Bir insanın hayatını kaybetmesine, bir ailenin parçalanmasına yol açan böyle bir trafik canavarlığının hiçbir mazereti olamaz. Bunu ilk cümlede tartışmaya kapatarak başlayalım!
Saatte 40 kilometre hız sınırı bulunan bir yolda yaklaşık 100 kilometre hızla araç kullanmak, yalnızca kişinin kendi hayatını değil, o yolu kullanan herkesin hayatını hiçe saymaktır.
Sonuçta, mahkeme de olayı sıradan bir trafik kazası olarak görmedi. Yasin H., cinayet ve üç kişiye yönelik cinayete teşebbüs nedeniyle dokuz yıl gençlik cezasına mahkûm edildi. Bu karar daha sonra kesinleşti. (SWR)
Cezasını çekmelidir.
Bunda tartışılacak bir şey yok.
Ama benim sorguladığım başka bir konu var:
Ceza bittikten sonra sınır dışı edilmesi gerçekten adaletin bir parçası mı?
Yasin H. Almanya’da doğdu.
Almanya’da büyüdü.
Bu ülkenin okullarına gitti.
Bu toplumun içinde yetişti.
Ehliyetini burada aldı.
Hayatı boyunca yaşadığı ülke Almanya oldu.
Tek fark, Alman vatandaşlığına değil yalnızca Türk vatandaşlığına sahip olması.
Şimdi insan ister istemez soruyor:
Bir insanın bütün hayatı Almanya’da geçmişse, işlediği suçun ardından onu hiç yaşamadığı ya da çok az tanıdığı bir ülkeye göndermek hangi problemi çözmektedir?
Suçu Türkiye mi yarattı?
Bu insanın yetiştiği sosyal çevre Türkiye miydi?
Onu eğiten sistem Türkiye miydi?
Yoksa bütün hayatını geçirdiği ülke Almanya mıydı?
Elbette devletin toplum güvenliğini koruma hakkı vardır. Stuttgart İdare Mahkemesi de kararında, kendisinden gelecekte artık hiçbir tehlike gelmeyeceğinin henüz yeterince güvenli biçimde söylenemeyeceğini değerlendirdi. (SWR)
Fakat tam da burada başka bir soru ortaya çıkıyor:
Toplum güvenliğini sağlamanın yolu, burada doğmuş ve burada yetişmiş bir insanı başka bir ülkeye göndermek midir?
Almanya’nın sokaklarında hırsızlık yapanlar, insanlara saldıranlar, araçları veya işyerlerini tahrip edenler, kamu düzenini bozanlar varsa elbette devlet bunlarla da mücadele etmelidir.
Ama hukuk sisteminin temel amacı yalnızca insanları toplumdan uzaklaştırmak değil; cezalandırmak, toplumu korumak ve mümkün olduğunda insanı yeniden topluma kazandırmak değil midir?
Dokuz yıl hapis cezası bunun için vardır.
Cezaevi bunun için vardır.
Rehabilitasyon bunun için vardır.
Eğer bir insan cezasını çektikten sonra hâlâ tehlike oluşturuyorsa, bunun için de hukuk devletinin çeşitli mekanizmaları vardır.
O halde yeniden soralım:
Sınır dışı etmek rehabilitasyonun alternatifi olabilir mi?
Bir de meselenin başka bir boyutu var.
Aynı suçu işleyen iki insan düşünelim.
İkisi de Almanya’da doğmuş.
İkisi de Almanya’da büyümüş.
Aynı okullara gitmişler.
Aynı şehirde yaşamışlar.
Aynı ağır suçu işlemişler.
Birinin Alman pasaportu var.
Diğerinin yalnızca Türk pasaportu.
Birisi cezasını çektikten sonra Almanya’da kalıyor.
Diğeri ise cezasının ardından hayatı boyunca yaşadığı ülkeden gönderiliyor.
Burada hukuki açıdan vatandaşlık statüsünün farklı sonuçlar doğurduğu açık.
Ama toplumsal açıdan sorulması gereken soru şu:
Bu iki insanın suçu gerçekten farklı mı?
Ya da daha rahatsız edici bir soru:
Pasaport, aynı suçun cezasını fiilen daha ağır hale getirmeli mi?
Baden-Württemberg Yüksek İdare Mahkemesi hukuki sürecin sonunda sınır dışı kararını kesinleştirdi. Yasin H. hakkında ayrıca sekiz yıllık Almanya’ya giriş ve oturum yasağı uygulanacak. (SWR)
Karar hukuken verilmiş olabilir.
Fakat her hukuki kararın ardından toplum olarak bazı soruları sormaya devam edebilmeliyiz.
Çünkü mesele burada Yasin H.’yi savunmak değildir.
Hayatını kaybeden insanı unutmak hiç değildir.
Bir babanın öldüğü, bir annenin ağır yaralandığı ve çocukların yaralandığı böyle bir olayın acısını hiçbir tartışma hafifletemez.
Mesele şudur:
Bir insan burada doğmuş, burada büyümüş ve burada suç işlemişse, onun sorumluluğunu başka bir ülkeye göndermek gerçekten doğru çözüm müdür?
Belki de asıl soru şudur:
Bir insanı yıllarca “bizden biri” olarak görüp, suç işlediği gün “sen aslında başka bir ülkeye aitsin” demek ne kadar tutarlıdır?
Suçun cezası olmalıdır.
Hem de böylesine ağır bir suçun ağır bir cezası olmalıdır.
Ama ceza ile aidiyet birbirine karıştırılmamalıdır.
Çünkü bugün tartışmamız gereken yalnızca bir kişinin sınır dışı edilmesi değildir.
Tartışmamız gereken daha temel bir meseledir:
Bir insanın vatanını belirleyen şey pasaportu mudur, yoksa doğduğu, büyüdüğü ve bütün hayatını geçirdiği yer mi?





Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!