Çocuk dünyaya geldiğinde yalnızca bir ailenin değil, toplumun da geleceğine doğar. Gençlik ise yalnızca anne babanın sorumluluğunda olan bir dönem değil, toplumun geleceğini belirleyen en önemli yaşam evresidir.

Çocukları ve gençleri geleceğe hazırlama sorumluluğunu yalnızca ailelerin üzerine yıkmak, devletin kendi sorumluluğundan kaçması anlamına gelir. Devlet, toplumun yönetici organıdır. Yeni doğan çocuğun sağlığından eğitimine, güvenliğinden sosyal gelişimine; ergenlik dönemindeki gencin eğitiminden kültürel, bilimsel ve sanatsal yaşamına kadar kamusal sorumluluk taşır.

Çocuğun önüne aile içinde, okulda, sokakta, ekonomik koşullarda ya da toplumsal yaşamda hangi engel çıkarsa çıksın, devletin görevi o engelleri ortadan kaldıracak koşulları yaratmaktır.

Çünkü bugünün çocukları yarının gençleri, bugünün gençleri de yarının ebeveynleri olacaktır.

Bu nedenle gençlerin bilimsel ve özerk bir eğitim almaları, sosyal, kültürel ve sanatsal yaşamın içinde özgürce yer almaları; farklılıklarla birlikte yaşamayı, birbirine saygı göstermeyi öğrenmeleri gerekir. Geleceğin demokratik toplumu ancak böyle kurulabilir.

Fakat burada başka bir sorunla karşı karşıyayız: Ebeveynlerin kendi örgütlenme biçimleri.

Sosyal, siyasal, kültürel veya inanç temelli derneklerde, kooperatiflerde, sendikalarda ve diğer toplumsal yapılarda görev alan bazı ebeveynler, zamanla kendi içlerinde gruplaşmalara, ayrışmalara, kişisel çekişmelere ve dışlayıcı davranışlara sürüklenebiliyor. Çocuklar ve gençler ise bütün bunları görüyor.

Çocuk, söylenene değil, yaşanana bakıyor.

Ebeveyninin savunduğu değerlerle kendi örgütünde yaşadığı davranışlar arasında büyük bir çelişki görüyorsa, o örgütlenmeden uzaklaşabiliyor. Ailesi cemevine gidiyor diye çocuk cemevine gitmek zorunda değildir. Ailesi camiye gidiyor diye genç aynı yolu seçmek zorunda değildir. Ailesi demokratik bir dernekte, kooperatifte, sendikada veya siyasi yapıda bulunuyor diye çocuk da orada yer almak zorunda değildir.

Çocukların uzaklaşmasının nedenini yalnızca gençlerde aramak büyük bir yanılgıdır.

Bazen çocuklarını örgütlerden uzaklaştıranlar, örgütlerin içindeki davranışlarıyla yine ebeveynlerin kendisidir.

Buradan çıkarılması gereken ders açıktır: Çocukların ve gençlerin geleceğini güvence altına almak istiyorsak, önce kendi yaşamımızı değiştirmeliyiz.

Derneklerde, kooperatiflerde, sendikalarda, meslek ve akademik odalarda ve siyasal yapılarda kişisel çıkarların, makam mücadelelerinin ve küçük hesapların yerine dayanışmayı, eşitliği, ortak emeği ve sınıfsal örgütlenme bilincini koymalıyız.

Çünkü insanca yaşam yalnızca çocuklara anlatılarak öğretilmez; çocukların gözleri önünde yaşanarak gösterilir.

Çocuğunu gençlik örgütlerinden, sendikal örgütlenmeden, meslek ve akademik odalardan ve siyasal yaşamdan bütünüyle uzak tutan ebeveyn, aslında çocuğunun gelecekte sahip olması gereken demokratik hakların ve özgürlüklerin kullanım alanını daraltmış olur.

Demokrasi, hak ve özgürlükler başkalarından beklenilmez!

Önce kendimiz değişeceğiz.

Sonra çocuklarımızın önünü açacağız.

Çünkü çocukların geleceğini güvence altına almanın yolu, çocuklara gençlere yalnızca nasıl yaşayacaklarını anlatmak değil; nasıl bir toplum istediğimizi  aile içinde kendi yaşamımızda göstermektir.

Hadi hayırlısı…