Sayın Can Ataklı, “Gerçeği Söylemeyip Saklayalım mı?” başlıklı yazıma dostça bir eleştiride bulundu. Eleştirilerin insanı ve toplumu geliştirdiğini düşünen biri olarak Sayın Ataklı’nın eleştirilerini önemsedim ve bakış açılarımızdaki farklılıklara değinmemin zorunlu olduğunu düşündüm.

Sayın Ataklı, yazımda sözünü ettiğim Hanımefendi’nin bana karşı “nezaketsiz davranışı için üzüldüğünü” söylemekte. Bu inceliği için sağolsun. Ancak yazımdaki kişinin saldırgan, baskıcı, kişi özgürlüğünü yok sayan tutumuna benzer davranışlar ne yazık ki kendilerini “Atatürkçü, devrimci, solcu…” olarak tanımlayan birçok kişide görülmekte. Hele Sosyal medyadaki yazılara baktığımızda bunu açıkça fark etmekteyiz.. Farklı düşüncedeki kişileri küçük görmek, görüşleri nedeniyle aşağılamak, hakaret etmek, onların zekâ düzeyleri ile ilgili saptamalarda bulunmak, küfretmek…sıkça rastlanan propaganda yöntemleri. Bu davranışlar karşısında özellikle AKP’den kopmakta olan yurttaşlar, partilerinden kopmak yerine AKP’ye daha çok sarılmaktalar. Bundan da anlıyoruz ki CHP ve Atatürkçülük adına sosyal medyada klavye oynatanların; sokakta, kahvede propaganda yapanların AKP’ye çalıştıklarını söyleyebiliriz. Karşıtına hakaret ederek görüşlerini değiştireceğini düşünmek, nasıl bir aymazlıktır? Sayın Ataklı, deneyimli bir gazeteci ve televizyoncu olarak bu aymazlıkla mücadele etmeyi görev edinmek ister misiniz?