Bildiğiniz gibi, Almanya’da özellikle Berlin’de Türkiye kökenlilerin diğer göçmenlere göre ezici bir çoğunluğu vardır. Eyalet parlamentosu ve ilçe seçimlerinde 10 aday meclise girmeyi başardı. 20 Eylül’de gerçekleşen seçimde Sol Parti (Die Linke) en yüksek ikinci oy oranına ulaştı. SPD’nin önceki seçimlere göre oy kaybetmesi beklenmiyordu.

Berlin siyasetinde konut ve kira maliyetlerinin yanı sıra partilerin seçmen nezdindeki konumları da seçim kampanyasını öne çıkaran başlıklar arasında yer aldı. 29 aday arasından Eyalet parlamentosuna girmeye hak kazanan 10 aday gurbetçilerimiz için çok önemli. Annesi Adanalı sosyal danışman. Babası Kayserili bir doktor. Münih doğumlu olan Elif Eralp, 12 Eylül darbesinden sonra siyasi sığınmacı olarak ülkeden ayrılmış bir ailenin kızı. Hamburg’da hukuk eğitimi almış, yaklaşık 16 yıldır Berlinli. 2021 yılından bu yana Eyalet Parlamentosunda Milletvekili… Evli ve iki çocuk annesi olmasına rağmen siyaseti bırakmamış. Bizim milletvekilleri gibi hazıra konmamış. Başından beri kiracı hakları, sosyal politika ve göçmen kökenli insanların siyasette temsili konularındaki çalışmalarıyla ön plana çıkmış, kabul görmüş. Bunlar az şeyler mi?

Bütün bunlar bizi niye ilgilendiriyor?

Örneklemek gerekirse bizimkiler her şey ile ilgileniyorlar ama ilgilendikleri konularda reform yapacak tutarlı bir başarıları yok. Elif Eralp ise kendi çizgisinde önemli konulara dikkat çekmeyi başaran ve bu konularda neler yapılması gerektiği hakkında önerileri olan, söylemleri olan, başarıyı yakalamış bir kadın siyasetçi durumunda.

Almanya’da en çok korkulan şey, aşırı sağın yükselişi ve göçmenlere karşı sürdürdükleri radikal tutumları ile oy toplaması. Yaşamını yabancı topraklarda planlamış insanların hiç birisi ayrılıkçı bir muamele görmek ve bugüne kadar elde ettikleri haklardan vaz geçmek istemiyor.  Özellikle vatandaşlık hakkını elde etmek için çabalayanları düşününce doğru bir sabır gösterdikleri ve yaptıkları fedakarlıklar anlaşılabilir.

Sosyal yaşamın kolaylaştırdığı hayat hayal oldu. Şimdi pahalılığın hissedildiği günler herkesi rahatsız ediyor. Almanya bir istikrar ülkesi olarak kalmak, enflasyon-pahalılık, fiyat değişiklikleri gibi konularla uğraşmak istemiyor.

Bugüne kadar münferit olaylar dışında ülkeyi derinden sarsacak bir ayaklanma ile karşılaşılmadı. Kimse de böyle bir durumu istemiyor. Sadece aşırıların yapabilecekleri aksiyonlardan ve bunların çocukları etkilemesinden, eğitim hayatının ve sonrasında iş düzenlerinin bozulmasından korkuyorlar. Bilindiği gibi Almanya dışa dönük sanayi yatırımları konusunda lider ülke. Amerika ve Rusya Alman patentli ürünler ile başa çıkamıyor.

Bize gelince, oradaki vatandaşlarımızın ya da kendisini Türk olarak görenlerin güvenliği ve huzuru çok önemli. Türkiye’ye geldiklerinde beraberlerinde getirdikleri döviz girdisi kültürel farklılığa rağmen kabul görse de, bir zamanların tipik Almancı modeli dünya vatandaşlığına doğru kayıyor. Özellikle son yıllarda Türkiye’de ki iç huzursuzluklar, enflasyon ve dinci akımlar, pahalılık gibi konular geri dönüş kapısını kapatmış durumda. Gençler; Türkiye ye gelmek yerine İtalya, Fransa, İngiltere gibi ülkelere Alman pasaportu ile gidip yerleşmekten ve oralarda yaşamaktan yana…

Elimizden kayıp giden kaliteli genç nüfus zaten okuma bahanesi ile yurt dışına kaçtı. Buna biraz da Türkiye’de yetişmiş beyinlerin yurt dışında daha iyi koşullarla iş bularak göç etmeleri neden oldu. Ancak bir gerçek te şu; Türkiye’den göçmüş, orada çalışmış ve emekli olmuş olanlar da şu anki durumdan memnun değiller. Geçim koşullarından şikayetler bırakın çalışanları emekliler için bile kolay değil.

Eh, Türk kökenli başarılı bir kadın politikacının seçildiği görevde neler yapacağını veya yapabileceğini hep beraber izleyip göreceğiz.

Ancak, en azından erkekleri geride bırakarak ipi göğüsleyen bir hanımefendiyi alkışlamak gerekmez mi?

Hoş, başarıyı paylaşmak kolaydır. Peki yarın ne getirecek acaba?  Şimdilik bilmesekte olur…

Taner TÜMERDİRİM

[email protected]