Birkaç kez üst üste başıma geldi. Çoğu kişi gibi ben de sosyal medya kullanıyorum. Yazılarımı bu alanlardan tanıdık ya da tanımadık herkese ulaştırmaya çalışıyorum. Kimi zaman da buralarda bazı kişilerin yorumlarını okuyorum. Elverdiğince okuduklarımla ilgili görüşlerimi bildiririm.
Başıma gelen şu… Bazı arkadaşların yorumlarına gülen yüz imi koydum. Arkadaşlarımın neredeyse hepsi aynı tepkiyi gösterdi bana. “Gülünç bir şey mi yazdım, niye gülüyorsun yazdıklarıma?” diye sordular bana. Ben de yok, dedim. Yazdıklarından mutlu olduğumu belirttim. “Gülen yüz” iminin mutlu insan demek olduğunu dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Gerçi onları ikna ettim etmesine, ancak işim çok zor oldu. Bazıları bana az da olsa gönül koydu.
İnsanımız, havadan nem kapar duruma nasıl geldi? Her şeyi olumsuz yanından düşünme biçiminin nedeni ne? Toplumun önemli bir kısmının olayların, olguların, davranışların olumlu yanlarını görmelerini engelleyen nedir?
Yukarıdaki soruların yanıtları çok önemli. Çünkü bir toplumun önemli bir çoğunluğunun sürekli olumsuzluğa odaklanması gelecek için düşündürücü ve uyarıcı.
Toplumumuz son yıllarda ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel alanlarda büyük olumsuzluklar yaşamakta. Bu durum, yurttaşlarımızın kişisel yaşamına da yansıyor. Akıl almaz haksızlıklar, adaletsizlikler, yıkımlar yaşanıyor ki bu, toplumun varlığını, birliğini temelden sarsıyor. Üst üste yaşanan olumsuz, haksız olaylar kişiyi de toplumu da umutsuzluğa sürüklüyor. Bu umutsuzluk durumu, kişiyi olumlu düşünmekten alıkoyuyor. Onu derin bir şüpheciliğe sürüklüyor. Artık her şeyden şüphe eder duruma geliyor kişi. Yani mutlu bir yüzün olmasını bile şüpheyle karşılıyor çoğu insan. Düşüncelerinin başkalarınca onaylanması bile onu şaşırtıyor nedense. Çünkü “onaylanmak” olumsuzluk yellerinin her yandan estiği bir dönemde bunu işitmek, görmek insanlar için olağanüstü, şaşırtıcı bir şey. Doğal olarak arkadaşlarımın da bu umutsuzluk ortamında gülen, mutlu yüzü yanlış yorumlamaları olağan.
Gülmeyi, mutlu olmayı unuttuk yıllardır. Gözyaşları, acı, üzüntü, umutsuzluk toplumun kılcal damarlarına yayılmış durumda. Öylesine yayıldı ki umutsuzluk virüsü, insanların umutlu olması, olumlu düşünmesi yadırganıyor. Onaylanmak, umut aşılamak, olumlu düşünmek normale dönüşen umutsuz olmanın ve olumsuz düşünmenin egemen olduğu bir toplumda anormal olarak görülüyor.
İnsanların bilinçlerine yerleşen derin umutsuzluğun yarattığı hep olumsuz düşünme alışkanlığı yok eder toplumu. Çünkü geleceğe yönelik umudu kalmayan toplumlar, iyiyi ve güzeli aramak için umudunu yitirir. Bu nedenle böylesi bir yüce amaç için savaşmayı bırakır. Var olan olumsuz koşullara kendini teslim eder. Teslim olan kişi, dünyayı ve yaşadığı koşulları değiştirme savaşımından vazgeçer.
İşte, benim arkadaşlarımla yaşadığım mutlu yüz, sorunu da topluma egemen olan umutsuzluktan kaynaklanma. Çünkü onların anlattıklarından mutlu olmamı kabullenemiyorlar bir türlü. Çünkü bu alışılmadık bir şey. Olumsuz düşünme o denli baskın ki onlardan içinde yaşayanlardan biri nasıl mutlu olur bunu anlamıyorlar nedense.
Ülkemizde öncelikle umutsuzluk düşüncesinden kurtulmalı insanlar. Bunun yarattığı olumsuz düşünmek ise insan doğasına hiç uygun değil. Bu da yenilmeli tez zamanda. Umut olmasa yaşam olmaz. O, içimizde günden güne büyüyen umuttur bizi geleceğe bağlayan. O umuttur ve olumlu düşünmektir insanoğlunun yaşama tutunmasını sağlayan.
Geleceği daha insanca kurmak için olumlu düşünmekten ve umutlu olmaktan başka yapacağımız bir şey mi var?
Adil Hacıömeroğlu






Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!