Geçenlerde bir manşet küçük partilerin birleşmesi lazım diye bir başlık atmış.
Yahu ayni ülkede, ayni kanunlara göre kurulmuş, tescil edilmiş bir siyasi partiyi küçük veya büyük diye nasıl sınıflarsınız?
Böyle bir ayrımı yapanlar da, kabul edenler de tam bir “aymazlık” içindedirler.
Üyesi az veya çok olabilir. Önceki seçimlerde az veya çok oy almış olabilir. Bunlar küçüklük, büyüklük kriteri değildir.
En önemli kriter halka götürmek istediği hizmetler, temsil ettiği halk kitlesi ve siyaset çizgisidir. Yıllarca bu ayrımı yapanlar maalesef meclis aritmetiğinde daha çok görüş ve renk katacak partilerin seçilmesine için vermemişler, demokratik katılım yelpazesinde iktidar ve muhalefet partisini ülke yönetimi için yeterli görmüşlerdir. Bunların çekişmelerinin de ülkeye ne gibi zararlar verdiği her dönemde tartışılmış, ancak seçilme ve temsil etme barajı bir türlü düzenlenememiştir.
Gelelim Partilerin seçim ittifakı yapmasına… Seçmenlere bunu anlatmak yerine tek partide toplanıp daha kuvvetli kadrolar ile seçime girmek var iken, farklı görüşlerde oldukları için ayrı-ayrı kurulan partilerin seçimden sonra değil de; seçimden önce ittifak yapması oyların bölünmesi anlamına gelmez mi?
Küçük kardeş, büyük kardeş gibi büyük parti, küçük parti ayrıştırmaları olsa, olsa iktidar ve ana muhalefetin işine yarar ki, bunu hiçbir lider istemez.
Bugün güçlü liderleri olan ancak taraftarları zayıf partilerden bahsedebilirsiniz. Ya da taraftarları güçlü ancak liderleri yetersiz partilerden bahsedebilirsiniz. Türkçede ki bir deyimle her kör alıcının bir kör satıcısı olduğuna göre hiç kimse yoğurdum karadır demeyecek ve kendi fikirlerini değerli görerek onların savunulmasını isteyecektir.
Sevgili Hüseyin BAŞ; geleceğin genç kadrolarını kaçınan, Türkiye’nin acele etmeyen; programı olan, Atatürk’e ve Dini argümanlara sahip çıkan, kavga ve iftiradan kaçınan, Türkiye’nin Bağımsızlığını savunan söylemleri ile Milli bir duruş sergilemektedir. Kurtlar soflarında genç politikacı olarak göz doldurmak, kadrosuna değerli isimler katarak, duruşunu sağlamlayan ve ideallerine inananlardan fire vermeyen aksine konuştuğu herkesi ikna ederek var olma çemberini genişleten bir insandır.
Bizler, gördüğümüzü söylemeyi; dedikodu niteliğinde duyduklarımıza inanmamayı yıllar önce öğrendik. Liderlik; kendisine empoze edileni değil, tabanın sesine kulak verenlerin oturtulduğu bir gönül makamıdır. Ne para ile ne de tehdit ile satın alınamaz.
Doğrudur. Bugün Türkiye’nin yönetim tarzından memnun olmayan, bunun değişmesi gerektiğine inanan binlerce insan ve onların inandığı liderler vardır. Birde memnun olanlar vardır. Burada kimin memnun olduğunu veya olmadığını tartışacak değiliz. Ancak alınan kararlar sonrasında sadece nedenlerini konuşabiliriz.
Şu andaki duyurumuz, hiçbir partiyi küçük görmemek, hiçbirini tabanının istemediği bir değişime veya işbirliğine sürüklememektir.
Partilere seçimin ayak seslerinin duyulduğu süreçlerde üye yerine kelle kaydedenler kaybetmeye mahkumdur. Bir partinin başarısı, onun temsil ettiği değerlere ve programına destek veren gerçek üyeler ile sağlanır.
Benim tavsiyem, seçim öncesinde değil; seçim sonrasında ittifaklara gidilmesidir. Seçim öncesi iktidar hesapları ve bölüşümleri ile elde edilen başarılar daima hayal kırıklığı getirmiştir.
Mesele seçimi kazanmak değil; halkın gönlünü kazanmaktır. Zira farklı parçalardan oluşan bir kalp dağılmaya her zaman mahkümdür… CHP’nin içine düştüğü durumdan ibret almamak ancak körlerin işidir.
Unutulmasın. T.C.de yasalara göre kurulmuş her parti eşittir, büyüktür, Türkiye’yi idare etmeye muktedir ve adaydır.
Taner TÜMERDİRİM






Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!