Osmanlı döneminde gelişen Şükufe sanatının temsilcilerinden Yılmaz Çakmak, haftalar süren çalışmalarıyla unutulmaya yüz tutmuş Türk motiflerini geleceğe taşımayı hedefliyor. Bu sanatta çiçekler, ince bir tarama tekniğiyle gerçekçi bir şekilde resmediliyor.
58 yaşındaki iş insanı ve üç çocuk babası Çakmak, yaklaşık yedi yıl önce geleneksel sanatlara yöneldi. Hat, tezhip, şükufe ve resim dersleri almaya başladı.
Sertifikalı hattat Çakmak, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı Tezhip Bölümü'nü tamamladı. Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü'nde 3. sınıf öğrencisi olarak eğitimine devam ediyor.
Yılmaz Çakmak, Şükufe'nin Osmanlı İmparatorluğu'nda 18. yüzyılda gelişen özel bir resim tekniği olduğunu belirtti. Bu teknikte çiçekler, natüralist bir anlayışla işleniyor. Klasik tezhipteki stilize çiçek anlayışının aksine, doğadaki çiçeklerin gerçek görünümleri esas alınıyor.
Çakmak, bu stilin Avrupa'dan gelen Rokoko etkisinin Osmanlı sanatına yansımasıyla yayıldığını kaydetti. Şükufe'nin "yeni açan gül" anlamına geldiğini aktardı. Çiçeklerin iki boyutlu veya çok yönlü taramalarla resmedildiği özel bir teknikle öne çıktığını ifade etti.
"Sanat, insanı düşünmeye sevk etmeli"Çakmak, Şükufe sanatında hata payının çok düşük olduğunu vurguladı. "Şükufe'de iki, üç, dört hatta beş taraflı taramalar yapılabilir. Çok net, şeffaf, çok güzel bir görüntü ortaya çıkar. Çünkü Şükufe'de resimsel çizgiler, hareketler veya fırça darbeleri yoktur. Küçücük bir çizgi bile hemen fark edilir ve onu kaldırmak zordur. Bu nedenle biraz daha uzun sürer. Yani bir çiçek resminin taranması 2-3 hafta sürer" dedi.
Çakmak, Türkiye'de bu sanatı icra eden kişi sayısının sınırlı olduğuna dikkat çekti. Şükufe'nin diğer geleneksel sanatların aksine yaygın bir müfredata sahip olmadığını açıkladı. Sanatın usta-çırak ilişkisiyle aktarıldığını söyledi.
Çakmak, tek bir sanat dalıyla sınırlı kalmak istemediğini belirtti. Hat, tezhip, şükufe ve resmi aynı düşünsel eksende bir araya getirmeyi arzuladığını aktardı.
Çakmak, bir işi çok iyi yaparak iyi bir zanaatkar olunabileceğini, ancak sanatçı olmanın düşünce üretmeyi gerektirdiğini vurguladı. "Sanat, insanı düşünmeye sevk etmeli. Bir hat eserindeki yazı, tezhipteki altın, kullanılan renkler ve çiçekler bir araya gelerek bir anlam ifade ediyorsa, o zaman sanattan bahsedebiliriz" dedi.
"Gelecekte ders vermeyi planlıyorum"Çakmak, geleneksel Türk sanatlarının kendisini çeken yönünün, binlerce yıllık kültürel mirası günümüze taşımak olduğunu ifade etti. Tarih boyunca ortaya çıkan motif, desen ve sembollerin büyük bir kısmının unutulduğunu söyledi.
Çakmak, bu kültürel mirası eserlerinde yeniden görünür kılmaya çalıştığını ekledi:
"Uygurlardan günümüze uzanan çok büyük bir kültürel mirasımız var. Binlerce yıllık bir kültür, folklor var. Destanlar, semboller var. Bugün bunların çoğunu unuttuk. Binlerce yıllık tarihimizde kalmış bazı desenler... Bunları eserlerimde kullanmaya çalışıyorum. Bir sanatçının var olanı görünür kılma gibi bir vizyonu, misyonu olmalı."
Çakmak, gelecekte ders vermeyi planladığını açıkladı. Bilgiyi zekata benzettiğini, paylaştıkça eksilmediğini, aksine kişinin zihninde pekiştiğini vurguladı.
Kendi bilgisini öğretmeye başladığında daha iyi anladığını dile getiren Çakmak, "Öğretmeye başladığınızda siz de öğrenirsiniz. Paylaştığınızda oturup 'Bildiğimi fark ettim' diye düşünürsünüz" dedi.







Kommentare
0 KommentareNoch keine Kommentare zu diesem Artikel. Seien Sie der Erste!