Okullar açılalı daha bir hafta oldu. Ancak eğitim kurumlardan şiddet haberleri gelmeye başladı daha ilk günlerden. Çocukları, bu denli şiddete yönelten asıl etkenin ekranlar olduğunda neredeyse tüm kamuoyu aynı düşüncede. Ne yazık ki herkesçe bilinen bu gerçek karşısında başta cumhurbaşkanlığı olmak üzere ilgili bakanlıklar önlem almayı savsaklamakta. Oysa ülkemizin geleceği olan çocuklar bir bir yaşamdan koparılıyor. Kimi tutukevine, kimi de toprağa düşüyor. Ne yazık ki ülkemizi yönetenler duyarsızlıkta yarışmakta.
Gölcük İhsaniye Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bahçesinde iki kız öğrenci saç saça baş başa dövüşüyor. İkisi de yerde… Biri, diğerini altına almış yumruklayıp tokatlıyor. Bahçedeki diğer öğrenciler kavgayı ayırmayı bırakın, kavganın daha şiddetli ve kanlı olması için bağırarak, el çırparak tezahürat etmekte. Bazıları da telefonları elinde bu kavganın görüntülerini kaydetmekte. Eskiden iki ya da daha çok kişi arasında kavgaya gidecek bir tartışmanın olduğunu görse çevredekiler, hemen duruma el koyup iki tarafı da sakinleştirirdi. Böylece kavga önlenirdi.
Gölcük’te yalnızca okul bahçesinde alt alta üst üste kavga eden çocuklar değil, onların canlarının yanmasını, acı çelmelerini destekleyen okul arkadaşları da tinsel açıdan sorunlu ve suçlu. Çocukları bu denli acımasız yapan ne?
20 Eylül 2026 Pazar günü Sakarya’nın Sapanca ilçesinde 16 yaşındaki çocuk B.İ. tartıştığı annesi İpek İpek’i tabancayla vurarak öldürdü. Ayrınca 24 yaşındaki H.T’yi de ağır yaraladı. Bir çocuk, annesini niçin öldürür? Bu yaştaki bir çocuk tabanca kullanmayı ne zaman ve kimden öğrendi?
Bir anne, kendi karnında dokuz ay bir katilini taşıdı farkında olmadan. Bin bir umut ve emekle büyüttüğü yavrusunun bir gün onu yaşamdan koparacak bir cani olacağını nereden bilebilirdi? Çocuğun eline verilen bir telefonun onun katile dönüştüreceğini söyleseniz buna kaç anne ve baba inanır?
22 Eylül 2026 Salı günü Manisa’nın Turgutlu ilçesindeki İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne bir öğrenci silahlı baskın yapıyor. Bir öğrenci yaşamını yitirirken 11 öğrenci de yaralanıyor. Saldırıyı gerçekleştiren H.O. 15 yaşında… Bu yaştaki bir çocuğun sabahın köründe okul basmasındaki neden ne?
Hükümet yetkilileri saldırıda yaşamını yitirenin ailesine başsağlığı dileyecek ve yaralananları hastanede ziyaret edip geçmiş olsun diyecekler kameralar önünde. Ne yazık ki soruna köklü çözüm bulmak için kendilerini yormayacaklar. Birkaç gün konuyla ilgili ekranlara çıkıp konuşacaklar, önlem alıyormuş gibi yapacaklar. Okulların önüne polis dikerek bu işin önleneceğini düşünüp söyleyecekler. Oysa bu güne dek bunun işe yaramadığını bilmelerine karşın kamuoyunu sorunu çözmek istediklerine inandıracaklar. Her zamanki gibi sorunu geçiştirecekler.
Ekran bağımlılığının çocuklarda duygusal kırılma yarattığını çoğu kez yazılarımda vurguladım. Duygusal kırılma yaşayan çocuğun aile, okul, arkadaş, insan, çevre, hayvan sevgisi yok oluyor. Ekran her şeyin önüne geçiyor, yaşamının bile. Onun için aile de arkadaş da okul da çevre de hayvan da ekran… Bağımlı kişinin duyguları örselenip yok oluyor zamanla. Ailesine, okuluna, arkadaşlarına bağlılığı yok olurken ekrana bağımlı oluyor. Ne yazık ki ekran ne derse onu yapıyor. Çocuk, ailesinin elinden kuş olup uçuyor. Masummuş gibi görünen ekran, çocuğu ailesinin elinden çekip alıyor ve istediği gibi biçimlendirip yönlendiriyor. Yeri geldiğinde ailesinden çalınan bu çocuk, anne ve babasına gözünü kırpmadan silahı doğrultabiliyor.
Akranlarına zorbalık yapan çocukların geçmişte ya ailesinden ya çevresinden ya da arkadaşlarından şiddet gördükleri kesin. Daha önce başkalarına şiddet uygulama olasılıkları çok güçlü. Günümüz çocukları ne yazık ki sevgisiz ve ilgisiz büyümekte. Anne ve babalar, çocuklarına sevgi ve ilgi göstermek yerine ekran başından ayrılmıyorlar. Çocuklarının gözlerine bakmak yerine, ekranlara bakıyorlar. İlgisiz, sevgisiz büyüyen çocuk, aradığı ilgiyi ekranda buluyor. Ne yazık ki bu ilgi, onları bizden çalıyor. Artık onlar, ekranların çocuğu oluyor. Ekran ne derse onu yapıyor.
Çocukların yaşama ilişkin amaçları, ülküleri, hedefleri yok! Düşküleri, düşleri bulunmamakta. Onları toplumla birleştirecek duygusal bağlar ne yazık ki son yıllarda siyasetçilerin eliyle koparıldı. Aile içi söyleşiler tarih olmuş çoktan. Resmi ve dini bayramları bayram gibi kutlamıyorlar. Eş dost, hısım akraba ve konu komşu gezmeleri ortadan kalkmış. Onların toplumsal yanını güçlendirecek ne varsa yok edilmiş bir bir. Çocuklar sabahtan akşama dek ekranla baş başa bırakılıyor. Evlerindeki ya da sokaktaki kedi ve köpeklere gösterdikleri ilginin onda birini çocuklarına göstermiyorlar.
Günümüz anne ve babaları kendi rahatına düşkün benciller olarak boy göstermekte. Kendi keyifleri kaçmasın diye çocuklarından uzak durmaktalar. Özverili anne ve baba devrinin sonuna yaklaştık desem aşırıya kaçmamış olurum sanırım.
Turgutlu’da, okulu basan çocuk elinde boyu kadar tüfekle sokakta yürüyor korkusuzca. Bu yürekliliği nereden alıyor? Üstelik tüfekle yolda yürüyen çocuk, kimsenin dikkatini niye çekmez? Bu durum, bir toplumsal duyarsızlık değilse nedir?
Yaşanan çocuk şiddetinin ekranlar üzerinden uluslararası suç örgütleri ve istihbaratlarla ilişkisi araştırılmalı. Ülkemize düşmanlık yapan kimilerinin ekranlar yoluyla ülkemizi bir bunalıma sürükleme olasılığı üzerinde durulmalı. Bu olayların çok boyutlu olduğu kanısındayım.
Çocuklarımız elimizden çalınıyor bir bir. Ne yazık ki yetkili orunlarda oturanlar, yalnıza izliyor olan biteni. Köklü önlemler almak hem çocuklarımızı hem de toplumumuzu kurtarır. O halde ne duruyoruz?
Adil Hacıömeroğlu




Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!