Çocukluğumdan bu yana hayatımın önemli bir bölümü dağda, denizde, ormanda geçti… Ormanlarda, su kenarlarında dağlarda kamplar yaptık.  Bu süreçte savunmasız hayvanlara tuzak kurmanın, onları sapan veya tüfekle avlamanın, zıpkınla vurmanın doğru olmadığını düşünmüşümdür.

Bizim sapanlarımız teneke kutulara nişan almak için yapılırdı. Dallardan özene-bezene yaptığımız ok ve yaylar hedefler içindi. Hiç kuş avlamadım. Bir defa Saroz körfezinde bir arkadaşıma uyarak girdiğim suda zıpkınla tek bir atış yaptım. Vurduğum balık için duyduğum pişmanlık hala içimde uktedir.  Kum zeminde yürüyen kırmızı bir balığı vurmuştum. Öylesine bir kanat açtı ki, güzelliği karşısında dehşete kapıldım.  Arkadaşımla birlikte eve dönerken balık pazarına uğrayıp tanımadığımız bu balığın cinsini sormuştuk.  Deneyimli bir balıkçı: “Ah be yavrum, bunu niye avladınız? Buralarda buna Melek balığı derler, insanın elinden yem yer… Zararsızdır, onun olduğu yerde çok balık olur, bizim ağlara takıldım hemen denize atarız…” demiş, pişmanlığıma pişmanlık katmıştı…

Ne etini yiyebilmiş ne de bir daha zıpkını elime almıştım. Sanki iyi bir insana kötülük yapmışım gibi hissederek, garip bir duyguya kapılmıştım… Oysa insanoğlu doğada yenilebilecek her şeyin peşine düştüğü için avlanmayı yaşamın bir paydası olarak kabul etmiştir. Ne yazık ki çocuklarımda bana çekti. Vejetaryen olmadılar ama, bir başka canlıyı öldürüp yemeyi beceremediler.  Kurbanlıklar kesilirken bile ağlarlardı.

***

Ancak gelin görün ki, evrenin en akıllı varlığı olarak çeşitli vesileler ile birbirimize tuzak kurmaya bayılıyoruz. Geride kalacak çoluğa, çocuğa aldırmıyor, dünyaya miras kalacak intikam hislerini duygu ve düşüncelerini umursamıyoruz… Tuzaklara düşen Gazi ve Şehitlerimizin kayıpları, sayıları karşısında dehşete düşmemek mümkün değil.

Benim için devlete bir gün bile hizmet etmiş, Türk vatanı ve istikbali için fedakârlık etmiş, canını esirgememiş olanlar makbul insanlardır.  Mesleğine yıllarını vermiş asker, jandarma, polis gibi kolluk kuvvetlerinde görev yapanlar, hayat kurtarmak için ameliyathanelerde sabahlayanlar ne güzel insanlardır. Hele, hele devlet eli ile yurt dışına göreve gönderilen, devlet adına gizli görevlerde bulunanlar, kendi hayatlarını hiçe sayanlar elleri öpülecek, baş tacı edilecek insanlardır.  Onları İstiklal savaşının devamındaki savaşçılar olarak görün. Çünkü savaşların gizli yüzü asla bitmez…

Gelin görün ki, son günlerde izlediğimiz haberlerde bu gibi insanların bile Tuzağa çekildiklerini, hayatlarını kaybettiklerini öğreniyoruz. Yurt dışından koşa, koşa gelip hapse giren, orada ölen veya öldürülen acaba kaç kişi var? Gizli görevlerde bulunanlara diğer ülkelerde dokunulmazlık sağlanırken, genç bir savcının iradesi ile bizde hapis yolu açılıveriyor. 

Neden bahsettiğimi biliyorsunuz tabi… Her yerde bir kahraman olarak tescillenmiş Kozinoğlu’nu mezarında bile rahat bırakmadık. Çünkü onlar gibi görev yapan pek çok gizli kahramanın hayatını koruyamadık. Üstün başarıları nedeni ile madalyalar ile donattık ancak, bunun için meclisten dokunulmazlık kararı çıkarmayı akıl edemedik. Yasalarımız buna müsait değil. Böyle giderse onlar gibi fedakâr insanları bulup çalıştıramayacağız.  

Bir yanda Türkiye’yi yıllarca terör bataklığına çeken bir bebek katiline müsamaha gösterirken öte yanda isimsiz kahramanlara, gazilere, şehitlere haksızlık etmemiz, onların dertleri ile dertlenmeyişimiz İnsanın aklına pek çok senaryo getiriyor. Öyle ya, fethi kabir işleminden sonra acaba kimler aklanacak? Ya da kimler suçlanacak? Yaşayıp göreceğiz…

Geride bıraktığımız günlerde çok şey yaşadık, çok şey duyduk…

Şimdi gerçek ile doğru birbirine karıştı. Bilemiyoruz.

Ancak İnsanların sadece hayvanlara değil, kendi cinslerine de Tuzak kurabildiklerini öğrendik.

Eğer tuzakları önlemek mümkün olsaydı dünyanın en iyi korunan başta ABD devlet başkanı J.F. Kennedy ve sonrasında birçok devlet başkanı sağ olurdu.

Bizde de tuzağa düşürülen aydınları düşünürsek, devlet yönetmenin, milleti korumanın ne kadar zorlu bir görev olduğunu daha iyi anlıyoruz.  

Aman ha, siz-siz olun ne tuzak kurulmasına alet olun, ne de tuzaklara düşün…

Dünyada en büyük günaha alet olmayın…

Taner TÜMERDİRİM

[email protected]