftçi üretimden çekilirse gençler köyleri terk eder, tarım arazileri boşalır, üretim düşer ve ithalata bağımlılık artar.
Hayvancılıkta da üretici kazanamıyorsa üretim sürdürülemez. Yem, mera, veterinerlik, damızlık ve kooperatifçilik birlikte ele alınmalıdır.
Ermek olmadan kalkınma olmaz.
İşçinin, çiftçinin, öğretmenin, sağlık emekçisinin, mühendisin, bilim insanının, esnafın ve kadının emeği ülkenin gerçek zenginliğidir.
DOĞAYI TÜKETEREK KALKINMA OLMAZ
Orman yalnızca kereste, su yalnızca ticari mal, toprak yalnızca yapılaşma alanı değildir.
Nehirler, göller, ormanlar, meralar, tarım alanları ve denizler toplumun ortak yaşam alanlarıdır.
Her yatırımın sorusu yalnızca “Ne kadar kazandıracak?” olmamalıdır.
“İnsana ve doğaya maliyeti nedir?” sorusu da sorulmalıdır.
ÖRGÜTLÜ TOPLUM VE DEMOKRASİ
Plansız şehirleşme, sanayileşme, tarım ve enerji politikaları kaynak israfı, çevre tahribatı ve ekonomik kayıp yaratır. Türkiye’nin bilim insanlarını, üniversiteleri, meslek odalarını, üreticileri ve emekçileri buluşturan uzun vadeli bir ulusal kalkınma planına ihtiyacı vardır.
Peki bunu kim yapacak?
Sadece hükümetler veya siyasi partiler değil.
Örgütlü toplum olmadan demokratik dönüşüm mümkün değildir.
İşçi sendikasında, çiftçi kooperatifte, mühendis meslek odasında, genç kendi örgütünde söz sahibi olmalıdır. Öğretmen eğitim politikalarına, doktor sağlık politikalarına, akademisyen üniversite yönetimine katılmalıdır.
Demokrasi yalnızca sandık değildir.
Demokrasi; yurttaşın yöneticiyi denetlemesi, kamu parasını sorgulaması, emeğin söz sahibi olması, bilimin özgürleşmesi ve toplumun karar süreçlerine katılmasıdır.
SONUÇ OLARAK:
Ya eğitimi, sağlığı, ekonomiyi, tarımı ve çevreyi kısa vadeli çıkarlara bırakmak,
ya da bilimi, emeği, üretimi, kamusal hizmeti, planlamayı, doğayı ve demokratik katılımı merkeze alan yeni bir kalkınma anlayışı kurmak.
Gerçek kalkınma; eğitimli ve sağlıklı insan, özgür bilim, örgütlü emek, üretici toplum, korunmuş doğa ve demokratik yurttaşlık demektir.
Bağımsızlık okulda başlar, üretimde güçlenir, emekle büyür ve örgütlü toplumla demokrasiye dönüşür.
Hadi hayırlısı…


Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…