Ağustos ayı nedeni ile Dünyanın dört bir yanında, ülke kampları var.
Her bir ülke, kendi teşkilatının milli veya milletlerarası organizasyonlarını yapıyor. Binlerce izci gencin sırtlarında çantaları, ellerinde mat ve tulumları, tren garlarında, hava alanlarında, otobüslerde yer alıyorlar… Sadece kendi ülkelerindekilere değil, komşu ülkelerdeki kamplara da gidiyorlar. Her yerde rengarenk kıyafetleri, sırtlarında çantaları, ellerinde kamp ekipmanları ile onlara rastlıyoruz.
Gördükçe bu çocuk ve gençlerin dünya gezgini olmak yolunda nasıl çabaladıklarını hüzünle seyrediyorsunuz… Bizdekilere binalarda gençlik kamplarında konaklıyor, özel otobüsler ile yakın yerleri gezmekle yetiniyorlar…
Oysa çadırlarda konaklayıp, ülkelerinin yemek-müzik-bayrak ve kıyafetlerini tanıtan, danslarını öğreten gençler ise tam bir renk cümbüşü içinde izciliği açık havanın getirdiği koşullarda güle-oynaya yaşıyorlar… Yaşamak diyoruz. Çünkü izcilik öğrenilen bir şey değil, yaşanılan bir anılar demeti… Karşılaştıkları yabancı izcileri ayni izci selamı ile selamlıyorlar. Kendi dillerinde benzer şarkıları söylüyorlar, farklı renklerdeki fularları takıyorlar ama dost ve arkadaş olmak için tokalaşıyorlar. Arma değiştirenler, kamp sonunda birbirlerine sarılıp ayrılanlar, ateş başında veda valsini yapanlar hep ayni dostluk ve arkadaşlık görüntüsünü sergiliyorlar.
Belki renkleri, ülkeleri, bayrakları ve inançları farklı ama; ayni yaş gurubunun mensubu olan bu gençler bazen bir kamp kapısının yapılması, bazen bir kamp kulesinin dikilmesi, bazen de kamp alanına bayrak direklerinin kurulması için el ele veriyorlar, yardımlaşıyorlar. On gün kalacakları kamp alanını donatırken, duş alırken, yemek sırasına girerken, doğada özgür olmanın tadını çıkartıyorlar. On ila oniki maddeden oluşan izci türeleri ile, izci olurken verdikleri izci sözü ile birlikte bir çadır kent inşa ediyorlar. Bir gün önce bomboş olan saha ertesi günü çadırlar, duşlar, tuvalet kabinleri, kamp tören alanları, depo ve yönetim çadırları, kantinler, ilkyardım merkezi ile doluyor. Bütün bunlar insanı hayrete düşürüyor. İşte İzciliğin gücü diyoruz. Buradaki yöneticiler aylarca yazıp çizdikleri planları, olayları, gösterileri ve yerleşim şeklini bir gecede hayata geçiriyorlar. Bir derenin üzerine bir köprünün kurulması, gölde sal yapılması ve kürek çekilmesi, deniz izcilerinin küçük yelkenliler ile eğitim görmesi, bir gurubun yakındaki bir kenti keşfetmeye çıkması günler süren hazırlıkların ve dakik uygulamaların sonucu…
Sabahları belirtilen saatte her ülke kendi yan kampında gurup törenlerine katılıyor. Önce bir dikkat düdüğü çalıyor, herkes bayrağını selamlıyor. Daha sonra kampın nöbetçi lideri o gün hava durumunu belirtip herkesin bol su içmesini ya da yağmurluklarını yanlarına almalarını tembih ediyor. Doğum günü olan varsa ona bir hediye verip alkışlatıyor. Geziye gidecek guruplara talimatlarını, istasyon çalışmalarına katılacak ekip ve kişilere kartlarını dağıtıyor. Sonra alkışlarla teşekkür ediyor ve tören bitiyor. İzciler kendi marşlarını veya izci bağırışlarını yaparak kamplarına dönüp, aktiviteler için hazırlanıyorlar.
Gün boyu o istasyon senin, bu istasyon benim çeşitli aktivitelere katılıyorlar. Bisiklet veya yol kayağı kullanmayı, kano ve yelken eğitimi almayı, teleferik ile karşıdaki adaya geçmeye, balta bıçak kullanarak ateş hazırlamayı, yağmurda ateş yakmayı öğreniyorlar. Hatıra olarak saklanmak üzere kumaş veya tişört boyamaya kadar 20-30 aktiviteden seçilenler ile gün bitiyor.
Kamplarda siyaset veya askerliğe hazırlayıcı bir aktivite yok. Her şey çocuk ve gencin yaş gurubu özelliğine ve ihtiyaçlarına göre planlanıyor. Hem açık havada macera duygularını tatmin etmek hem de el becerilerini geliştirecek şekilde düşünülmüş programlara katılıyorlar. Yemeklerini kendi damak zevklerine göre her gurup kendi mutfak köşesinde, nöbet sistemi ile pişiriyor.
Akşamları kamp ateşi eğlencelerinde her ülke veya gurup bir gösteri yapmak zorunda. Dillerini anlamasalar bile danslara, izci alkışı denilen özel alkışlara ve bağırışlara herkes katılıyor. Tabii, müzik becerileri olanlarda bunları sergiliyorlar.
Kampların en güzel taraflarından birisi de arma, fular, kitap, tişört, kemer değişimlerinin yapıldığı saatler. Bu işte deneyimli olanlar koca bir torba izci guruplarının ya da eski kampların armaları ile geliyorlar. Armanın önemine göre bir veya iki arma karşılığında değiş tokuşlar yapılıyor.
Geceleri belli bir saatten sonra gürültü etmek, dışarda oturmak nezaketsizlik olarak görülüyor. Çünkü ertesi günü herkesi heyecanlı fakat bir o kadar da yorucu bir gün bekliyor. Uyku saatinde sessizlik esas. Bazı guruplar yakınlardaki şehirleri gezecekleri için çok erken kalkmak ve hazırlanmak zorundalar.
Bizdeki gibi askeri tekmiller, esas duruşlar, törenler yok. Cezalarda yok tabii…
Bazen bizim bile Askerlik mi İzcilik mi yapıyoruz diye sorduğumuz uygulamalar olmuştu…
Her şey Dünya çocuk ve gençlerinin arkadaşlığı, Dünya barışının sürdürülmesine katkı için…
Her ne kadar üniforma giysilerde takılan armalar, kullanılan fular-şapka gibi argümanlar teşvik edici bir birlik işareti… Bir ambalaj… Taşınan üniforma ve beç’ler her gencin becerisini sergilemeye, kaçıncı sınıf izci olduğuna bir işaret…
Kısacası yüzlerce izcinin büyük bir düzen içinde trenlere, metrolara, otobüslere binip-inmesi tam anlamı ile kazanılmış bir öz disiplin olarak karşımıza çıkıyor.
İmreniyoruz…
Ne diyelim? Darısı başımıza…
Taner TÜMERDİRİM





Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!