YANİ ŞİMDİ BU NEYİN NESİ, NE DİYELİM ŞİMDİ BEN; NEDEN BÖYLE BİR KANUN ÇIKARILIR Kİ?

-Gurbetçinin Sırtından Artık İnme Zamanı Gelmedi mi?-

 

Her yaz aynı hikâye...

Avrupa'nın dört bir yanındaki gurbetçiler aylar öncesinden izin hesapları yapar. Çocuklar memleket hayalleri kurar. Anne-babalar gün sayar. Bavullar hazırlanır, hediyeler alınır ve binlerce kilometrelik hasret yolculuğu başlar.

Çoğu insanın birkaç saatlik uçuşla ulaşacağı mesafeyi, binlerce gurbetçi üç gün direksiyon sallayarak aşar. Fiyat açısından daha uygun olsun diye bunu yapar. Aile kalabalıktır. Saatlerce sınır kapılarında bekler. Uykusuz kalır, yorulur, fakat yine de şikâyet etmez. Çünkü yolun sonunda vatan vardır. Anne vardır. Baba vardır. Çocukluğun geçtiği sokaklar vardır.

Fakat ne gariptir ki gurbetçinin çilesi yol bitince sona ermez; asıl o zaman başlar.

Arabasını evinin önüne çeker. Biraz dinlenmek ister. Kardeşi markete gidecektir, oğlu dedesini hastaneye götürecektir, yeğeni ve bir arkadaşı küçük bir işini görecektir. Anahtarı uzatır. Sonrası ise birçok gurbetçinin artık ezbere bildiği manzaradır.

Polis çevirmesi...

"Bu aracı sizden başkası kullanamaz."

Ardından ceza...

Bazen aracın bağlanması...

Bazen saatler süren işlemler...

Bazen de bütün tatilin buruk geçmesine sebep olan gereksiz bir mağduriyet...

Şimdi gerçekten sormak gerekiyor:

Bu uygulamanın kime ne faydası var?

Bu araç kaçak değildir.

Çalıntı değildir.

Vergisi ödenmeden ülkeye sokulmuş değildir.

Sahibi bellidir.

Kullanan kişi de çoğu zaman yabancı biri değil; kardeşi, evladı, babası ya da eşidir, arkadaşıdır.

O halde neden bu kadar ağır ve hayatın doğal akışına aykırı bir uygulama sürdürülmektedir?

Üstelik geçmişte bu işler çok daha kolaydı. Basit bir vekâletname ile mesele çözülebiliyordu. Bugün ise konsolosluk randevuları, noter işlemleri, harçlar ve sayısız bürokratik engel çıkarılıyor. En küçük bir eksiklik ise ağır yaptırımlarla sonuçlanabiliyor.

Devlet elbette kurallar koyacaktır.

Hiç kimse buna itiraz etmiyor, etmez de zaten.

Kaçakçılığın ve usulsüzlüğün önlenmesi de elbette devletin görevidir.

Ancak milyonlarca vatan sevdalısı gurbetçiyi potansiyel suçlu gibi gören uygulamalar, ne adalet duygusuyla ne de devlet-vatandaş ilişkisiyle bağdaşmaktadır.

Her yıl milyarlarca avroyu Türkiye ekonomisine kazandıran insanlar bunlar...

Akaryakıttan konaklamaya...

Alışverişten lokantaya...

Esnaftan turizme kadar pek çok sektöre önemli katkı sağlayan insanlar bunlar.

Fakat ne yazık ki birçok uygulamada gurbetçi hâlâ bir vatandaş olarak değil, adeta sürekli gelir elde edilecek bir kaynak olarak görülmektedir.

Bir harç...

Bir ceza...

Bir yeni düzenleme...

Bir yeni yasak...

Sanki gurbetçinin sırtına her yıl yeni bir yük yüklenmektedir.

Artık şu gerçeği görmek gerekiyor:

Gurbetçi, yalnızca döviz getiren bir insan olmaktan çıkarılmalıdır. O gurbetçidir. Adı üstünde gurbetçi. Vatan sevdalısı.

O bu milletin evladıdır.

Yarım asırdır iki vatan arasında ömür tüketen, hem yaşadığı ülkeye hem de anavatanına emek veren insanlardır onlar.

Onun sırtına yeni yükler yüklemek yerine, yükünü hafifletmek devlet olmanın gereğidir.

Kanunların amacı vatandaşın hayatını zorlaştırmak değil, kolaylaştırmaktır.

Kurallar insanların hayatına hizmet ettiği sürece değerlidir.

Hayatın gerçeklerinden kopan kurallar ise zamanla vatandaşın vicdanında karşılığını kaybeder.

Bugün yapılması gereken şey çok basittir.

Yurt dışından getirilen araçları kullanmanın önü açılmalıdır. Kim kullanırsa kullansın. Arabanın ruhsatı var, plakası belli. Kim kullanırsa kullansın bu devleti niçin ilgilendirir ki…

Dijital sistemlerle bu işlem güvenli şekilde takip edilebilir.

Ne devlet zarar görür...

Ne vatandaş mağdur olur...

Hem hukuk korunur hem de insanlar cezalandırılmadan hayatlarını yaşayabilir.

Sözün özü şudur:

Sayın yetkililer...

Gurbetçinin sırtına yeni yükler yüklemeyin artık. Gerçekten yorulduk. Hem de çok yorulduk. Her yaz memleket hasretiyle yollara düşen bu insanlar, zaten yolun, hasretin ve ayrılığın bedelini fazlasıyla ödüyor.

Artık bir de gereksiz bürokrasiyle, anlamsız yasaklarla ve ağır cezalarla bu bedeli büyütmeyin.

Gurbetçinin sırtından artık inin.

Çünkü o, bugüne kadar bu ülkeye yük olmadı.

Tam aksine, yıllardır bu ülkenin yükünü omuzlayan, ekonomisine katkı sağlayan, hasretini hiç kaybetmeyen milyonlarca vefalı evlattan biridir gurbetçi.

Bunca fedakârlığın ardından çok şey mi istiyor?

Bir teşekkür...

Samimi bir tebessüm...

"Hoş geldiniz memleketinize." diyen sıcak bir ses...

"Rahat edin, gönlünüzce gezin. Bir sıkıntınız olursa devletiniz yanınızdadır; kapımız da gönlümüz de size her zaman açıktır." diyen bir anlayış...

Bunları söylemek gerçekten bu kadar zor mu?

Gurbetçi ayrıcalık istemiyor.

İmtiyaz istemiyor.

Sadece kendi ülkesinde kendisini yük gibi hissettirmeyen bir yaklaşım bekliyor.

Çünkü gurbetçi, bu ülkeye hiçbir zaman yük olmadı.

Yarım asırdır alın teriyle, gönderdiği dövizle, yaptığı yatırımlarla ve hiç eksilmeyen vatan sevgisiyle bu ülkenin yükünü omuzlayan milyonlarca sessiz kahramandan biri oldu.

Belki de artık devletin, gurbetçinin sırtından biraz olsun inmesinin; onun omzundaki yükü artırmak yerine hafifletmesinin zamanı gelmiştir.

Rüştü Kam