“Vertrauen ist gut, Kontrolle ist besser.”
Güvenmek iyidir, denetlemek daha iyidir.”

Lenin’e atfedilen bu söz, kamu yönetimi açısından bugün de önemini korumaktadır: Güven, denetimin alternatifi değil; tamamlayıcısıdır.

Son dönemde Ahbap Derneği  hakkında kamuoyuna yansıyan iddialar, yürütülen soruşturmalar ve adli süreçler toplumda yoğun bir tartışma ortamı oluşturmuştur. Soruşturmalar devam ederken, henüz yargı kararıyla kesinleşmemiş iddiaları gerçekmiş gibi kabul etmek doğru değildir. Ancak bu süreç, daha temel bir soruyu yeniden gündeme taşımaktadır:

Devlet denetimi yeterince zamanında ve etkili şekilde işletildi mi?

Asıl tartışılması gereken konu, vatandaşların bir kuruma neden güvendiği değildir. Çünkü insanlar; görünür, faaliyetleri bilinen ve yasal çerçevede çalışan bir yapının devlet tarafından gerekli denetimlerden geçtiğini varsayar. Vatandaşın görevi mali denetim yapmak değildir. Bu görev, kamu adına hareket eden devlet kurumlarına aittir.

Bu durum yalnızca Ahbap Derneği  ile sınırlı değildir. Türkiye’de faaliyet gösteren tüm dernekler, vakıflar, şirketler, kooperatifler ve kamuya temas eden yapılar; hukukun öngördüğü şekilde düzenli, tarafsız ve etkin biçimde denetlenmelidir. Hukuk devleti olmanın temel gereği budur.

Bugün kamuoyunda iki farklı yaklaşım öne çıkmaktadır. Bir yanda Ahbap destekçileri, geçmişte yapılan olumlu değerlendirmeler nedeniyle eleştirilirken; diğer yanda Ahbap eleştirenleri, ortaya çıkan iddialar üzerinden daha sert bir tutum sergilemektedir. Oysa tartışmanın merkezinde kişiler ya da duygusal pozisyonlar değil, sistem olmalıdır.

Çünkü güçlü demokrasiler, kişilere duyulan güven üzerine değil; kurumsal denetim üzerine inşa edilir.

Eğer devlet denetimi düzenli ve etkin şekilde yapılmışsa, sonuçlarının şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılması gerekir. Yapılmadıysa bunun nedenleri açıklanmalıdır. Denetimler yapılmasına rağmen bugün iddia edilen sorunlar ortaya çıkıyorsa, bu kez denetim mekanizmalarının etkinliği sorgulanmalı; varsa ihmaller ortaya çıkarılmalı ve sorumlular hakkında gerekli süreçler işletilmelidir.

Bu noktada yalnızca ulusal değil, uluslararası denetim örnekleri de önemli bir karşılaştırma zemini sunmaktadır.

Örneğin Avrupa Birliği’nde sivil toplum kuruluşları ve fonlanan projeler, Avrupa Sayıştayı (European Court of Auditors) tarafından düzenli olarak denetlenmekte ve raporlar kamuya açık şekilde yayımlanmaktadır. Bu sayede hem fonların kullanımı şeffaflaşmakta hem de kamu güveni güçlenmektedir.

Benzer şekilde Birleşmiş Milletler bünyesindeki insani yardım programlarında da bağımsız iç denetim birimleri ve dış denetçiler görev yapar.

UNDP ve UNICEF gibi kuruluşlar, harcamalarını ve proje çıktılarının etkisini düzenli olarak bağımsız raporlarla kamuoyuna sunar. Bu uygulamalar, yalnızca mali kontrol değil aynı zamanda hesap verebilirlik kültürünün de bir parçasıdır.

ABD’de ise özellikle vergi muafiyeti bulunan vakıf ve sivil toplum kuruluşları, IRS (Internal Revenue Service) denetimine tabidir ve yıllık finansal raporlarını kamuya açık şekilde paylaşmak zorundadır.

İngiltere’de Charity Commission, tüm yardım kuruluşlarının mali şeffaflığını ve faaliyet uygunluğunu düzenli olarak denetler ve ihlallerde yaptırım uygular.

Bu örnekler göstermektedir ki, güçlü sivil toplum yapıları yalnızca iyi niyetle değil, güçlü ve şeffaf denetim mekanizmalarıyla ayakta kalır.

Bağımsız denetim anlayışı

Kamu kurumlarının yürüttüğü denetimlere ek olarak bağımsız mali denetim raporları ve şeffaflık uygulamaları, toplumun güvenini güçlendiren unsurlardır. Bilgi paylaşımı arttıkça söylentiler azalır, spekülasyonların yerini doğrulanabilir veriler alır.

Kamu vicdanını rahatlatacak olan; sosyal medyadaki tartışmalar ya da siyasi polemikler değil, hukukun işlemesi ve denetim mekanizmalarının şeffaf biçimde çalışmasıdır.

Bugün ne yapılmalı?

● Devlet denetimi süreçleri tüm sivil toplum yapıları için güçlendirilmeli ve standartlaştırılmalıdır.

● Ahbap dahil tüm dernek ve vakıflar için şeffaflık ve düzenli raporlama zorunluluğu artırılmalıdır.

● Denetim sonuçları kamuoyuna açık ve anlaşılır biçimde paylaşılmalıdır.

● Ahbap destekçileri de, Ahbap eleştirenleri de duygusal kutuplaşma yerine hukuki süreci ve kurumsal reform ihtiyacını merkeze almalıdır.

● Olası ihmal veya usulsüzlükler varsa, bunlar siyasi tartışmalardan bağımsız şekilde yargı ve denetim mekanizmaları tarafından ele alınmalıdır.

Sonuç olarak:

Toplumun güvenini yeniden tesis edecek olan, herhangi bir kurumu peşinen masum veya suçlu ilan etmek   değildir. Destekçiler ve karşıtları olarak ayrışmak hiç değildir. Güveni kalıcı kılan; hesap verebilirlik, şeffaflık ve etkin denetimdir.

Demokratik bir hukuk devletinde güven, ancak denetimle birlikte anlam kazanır.

Hadi hayırlısı.