Motorlu taşıtlar keşfedilmeden önce ulaşımın önemli bir bölümü atlarla yapılırdı. Benim çocukluğumda büyüdüğüm yerlerde de atlar hâlâ hayatın bir parçasıydı.
At öyle asil bir hayvandır ki, üzerinde onca yük taşır ve buna rağmen son derece sosyal bir hayvandır. Güçlü kas ve kemik sistemi vardır; uzun mesafeler koşabilir, yük taşıyabilir. İşitme ve koku alma duyuları çok gelişmiştir. Kulaklarını farklı yönlere çevirebilir. Geniş bir görüş alanına, güçlü bir denge ve koordinasyona sahiptir.
Atların bacaklarında “stay apparatus” adı verilen özel bir kas, tendon ve bağ sistemi vardır. Bu sistem sayesinde uzun süre ayakta durabilirler. Hafif uykularını ayakta geçirir, REM uykusunda ise yere uzanırlar.
Ama atın bütün bu özelliklerinin yanında bir de tımar edilmesi gerekir.
Eskiden atların bakımını seyisler yapardı. Atlar düzenli olarak temizlenir, tımar edilir, dinlendirilir ve yeniden göreve hazırlanırdı.
Bizim toplumumuzda ise tımar kelimesinin insanlarla ilgili ilginç bir hikâyesi vardır.
Anlatılanlara göre geçmişte psikolojik sorunları veya ruhsal rahatsızlıkları bulunan bazı insanlar, atların bakım ve tımar işlerinde çalıştırılırmış. Atlarla ilgilenmek, onları temizlemek ve düzenli bir işle uğraşmak zamanla bu insanların sakinleşmesine ve kendilerini toparlamasına yardımcı olurmuş. Hatta bir süre sonra psikolojik sorunlarının azaldığı ve iyileştikleri görülürmüş.
İşte bu anlayıştan hareketle, akıl ve ruh sağlığıyla ilgili sorunları olan kişilerin tedavi ve bakım gördüğü yerlere “tımarhane” denmeye başlanmış diye anlatılır.
Bugün Türkiye’de ise biri çok uçuk kaçık işler yapıyor, akıl almaz davranışlarda bulunuyorsa, bazen mizahi olarak: “Bunu tımarhaneye göndermek lazım.” deriz.
Şimdi gelelim Berlin’e…
Bugün Berlin’de seçim yapıldı. İlk sonuçlarda Die Linke birinci parti oldu. Berlin siyasetinde yeni bir dönem tartışılmaya başlandı. Üstelik Türkiye kökenli bir kadın siyasetçinin Berlin’i yönetme ihtimali de ortaya çıktı.
Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Yıllardır yanlış olduğunu düşündüğümüz politikalara oy veren seçmenler de bir gün tımarhaneye girip çıktıktan sonra düzeliyorlar mı?
Elbette burada gerçek bir tımarhaneden söz etmiyorum.
Bu, tamamen mizahi bir benzetme.
Çünkü bazen sadece siyasetçilerin değil, seçmenlerin de kendilerine çeki düzen vermeleri, düşünmeleri ve geçmişi hatırlamaları gerekir.
Kim ne söz verdi?
Ne yaptı?
Konut sorununda ne değişti?
Okullar, kreşler, ulaşım, emekliler ve çalışanlar için ne yapıldı?
Ve en önemlisi:
Ben bu partiye neden oy veriyorum?
Belki de demokrasinin en güzel tımarı budur:
Düşünmek, sorgulamak ve sandığa giderken hafızamızı yanımıza almak.
At tımar edilince yeniden yola çıkar.
Peki ya seçmen?
Onun tımarı belki de sandıktan önce başlar.
Arada birde olsa tımarlanmak lazım değil mi?






Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!