MAĞDUR VE MAĞRUR OLMAK…
Pek çok yerde Suriye göçmenlerinin veya sığınmacılarının Türk vatandaşlığına alınması konuşuluyor.
İşin esasını henüz bilen yok.
Çeşitli senaryolar üretiliyor.
Türk kimliğinin yok edilmesi veya azınlık haline getirilmesinden tutun da, sığınmacıların göçmen statüsünde kabul edilerek vatandaş yapılması ile gerek başkanlık ve gerekse seçimlerde AKP’ye oy potansiyeli olarak döneceği de senaryolar arasında.
Eh, elin ağzı torba değil elbette…
Ancak,
Gerçeği bulmanın, gerçeği korumanın ve gerçeği anlatmanın ne kadar zor olduğunu bilenler, bu ülkenin kaç kez göç almış olduğunu, bu göçler sonucu hangi siyasetçilerin siyasi getirim sağladığını unutmuşa benziyorlar.
Daha önce gelenler ve bağrımıza bastıklarımız hiç olmaz ise Türk kökenli, bulundukları ülkede asimile olmaktan kaçan, canları tehlikeye düşmüş, gidecek yeri olmayan, servetlerini geride bırakarak her şeyi göze alarak gelen insanlarımızdı.
En önemlisi de dilenmeyen çalışkan insanlardı.
Açıkçası bugün durum pek ayni değil.
Çocukları bahçenize girip, özenle yetiştirdiğiniz gülleri yolan, asmanızda ki üzüm salkımlarını birbirine atan, beşerli-onarlı guruplar halinde bayramlaşmaya gelen, aracınıza veya evinize zarar vereceğinden korktuğunuz, yüz buldukça astar isteyen, dilenmekten, fuhuştan, kavgadan medet uman, aldığı ile yetinmeyen, savaş kültürü ile yetişmiş farklı bir toplumdan bahsediyoruz.
Kampları beğenmeyen guruplar yurdun dört bir yanına dağıldılar. Kültürümüzle uyuşmuyorlar, itişip kakışıyorlar, küfür ediyorlar veya bizim alışmadığımız bir tavır sergiliyorlar saygısızca davranıyorlar diye şikâyet edemiyorsunuz. Polisin eli kolu bağlı. Suç işlemeden suçlu muamelesi yapmaları mümkün değil. Biraz varlıklı olanları ticarete kapağı attılar bile. Ana yolda mendil satmaktan çok farklı işlerle uğraşıyorlar.
Kısacası,
Bir tarafta sınırdan içeri girince parası olduğu için Mağruru oynayanlar diğer yanda parası olmadığı için Mağduru oynayanlar var.
Başımıza yeni bir dert açılmış durumda… Irkdaşımız değiller, kederde ve tasada paydaşımız değiller. Arkadaşımız değiller. Dindaşımız deseniz ne gezer? Ülkemizde alıştığımız cami cemaatinden farklı, inanç ve ibadet şekilleri, imamları var. Dünya vatandaşı deseniz hiç değiller. Gittikleri her yere kendi Arap kültürünü taşıyorlar.
Kendilerine tanınan imtiyazlar ile ilgili çeşit, çeşit söylenceler insanları rahatsız ediyor.
Bir zamanların Osmanlı devleti, kendi köylüsünün iki ineğinden birini vergi olarak alıp, Avrupa’ya hanlar, hamamlar, medreseler yapacağım diye uğraşmış, Hatça ananın tarlasını nasıl süreceğini düşünmemişti. Şimdi bir benzeri ülkemize gelenlerle yaşanıyor. Kendi vatandaşına gerekli sağlık, eğitim, sosyal yardım gibi temel konuları ihmal ederken Türk misafirperverliğinin aşırı hoş görüsü sunuluyor.
İyi de nereye kadar?
Oysa bu sorun Uluslararası bir sorun.
Tarih boyunca dostumuz olmamış, aksine düşmanlığını gördüğümüz bu coğrafyanın insanlarını Milli gelirimizden daha ne kadar yararlandıracağız?
Misafirliğin de bir edebi vardır elbet…
Her evin bir misafir odasında konaklar, çağrıldığınızda sofraya dâhil olursunuz.
Misafir olduğunuz bir evde yatak odasına giremez, buzdolabını karıştıramaz, hamam taşına uzanamazsınız.
Bu nedenle bu zorunlu misafirliğin böylesine bizi zorlayacak ilişkilerle yaygınlaştırılması ülkede yeni sosyal patlamalara neden olacağı gibi, birlik ve bütünlüğümüzü de tehdit edecektir.
Hatırlatmamız gerekir.
Bizim vatanımız tehlikeye düştüğü zaman anası, bacısı, talebesi cephede gösterilen sipere koşmuş, şehadet şerbetini içecek kadar cesur davranmıştır.
Kusura bakmayın ama Ülkesini bırakıp daha rahat yaşamak için göç etmeyi göze alanlara hoş görü ile yaklaşmamız pek mümkün değil. Kendilerine kamplarda konaklama imkânı sağlanmış iken, çoluk çocuk binlerce dolar ödeyerek bir lastik bota binmek pek o kadar akıl kârı bir iş değildir.
Öksüz kalmış çocuklara ve evinin direğini yitirmiş bacılara yardım etmeye evet.
Ama şimdiden ana vatanını unutarak ticarete, sağlığa, eğitime yerleşenlere, üretmeden tüketenlere koskocaman bir HAYIR! Hele, hele Türklük ile alakaları olmadığı halde onlara T.C. nüfus kâğıdı vermek tam anlamı ile abesle iştigal etmektir.
Bugünkü durum yardım ve mağdur edebiyatı yapmayı değil, işgale uğrayan bu ülkenin mağrurlarını daldıkları uykudan uyandırmayı gerektiriyor.
Taner TÜMERDİRİM

0 görüntülenme





Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…