İnsanoğlu, dünya üzerinde var oldu olalı, özellikle de sınıflı topluma geçişten sonra zalimle mazlumun savaşı hep sürdü. Aslında insanlık tarihini yönlendiren uygarlıkları doruğa çıkaran da bu savaşımdır. Tarihin bazı dönemlerinde zalimler üstün gelirken bazı dönemlerde de ise mazlumun haktan yana savaşımı üstün geldi ve toplumda adalet egemen kılındı.

Emperyalizm çağında zalimin zulmü sınır tanımadı. Teknolojinin gelişmesiyle üstün silahlar üretildi. Ne yazık ki bu silahlar, egemen emperyalistlerin elinde oldu genellikle. Zalimler, bu silahlarla kitlesel kıyımlar yaptı. Bu kıyımlarda yüz yıl içinde milyonlarca insan yaşamdan koparıldı. İnsanoğlunun tarih boyunca görmediği barbarlıkları, işkenceleri, eziyetleri, kitlesel sürgünleri, kırımları; adına modern çağ denen bir dönemde emperyalistlerin eliyle yaşadı. Hem de bu zalimler, ellerinden insan kanı varken “insan hakları, özgürlük ve demokrasi” diye bağırdılar. İnsanoğlu, modern silahların gücüyle can çekişirken ona insan hakları masalları anlattı emperyalistler.

Yirminci yüzyılda İslam dünyası paramparça edildi sömürgeci emperyalistlerce. Hem emperyalistler hem de bu ülkelerin yöneticileri haklarına katmerli bir zulüm başlattı. Dindarlar susturulup bakılandı, onların yerine dinciler konuşur oldu. Zalim gemiyi azıya aldı mazluma karşı. Müslümanların kutsal kitabı Kuran-ı Kerim, onlarca ayette zulmü kınasa da zalime karşı savaşın bir İslami görev ve hak olduğunu buyursa da ne yazık ki bu ülkelerin halkları zalime boyun eğip onun zulmüne sessiz kalarak ortak oldular yapılan her şeye. İşin en ilginç yanı da bu ülkelerin yöneticileri Müslümanlık yarışına girdiler. Emperyalizmle işbirliği yapıp zulme ortak olurken kirli dillerinde hep İslam’dan referanslar oldu. Ne yazık ki ait olduğu dini saptırıp çarpıtan bir yönetici kitlesiyle karşı karşıyayız.

İslam dünyası yirminci yüzyılın başında tarihsel bir fırsat yakaladı Atatürk’le. Yıllar sonra ilk kez doğunun mazlum bir halkı batının ilerlemesini, zulmünü durdurdu Anadolu topraklarında. Emperyalizmin vahşeti ilk kez Türk’ün çelik duvarına çarpıp paramparça oldu. Bu dönemde bazı İslam ülkeleri ve dünyanın dört bir yanındaki birçok ülke Atatürk’ün emperyalizme karşı verdiği bağımsızlık ve özgürlük savaşını örnek aldı. Nedense yüzyılın ikinci yarısında bu anlayışı terk etti mazlumlar ve emperyalizme teslim oldu büyük çoğunluğu. Atatürk’ün kurtuluş yoluna çıktığında ve tüm yaşamı boyunca zalime karşı mazlumun savaşı verdiğimizi vurguladı. Bu vurgu Kuran’ın ruhuna, anlamına uygundu.

Dün, arkadaşım ve yerdeşim Prof. Dr. Yaşar Nuhoğlu, cuma iletisinde Şura Suresi, 22 Ayeti gönderdi bana. Böylece bugünkü yazımın konusu da ortaya çıktı, sağ olsun.

“Kazandıkları, tepelerine inerken o zalimlerin korkudan titrediklerini göreceksin. İman edip barışa/hayra yönelik işler yapanlarsa cennetlerin bahçelerindedir. Rableri katında kendileri için, diledikleri her şey vardır. İşte budur o büyük lütuf. (Kur’an-ı Kerim Meali, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Yeni Boyut Yayınları, 4. Basım, İstanbul-2015, Şura Suresi, 22. Ayet, s.443)” Evet, zalimler kazanıyor görünmekte. Dünyanın, insanlığın başına bela olan ABD-İsrail zalimleri Filistin’de, Lübnan’da binlerce kişiyi yok yere öldürdüler. Sonrasında İran’a saldırdılar durduk yere. İran ulusu tek yürek oldu ve zalimim karşısına dikildi. Onlara unutamayacakları bir ders verdi.

Dünyanın birçok ülkesi mazlumun (Filistin, Lübnan, Yemen, İran…) yanında yer alırken bazı ülkeler de zalimin safına dizildi. Üstelik bunların arasında birçok İslam ülkesi de var. Yukarıdaki ayeti okuyup bilseler de bilmezlikten geldiler. Ne yazık ki zalimin yardakçısı olmak, kısa süreli de olsa bir güç kazanmak için Allah’ın Müslümanlara vaat ettiği cennet bahçelerini ellerinin tersiyle ittiler bir yana.

Ne yazık ki birçok İslam ülkesi zalime karşı gelme yürekliliğini gösteremeyerek mazlum Filistin’in, Lübnan’ın, Yemen’in ve İran’ın yanında yer alamadı. Bu ülkelerin kimi doğrudan mazlumun karşısında yer alırken, kimi de utangaçça ikili oynadı oyununu. İkiyüzlü siyasete, denge politikası adını verenler oldu. Mekke’de kurduğunuz ittifak mazlumun yanında olacaksa niye ABD ve İsrail’le yıllardır ölüm kalım savaşı veren Filistin, Yemen, Lübnan, İran’la birlikte değilsiniz?

İslam ülkelerinin uyanma zamanı gelmiştir. Ülkelerinin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını emperyalizmle bölüşerek irlikte sömüren yönetimlerden kurtulmalarının zamanı geldi de geçiyor bile. Bu ülke halklarına yüzyıl öncesinden Atatürk yol gösteriyor. Bu yoldan yürümek onları bağımsız, özgür ve kişilikli yapacak. O halde emperyalizmi “mahvı perişan etmek” için ne duruyoruz?

                                                       

Adil Hacıömeroğlu