ALMANYA’DA UZUN GÜNLERDE RAMAZAN ORUCUNUN SÜRESİ 14 SAAT OLMALIDIR
UZUN GÜNLERDE VE KUTUPLARDA ORUÇ (II)
GÖRÜŞLER
Musa Carullah Bigiyev
“Tefsirciler, ‘Birinci hitapta Allah mücmel (kapalı) bir ifade kullanmış ikinci hitapta da bu ifadeyi detaylandırmıştır’ derler ve ‘Bu şekilde bir ifadenin kullanılması Kur’an’ın mucize olmasındandır.’ açıklamasını yaparlar. Bütün zamanları, mekânları, insanları, durumları ilmiyle kuşatan Allah’ın kitabı hakkında böyle bir ifade yeterli olmaz. O halde basit yorumları seslendirmektense sükût etmek daha iyidir. Ya Allah’ın hikmetine ve kuşatmasına uygun bir yorum ya da edep dairesinde sükût gibi iki şeyden biri yapılmalıdır. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: ‘Allah, konuştuğunda hayır söyleyip mükâfat kazanan ya da sükût edip selamette kalan kişiye merhamet etmiştir.’ (Buhari, Edeb 31,85)
Kur’an’ı Kerim’de orucun ayını tayin eden ve tayin etmeyen iki farklı ayet inmesinin iki hikmeti vardır. Birincisi müstakil maslahatı dikkate alma hikmetidir. Diğeri ise, Ramazan orucunu eda etmenin imkânsız olduğu durumlarda orucun hükümlerini açıklayıp yeryüzünün her tarafını ve mevsimlerin bütün ihtimallerini hitabın genel ifadesine katma hikmetidir. Bunu gerekli kılan mazeretler, mesela; gündüzleri haftalar ve aylar kadar uzun ve de geceleri aydınlık olan yerlerde, bölgenin özelliği dolayısıyla veya tahammül edilemeyecek kadar soğuk ya da sıcak olan zamanlarda zamanın özelliği sebebiyle Ramazan orucu eda edilemez ise, o takdirde “sayılı günler” hitabı muhkem nas olmak üzere hükmünü icra eder. Ancak iki tam hitabın gelmesini, Şâri Hakim’in kuşatıcılığı ve gaflet etmemiş olması noktasında görmek çok daha uygun olabilir. Herhalde bu yorum tefsircilerin yorumlarından daha iyi olsa gerektir.
Yeryüzünde, gündüzleri haftalar ve aylar kadar uzun, geceleri ise aydınlık olan yerler veya tahammül edilemeyecek kadar soğuk ve sıcak zamanlar elbette vardır. Tefsircilerin açıklamalarına göre Allah’ın bu gibi yerleri ve böyle zamanları tamamen görmezlikten gelmiş olması gerekir; Fakat bizim yorumumuza göre bu gibi yerler böyle zamanlar birinci hitabın açık ifadesi altına girer. O zaman Allah bu gibi yerleri görmezden gelmiş ve oralarda yaşayan/ yaşayabilecek insanları ihmal etmiş olmaz.
Tefsircilerin görüşlerine katılacak olursak, Kur’an’ı Kerim’in ‘Şafağın beyaz ipliği siyah iplikten sizce ayırt edilinceye kadar yiyiniz, içiniz sonra da orucu geceye kadar tamamlayınız’ ayetinde İslâm şeriatı için gerekli olan genellik, kapsayıcılık düşünülemez. Zira yaz günlerine tesadüf eden Ramazan’da geceleri aydınlık yahut gündüzleri, haftalar ve aylar kadar uzun yörelerde bu ayet-i kerime tamamıyla hükümsüz kalır:
Çünkü böyle yerlerde ‘beyaz iplik, siyah iplik’ ‘fecir ve gece’ gibi şeyler bulunmamaktadır. Buna ilâveten her Ramazan ayı yeryüzünün bazı yerlerine göre devamlı aydınlık, bazı yerlerinde ise devamlı olarak karanlık olur. Bu durumda İslâmiyet’in büyük rükünlerinden biri olan orucun farziyeti yeryüzünün çoğu bölgelerinde kalkar. Tamamen hükümsüz olur. Dolayısıyla, ilmiyle bütün yerleri, bütün zamanları, bütün insanları ve halleri ihâta eden/kuşatan Allah’ın indirdiği Kitap kusurlu olur. Oysa Kur’ân-ı Kerim'de kusur bulunmaz.
Allah, gündüzleri, geceleri ve ayları muntazam olmayan yerlerde yaşayan insanlara belli bir Ramazanı farz kılar mı? Yolculuktaki ufak meşakkatler dolayısıyla kullarından Ramazan günlerini tehir eden Allah, gündüzleri haftalar ve aylar kadar devam eden yerlerde elbette Ramazanı farz kılmaz. Küçük özürleri dikkate aldıktan sonra, en büyük özrü ihmal etmek, “kolaylık” ilkesi üzerine kurulmuş olan İslâmiyetin şanına hiçbir zaman uygun olmaz. Kısmî bir rahatsızlık verebilecek yolculuk orucu hakkında “Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez.” demiş olan Kur’an-ı Kerim, genel zararları kesin olan orucu elbette farz kılmaz. Ümmetini arada iftar etmeden peş peşe oruç tutmaktan, yani iki gün arasında kalan bir gecede iftar etmemekten şiddetle nehyeden Rasûl-i Kerim, sürekli gündüz olan ve ufuklarından aydınlığın eksik olmadığı yerlerde tayin etmek yoluyla Ramazan orucu tutmayı elbette teklif etmez. Buna göre olsa gerektir ki Kur’ân-ı Kerim, ‘Ramazan ayıdır ki, insanlara doğru yolu gösteren, hidâyeti ve doğruyla eğriyi birbirinden ayırıp açıklayan bir rehber olmak üzere Kur’an işte bu ayda inmiştir.’ ayetinin sonunda ‘Onu oruçla geçiriniz’ gibi genellik ve belirlilik ifade den bir kelime kullanmamıştır. Bunun yerine Kur’an, ‘Sizden kim bu ayı idrak ederse o ayda oruç tutsun’ gibi günleri ve ayları normal olan yerlerde yaşayan insanlara mahsus bir hitabı tercih etmiştir. ”Gece ve gündüzü sıkıntılı olan yerlerde ayı idrak etmek mümkün olmaz. Bu idrak baş gözüyle görmekten ibaret bir idrak değildir. Bizzat o bölgelerde ikamet etmektir. Ve ayın tümünde o yerde ikamet etmeye devam etmektir. Kur’an-ı Kerîm’in açık ifadesine göre kutuplarda ve kutupların civarında hiçbir zaman oruç farz değildir. Zira oruç sadece sayılı günlerde farz kılınmıştır. Senesi bir gündüz ve geceden ibaret olan kutuplarda ya da gündüzleri ve geceleri haftalar ve aylar kadar devam eden soğuk bölgelerde “sayılı günler” bulunmadığı için oralarda ikamet eden insanlar yaşadıkları yerin taşıdığı bir özelliği gereği orucun farz oluş hitabından elbette istisna edilmiş olur. (Musa Carullah Bigiyev, Uzun Günlerde Oruç, Doç. Dr. Abdullah Kahraman İz Yayıncılık, İslâm Klasikleri Dizisi:35, İstanbul, 2009, ISBN 9789753557351, s.109-115, 126)
“Gündüzleri uzun olan günlerde, Mekke ile Medine’nin oruç süresinin ortalaması alınarak Ramazan orucu tutulmalıdır. Bu uygulama Kur’an’ın ruhuna daha uygundur. ‘Allah kimseye gücünün üzerinde bir teklifte bulunmaz.’”(Berlin Türk Eğitim Derneği Berlin Konferansı/ MOCCA Dergisi, Sayı 15, s.68)
“Kur'ân-ı Kerîm'de oruç tutulması emredilen gün, normal namaz vakitlerinin olduğu bölgelere mahsustur. Yüce Allah, normal bölgelere göre hükmünü bildirmiş, normal şartların dışında kalan konuları, Müslümanların içtihatlarına bırakmıştır. Böyle uzun yerlerde ve özellikle kutup bölgelerinde oruç, ya Kur'ân'ın indiği kent olan Mekke saatine veya o bölgeye en yakın olan normal vakitlerin cereyan ettiği ülkeye kıyasen tutulur. Kutup bölgelerinde namazlar da belirlenecek saatlerde kılınır.” (Süleyman Ateş, Yeni İslâm İlmihâli, Yeni Ufuklar Neşriyat, 2008, ISBN 9759843397)
“Vakitleri normal teşekkül etmeyen yerlerde oruca saat ile başlanır ve oruç saat ile bozulur. Gündüzü böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak oruç tutulur.“ (Dürer-ül-Hükkâm fî Şerh-i Gurer-il-Ahkâm, Mollah Hüsrev Mehmed bin Feramürz, (1478 (Hicri 883) senesinde eserini tamamlayıp Fatih Sultan Mehmet’e sunmuştur.) Matbaa-i Amire, İstanbul)
“45 derece ile 90 derece arasındaki bölgelerde güneşe değil, saate göre hareket edilir. Namaz için böyle olduğu gibi, oruç vs. için de böyledir. (Muhammed Hamidullah, İslâm’a Giriş, Beyan Yayınları, 2003, İstanbul, ISBN 9754731489)
“Normal vakitlerin oluşmadığı dönemlerde namaz ve oruç vakitleri hususunda takdir yöntemine başvurulması kaçınılmazdır. Bazı hadislerde de ifade edildiği gibi vakitlerin oluşmadığı yerlerde ‘takdir yöntemi’ ile ibadet edilmesinde dinen bir sakınca yoktur.“ (Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı, Tarih: 10-11.06.2009, )
“Geniş coğrafi alana sahip Rusya'da güneşin batmadığı bölgelerde oruç tutan Müslüman toplumu Mekke'ye uygun şekilde iftarlarını yapabilirler. Gündüz vakti ortalaması olan 12 saatin çok üzerinde, yaklaşık 19 ve üzeri saat gündüz vaktinin yaşandığı bölgelerde oruç, Mekke saat dilimi ve iftar vakti esas alınarak tutabilir.“ (, 17.07.2013)
“Güneşin aylarca doğmadığı veya batmadığı yerlerde yaşayan müminlerin de dinî eğitime ve sevaba ihtiyaçları vardır. Bu sebeple ibadetlerini de –tıpkı genel olarak hayatları gibi– aya ve güneşe göre değil, farazî ve itibarî olarak ayarladıkları günlerine göre yapacaklardır. Bu şartlarda yaşayan müminlerin uygulayacakları vakit cetveli bakımından âlimlerce iki yol gösterilmiştir:

0 görüntülenme





Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…