1960’lı yıllarda ülkemizin her ilinde, neredeyse her ilçesinde “barış gönüllüsü” adı altında Amerika Birleşik Devletleri yurttaşları vardı. Kimi lise ve ortaokullarda İngilizce dersi veriyor, kimi de tarım konusunda yurttaşlarımıza yardımcı(!) oluyordu. Okullarımızda ders veren bu kişilerin çoğunun öğretmenlik eğitimi yoktu! Yani çoğu öğretmen değildi. Öğretmenlik(!) yapmak için gelenler, Türkiye’de üç aylık bir uyum eğitiminden geçirildiler. Bu gönüllüler, 1970’li yılların ilk yarısına dek ülkemizde kaldılar.
II. Dünya Savaşı bittikten sonra Soğuk Savaş dönemi başladı. Savaştan sonra dünya emperyalizminin lideri konumundaki İngiltere’nin yerini, ABD aldı. Dünya egemenliğini ele geçiren Vashington yönetimi; siyasal, ekonomik, kültürel alanda geri kalmış ülkelerde etkinlik kurmak için kolları sıvadı. Hemen savaşın ardından 1952’de Senatör Brien McMahon “demokrasi misyonerleri” olarak çalışacak genç Amerikalılar ordusu oluşturulmasını önerdi. Özel fonlarla desteklenen bu proje kapsamında denizaşırı ülkelere gönüllüler göndermeye başladı ABD. Bu gönüllülerden bazıları, anlaşma olmamasına karşı ülkemize de geldi.
John Kennedy, 1 Mart 1961’de Barış Gönüllüleri’ni resmen başlatan 10924 sayılı kararnameyi imzaladı. 22 Eylül 1961’de ABD Kongresi’nden geçen barış gönüllüleri yasasını onayladı.
27 Ağustos 1962’de Türkiye ile ABD arasında imzalanan anlaşma ile Barış Gönüllüleri’nin ülkemize gelmelerinin önü açıldı. 4 Nisan 1965 tarihinde, 568 sayılı Barış Gönüllüleri ile ilgi yasa TBMM’de kabul edildi. Türkiye ve ABD arasında imzalanan anlaşma gereğince Barış Gönüllüleri’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine gitmesi yasaktı. Ancak buna karşın bu bölgelerimizde de Amerikalıların çalıştıkları görüldü.
Barış Gönüllüleri ülkemizin dört bir yanına dağıldı. Onları, halkımız tüm konukseverliğiyle bağrına bastı. Barış Gönüllüleri’nin halkla kaynaşması kolay oldu. İnsanımız yabancıyı, konuğu sever. Onlara çay, hatta yemek ısmarlayıp söyleştiler. ABD’lilerin çoğu çat pat Türkçe konuşmayı da öğrenmişti çoktan. Nedense bu gönüllüler çok meraklıydı. Yerel kültürü, tarihi, insanlar ve aileler arası ilişkileri çok merak ediyorlardı.
Hepsinin boynunda bir fotoğraf makinesi asılıydı. Tarihsel yapıtların bitkilerin, hayvanların, maden alanlarının, askeri bölgelerin, kendilerince önemli olan her şeyin fotoğrafını çektiler. Yurttaşlarımızı mutlu etmek için arada sırada onları da fotoğrafladılar.
Barış Gönüllüleri gittikleri yerde yaşayanların etnik kökenlerini çok merak etmişlerdi. Bu konuyu ayrıntılarıyla belleklerine yazdılar. Hatta aynı etnik kökenden olanların alt boylarını sorup öğrendiler. Ülkemizdeki inanç farklılıkları bir başka merak konularıydı. Mezhepsel ayrılıkları not ettiler kendilerince. Aynı mezhep içindeki ayrımlarla ilgilendiler. Tarikat ve cemaat gibi ayrıntılar üzerinde durdular. Hatta bir yerleşim yerinde rakip sayılan güçlü aileler arasındaki ilişki, rekabet nedenleri üzerinde durdular. Türk yurttaşlarının hangi konulara karşı duyarlı olduğunu saptadılar. İnsanımızın en çok tepki gösterdiği, sinirlenip ayağa kalktığı durumları gözlemlediler. İnsanların siyasal görüşlerine ilgi duydular. Atatürk’e, Cumhuriyet’e karşı olanlarla olmayanları belirlediler. Bundan da anlaşılacağı üzere ülkemizin sosyolojik, psikolojik röntgenini çektiler. Öğrendiklerini, ülkelerinin istihbarat örgütlerine raporladılar.
Aşiret, geniş aile, cemaat, tarikat, yerel siyaset liderleri ve kanaat önderleriyle sağlam ilişkiler kurdular. Onları hoş tutmaya çalıştılar.
1960’lı yılların ikinci yarısında Barış Gönüllüleri meyvesini verdi. Önce sağ-sol çatışmaları başladı. Birçok gencimiz, bu çatışmalarda yaşamını yitirdi. Sonrasında mezhep çatışmaları gündeme geldi. Birçok kıyımlar oldu. Bu ayrımcılık tutmayınca etnik kökenli terör örgütü ülkemizin başına bela edildi. Halkımızın sağduyusu ve devletimizin kararlığıyla bu bölücü kalkışma ezildikten sonra, laik-antilaik çatışması gündeme sokuldu. Siyaset yapmayı, karşıtına düşmanlıkmış gibi algılattılar kışkırtmalarla. Şu anda ülkemizin enerjisini tüketen, iç cepheyi bozan da bu.
Öncelikle şunu bilmeliyiz ki, emperyalizm bir topluma karşılıksız bir şey vermez, iyilik etmez. ABD, Barış Gönüllüleri adı altında ülkemizde casusluk, misyonerlik faaliyetleri yürüttü. Bu yolla ülkemizin toplumsal yapısının bozulmasına önayak oldu. Ne yazık ki zamanın siyasetçileri buna göz yumdu. Bu emperyalist kötü niyete karşı çıkanlar olduysa da dünyaya geldiğine pişman edildi. Baskı gördü, bozgunculukla suçlandı, işkence gördü, hapse atıldı, hatta öldürülenler oldu. Kimileri, yaşadığı toplumdan dışlandı.
Barış Gönüllüleri’nin çoğunun Amerikan istihbaratının elamanı olduğu çok sonra anlaşıldı. Ancak iş işten geçmişti. Önemli olan bu kötülükten, geleceğe yönelik iyilik dersleri çıkarabilmekte. Atalarımız: Deli bile düştüğü çukura iki defa düşmez, demiş. Ne güzel, uyarıcı bir söz… İşgal yıllarında İngiliz emperyalizmini, Soğuk Savaş döneminde ise ABD’yi tanıdık. Hala emperyalizmin niyetini anlayamadıysak suç kimde. Ülkemizin güvenliğini, geleceğini bu emperyalist güçle dostluk kurarak sürdüreceğimizi düşünmek büyük aymazlık… İktidarıyla muhalefetiyle çukura kaç kez düşüyoruz acaba?
Adil Hacıömeroğlu




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…