''Terör ihraç eden daima terör ithal eder''

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu bir konferans vermek üzere Berlin'e geldi. Metin Feyzioğlu, “Terör ihraç eden daima terör ithal eder” dedi.

Berlin Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD)'nin davetlisi olarak Berlin'e gelen Metin Feyzioğlu, DGB Haus salonunda “Türkiye'nin Çıkış Yolu” başlıklı bir konferans verdi.

ADD Berlin Yönetim Kurulu Başkanı Olcay Başeğmez ve Türkiye Gençlik Birliği (TGB) Berlin Başkanı Barış Göktepe'nin birer selamlama konuşmalarıyla başlayan konferansa Berlinlilerin yoğun ilgi gösterdiği gözlenirken çok sayıda katılımcı konferansı ayakta izlemek zorunda kaldı.



Başkan Olcay Başeğmez konuşmasında Türkiye'nin zor bir dönemden geçtiğini vurguladı ve şöyle konuştu: “Soma'da, Uludere'de Türkiye'nin neresinde ezilmiş, haksızlığa uğramış insan varsa karşılarında bir hukuk insanını görüyorlar. Günümüzde ne yazık ki Türkiye'nin hukuk faküllerinden, üniversitelerinden çıt çıkmıyor. Yolsuzluklar hukuksuzluklar bir türlü karşılığını göremiyor. Ancak, Saygıdeğer Metin Feyzioğlu elinden geldiğince Türkiye'de adaletin sesi oluyor ve biz de 'Türkiye'de, Ankara'da Türkiye Barolar Birliği var' diyoruz.”

Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Almanya'ya her geldiğinde önünde başka dünyalar açıldığını çünkü burada yılların hak edilmiş tecrübesiyle ve birikimiyle dinlediklerinin kendisinin zihnini açtığını belirtti.

Prof. Feyzioğlu, “Türkiye yeni bir döneme girdi, bu yeni dönemde Tayyip Erdoğan'ın gücü artık erozyona uğrayacaktır ve artık objektif kanaatime göre Recep Tayyip Erdoğan dönemi Türkiye'de bitmiştir, uzatmaları oynamaktadır. Alkışlamaktaki hissiyatınızı anlıyorum ama aynı heyecanla alkışlamıyorum. Tayyip Erdoğan dönemi bitmektedir ama yerine gelecek dönem belli değildir. Dolayısıyla, daha iyiye mi, daha sorunlu bir döneme mi gideceğimize biz karar vereceğiz. O kararlılık içinde miyiz? Henüz değiliz. Yani, Türkiye'nin 100. yılında nasıl bir Türkiye görmek istediğimiz ve bunu nasıl yaratacağımızı belirlemiş değiliz. Dolayısıyla, bir dönemin bitiyor olmasını kutlamak için gelecek dönemin bugünden daha güzel olmasını sağlamak gerekir” şeklinde konuştu.

Konferansa katılan Berlinlileri Avrupa ve Dünya'nın merkezinde yaşayan eğitimli ve güzide bir topluluk olarak niteleyen Feyzioğlu, “Basının farklı haberleri yazabildiği bir ülkedesiniz ve çok farklı görüşlerden haberdar olabiliyorsunuz. O yüzden de Türkiye'yi, Türkiye'nin içinde yaşayanlardan daha iyi analiz ediyor olabilirsiniz. Çok rastladım bu güzel analizlere” dedi.

Metin Feyzioğlu, Ahmet Davutoğlu'nun sığ dış politikasıyla Türkiye'nin bütün komşularıyla kavgalı hale geldiğini ve IŞID terör örgütünün şu anda Türkiye'yi tehdit eder hale geldiğini kaydetti ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Peki Türkiye nasıl girdi bu belaya? Ortadoğu'da 'Yurtta Barış Dünyada Barış' ilkesinden vazgeçmekle girdi. Komşularımızın toprak bütünlüğünü hayalperest Yeni-Osmanlıcı bir dış politikayla tehdit ederek girdi. Düne kadar Türkiye'ye karşı kullanıldıklarında kıyamet kopardığımız terör örgütlerinin taşeron olarak kullananlarından biri Türkiye oldu. Terör ihraç eden daima terör ithal eder. Kim terör ihraç ederse, ister Fransa ister Amerika, ister Türkiye ihraç ettiği terörü ithal eder”.



Türkiye'nin Almanya ile ilişkilerinin bozulduğunu ve bunun Avrupa Birliği ile ilişkilerin bozulması anlamına geldiğine vurgu yapan Feyzioğlu, “Türkiye AB hedefinden vazgeçti. Oysa AB hedefi Türkiye'yi doğru yönetilseydi bu tarafta milli devlete inanmış bir yönetim olsaydı, milli devleti zayıflatmadan özgürleştirecek, demokratikleştirecek bir süreçti. AB'ye giriş için milli devlet ilkemizden vazgeçmemizi gerektiren bir şey yoktu. Almanya geçmediğine, Fransa geçmediğine göre biz de vazgeçmek zorunda değildik. Ama bugün hem milli devletten vazgeçtik hem de AB idealinden en azından yönetim olarak tamamen vazgeçtik” ifadelerini kullandı.

Prof. Metin Feyzioğlu Türkiye'nin ekonomik olarak da kötü bir durumda olduğunu belirtti. Feyzioğlu, “Ekonomi iri. Para basılıyor ve şişiyor. Para var, sıcak para var. Petrol parası var. Altın parası var. Barzanistan'dan akan petrol parası var. IŞID'dan akan kanlı petrol parası var. İran'dan gelen petrol parası var ve bütün bunlar sadece ve sadece inşaat sektörüne gidiyor. Türkiye’nin her yeri gökdelenlerle alışveriş merkezleriyle yükseliyor. İnşaat sektörüyle sürdürülebilir bir kalkınmayı ve gerçek bir büyümeyi sağlamanın imkânsız olduğunu anlatmaya herhalde gerek yok. Üretmiyoruz, tasarruf etmiyoruz, sadece harcamaya yönelik inşaat yapıyoruz. Tamamı elimizde patlayacak daireler, dükkânlar, rezidanslar satın alıyoruz. Bir illüzyonun içinde borç parayla yaşıyoruz” dedi.

Feyzioğlu, konuşması sırasında dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın salonu terk etmesiyle ilgili olarak gelen soruya yanıt olarak şunları söyledi: “O konuşmayı belki aranızda pek çok dostum okumadı. Bir kısım da şöyle biliyor: Çok uzun konuştu, o da gitti. Ben çok kısa bir cevap verdim buna. ‘Az hukuksuzluk yapın, az konuşayım’ dedim. 30 dakika ayrılmıştı, 42 dakika konuştum. Evet, 12 dakika ayıp ettim. 7 gün 24 saat, yarım saat aralarla 200 küsur kanalda Tayyip Bey konuşuyor ve öyle bir nokta oldu ki sesi duyulduğunda tamam diyorum normal yarım saatte bir konuştuğuna göre bir yerde çıktı diyorum. Bir saat iki saat sesini duymasak bir yerde memlekette kriz çıkacak. Şaşkınlıktan çıkacak.

Ayrıca, etik değil tabii ki. Olabilir mi böyle bir şey. Yargının üç kurucu unsurundan birinin başıyım ben. Atadığı memur değilim. Seçilmiş gibi yaptırdığı sözde seçilmiş atanmışlardan değilim. Seçimi bütün siyasi partilerin aktif olarak muhalefetine ve müdahalesine rağmen kazandım. Dolayısıyla bileğimizin hakkıyla aldığımız bir yer. Bürokratı değilim ben. Bürokratı olmadığım için alkışlamak zorunluluğum yok. Bürokratlarına alkışlatsın kendisini”.



Sivas Katliamına ilişkin bir soruya ise, “Size bununla ilgili bir bilgi vereyim. Abdullah Gül zamanında Devlet Denetleme Kurulu bir rapor hazırladı. Dışardan gelen 33 ozan, yazar, aydın katlediliyor. 2 de garson arkadaş var. 35 can. 33’ü Alevi, 2’sinin mezhebini bilmiyoruz. İlgilenmiyoruz. Zaten Alevi-Bektaşi kültürü bunu konu da yapmaz. 35 can olarak kabul ediliyor. Ancak iki kişi daha ölüyor. Onlar otel dışında. Toplam 37. O artı 2 kişi jandarmanın açtığı ateşte ölenler. O ikisi oteli yakanlar. Ve Madımak Oteli ailelerin ve Alevi toplumun haykırışlarına rağmen önce kebapçı yapılıyor. Bunu söyleyemiyorum. Midem bulunuyor. Sonra çok büyük baskı. Devlet alıyor orayı. Bilim ve kültür müzesi yapıyor. Oranın bir zulüm müzesi, bir utanç müzesi veya Alevi-Bektaşilik yoluna göre sevgi müzesi olması gerekirken bilim ve kültür müzesi yapıyor. Yetmiyor, duvarda ölenlerin isimleri içinde öldüren iki kişinin de ismi var. Şimdi bizi kahreden bu. Dava açıldı. Bunu silmiyor. Cevap şu: toplumsal olaylarda vatandaşlarımız ölmüşlerdir. Ha bu toplumsal olay. Sen bir otele sığınmış 35 tane adamı yakacaksın ve bunun adına toplumsal olay diyeceksin, linç demeyeceksin. Adamlar içerde yangın söndürme tüpleriyle, kovalarla bekliyorlar. Öldürülmeyi bekliyorlar, yakılmayı bekliyorlar. Göz göre göre katledildiler. Bir basit futbol maçında görevlendirilen kadar bir polis gücü orada olsaydı hiçbir şey olmazdı” yanıtını verdi.

ha-ber.com / Onur Doğanay / Orhan ÖNALDI / Berlin